9 Mayıs 2017 Salı

Sosyal medya etiği **

Sosyal medya hayatımıza hızlı bir şekilde girdi. Çoğumuz da kendini orada buldu. Kimi izleyici, kimi paylaşımcı durumunda. Kiminin de adresi var ama pasif durumda. Kimi de işin içinde ama iz bırakmadan kaçak güreşiyor.

Sosyal medyaya magazin  dense yeridir. Türkiye veya dünya gündemi aynen oraya yansır. Her türlü paylaşımı orada bulabilirsiniz. Kimin, nerede, ne zaman, ne işle uğraştığı; kimin hobi ve fobilerinin ne olduğu, kimin nelerden zevk aldığı, fikir ve zikrinin ne olduğu hakkında birinci elden kanaat sahibi olabilirsiniz. Kimlerin bir yerlere gelmek için kimlere göz kırptığını görürsünüz. Hiç paylaşımda bulunmayanla ilgili bir  kanaate ihtiyaç olursa neyi ve kimleri beğendiği bile kendisi hakkında bir fikir verebilir.

Türkiye ve dünya gündemini takip etmek için sanal medyaya göz atmak yeterli olmaya yeterli. Ama doğru haber ile yanlış haberin karıştığı bir haber merkezi. Çoğu kimse gördüğü haberin doğruluğunu araştırmadan paylaşma yoluna gidebiliyor, yeter ki kendi fikrini desteklesin. Sevmediği görüşü, ya da kişileri eleştirsin.

Sosyal medya hayatımızın bir parçası oldu iyice. Hiç girmem diyen günde en az bir defa göz atar bu aleme. Kimi de kendini kaptırdı mı sabah akşam orada artık. Herkesin elinden cep telefonunun düşmemesinin nedeni bu olsa gerek. Paylaşımların sayısı günde öyle zannediyorum milyonları geçiyor. Bu alem sayesinde insanlar çok şeffaflaştı. Neyi paylaşacağını şaşırıyor. Çoğu paylaşımları çok yerinde görmekle beraber bazı paylaşımlar için çoğunuz "Bu da paylaşılır mı" demeden edemiyor. Yemek paylaşımı konusunda bir kısım insanımız gerekli itinayı göstermekle beraber hala yediğini, içtiğini paylaşan insanımızın sayısı da az değil. Öyle paylaşımlar görmeye başladık ki garipsediğimiz yemek görüntüleri, yanında çok masum kalır. Geçen gün birisi zekerat halindeki bir büyüğü adına takipçilerinden Kur’an okumalarını ve dua etmelerini istiyordu. “Ne var bunda?” diyebilirsiniz. Doğru. Bunda bir sakınca yok. Pekiyi, bu paylaşımın altında ölmek üzere olan kimsenin fotoğrafı da paylaşılmış desem ne dersiniz? Öyle zannediyorum, tepki gösterirsiniz. Ben de görünce el insaf, bu kadar da olmaz, dedim. Ömrüm kifayet eder de istemeden girdiğim ve aktif bir şekilde kullanmaya başladığım bu alemde daha ne paylaşımlara şahit olacağım, bunu da zaman gösterecek.

Her anını düşünmeden paylaşan insanlar acaba her şeyin depolandığı bir arşiv olarak mı görüyor bu alemi? Bunun başka bir izahı yok gerçekten. Yoksa bu insanlar yalnızlara oynuyor da paylaşımlara yorum ve beğeni geldikçe bir nebze de olsa yalnızlığını mı gideriyor? Merak ediyorum, her anını paylaşanlar ölünce ölüm anlarını kim çekip paylaşacak? Herhalde şu anda çözümsüz kalan problemleri bu olsa gerek.

İnsanın girdiği her alanda mutlaka bir etik değerler olmalıdır. Eskiden, şimdilerde görgü kuralları denilen bu kurallara adabı muaşerat denirdi ve okullarda ders olarak okutulurdu. Nedir görgü kuralları? İnsanların günlük hayatta birbirleriyle olan ilişkilerinde uymaları gereken kurallar demektir. Çoğumuzun kullandığı sosyal medyada da mutlaka bir adabı muaşerat olmalıdır. Neyin paylaşılıp neyin paylaşılamayacağının bilindiği kriterler konmalıdır. Herkes bir şey paylaşmadan önce iki defa düşünmek durumunda kalmalıdır. Yoksa bu gidişle içimizi dışımıza çıkaracak şekilde, hiçbir mahremiyetimiz kalmayacak. 09/05/2017

** 13/05/2017 günü Kahta Söz gazetesinde yayımlanmıştır.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder