Bir arkadaş sanal alemde “Eski sofralarımız nasıldı?
Bu sabah kahvaltı ederken
sofrada kaç çeşidin olduğunu saydım.
Ortaya çıkan rakam yirmi-otuz
yıl öncesine göre çok çok fazlaydı.
Bir de aklıma eski kahvaltılarımızda 'zeytin' tanesini nasıl yediğimiz geldi.
Bir de aklıma eski kahvaltılarımızda 'zeytin' tanesini nasıl yediğimiz geldi.
Zeytin tanesinin nasıl
yendiğini hatırlayan kaç kişi varız?”
şeklinde bir soru sormuş.
Paylaşıma yorum yazan az sayıdaki
kişi:
1. “İkiye bölerek…
2. En az iki ısırık…
3. 3 lokmada bir zeytin yediğimizi
hatırlıyorum…
4. Zeytinler önce taksim edilir, sonra
dileyen iki dileyen üç ısırıkta yer.
5. Sayıldığı zaman belli olmasın diye ben çekirdeğinin bir kısmını
yutardım” şeklinde cevaplar vermişler.
Sayı az da
olsa demek geçmişte ne şekilde yendiğini hala hatırlayanlar varmış dedim kendi
kendime. Bu paylaşımı görenin çoğu: “Bu adam aklını peynir,
ekmekle yemiş. Hiç böyle soru sorulur mu? Zeytin zeytindir. Nasıl yenmesi mi
olur. Atarsın ağzına. Sıyırıp çıkarırsın” deyip burun kıvırmıştır. Çünkü
zeytinin yüzüne bakan yok şimdi? Üstelik her sofrada siyahı, yeşili, küçük ve
iri tanelisi…olmasına rağmen dolaptan indirilmesiyle dokunulmadan kaldırılması
bir olur. Çok mu ucuz. Gördüğüm kadarıyla yiyecekler içerinde hala pahalı bir
yiyecek…Ama sofrada alıcısı yok. Sadece zeytinin değil peynirin de. Müşterisi
fazla olan ise eğer menüde patates kızartması, pizza türü kahvaltılık olursa
kapış kapış gider. Ben böyle diyorum da asıl soruyu unutuyoruz? Kaç kişi
evinden kahvaltı yapıyor şimdi? Maalesef büyüğü, küçüğü şimdi kahvaltı yapmadan
çıkıyor. “Efendim zaman kalmıyor, kahvaltı yapıncaya kadar biraz daha uyurum,
sabah sabah uykulu uykulu kahvaltı yapamıyorum…” şeklinde tıpkı soframızdaki
zeytin çeşitleri gibi gerekçe ve mazeretlerin her türlüsünü duymanız mümkündür.
Pekiyi bu insanlar kahvaltı yapmadan mı işe başlarlar, ya da okuluna giderler?
Hemen hemen çoğu iş yeri veya okulundaki kantininden simit, poğaça almak
suretiyle hallediliyor şimdi. Kimi ayakta kimi yürürken, kimi de işine
vardıktan sonra işe başlamadan önce... Sağ eliyle bu işleri yaparken sol eliyle
de cep telefonuyla oynamaya devam eder. İş mi? Kaçıyor mu sanki? Bugüne kadar
kim bitirmiş işi? Öğrenci ise sıraya girerek aldığı simit veya dürümünün bir
kısmını derse yetişmek için yolda yemeye başlar. Sonra derse girdikten sonra
ders başlamış mı demez, yemeye devam eder. Tabii, can boğazdan gelir. Ders
kaçıyor mu sanki. Ha öğretmen az bekleyiversin.
Dün sofrada kimin kaç zeytin
yediğinin hesabını yapan, zeytinin kaç defa ısırılmak suretiyle yeneceğini bizzat
gören anne ve babalar gitmiş; yerine kahvaltı yapmayan, yapsa da zeytin-peynir
yemeyen bir nesil geldi. Bunların bildiği tek şey var. Evden parasız çıkmazlar.
Menziline varır varmaz gözü simit ve poğaçadadır. Aklı sıra sanırım piyasayı
canlı tutmak istiyorlar. Öyle zannediyorum, bir kişinin ayaküstü dışarıdan
yaptığı kahvaltı ile eskiler kaç kg zeytin alırdı. Eskilerin kaderi miydi her
şeyin hesabını, kitabını yapmak. Sanırım zeytinin kaç defada yenileceğinin icadı
bize özgü olsa gerek. Bu da yokluktandı mutlaka. Yokluk yediğin zeytine de ayrı
bir tat verirdi, şimdilerde hissedilmeyen.
Allah kimseyi yoklukla imtihan etmesin. Eskiler çok çekti
bunu. Onlar olanla yetinirdi, hiçbir şeyi seçmezdi. Yeri gelir tuz-ekmek
yiyerek karnını doyururdu. Ama yediğinden zevk ve tat alırdı. Şimdi her şey
var, eski tatlar yok. Demek ki yoklukmuş bize yediren. Yokluk temenni edilmez
ama bin nasihat yerine sanırım bize bir musibet gerek, gençlerin yemesi için... Bugünkü nimetlerin kadir
ve kıymetini bilmeyenlere, zeytin yemeyenlere fazla değil az bir yokluk bakın
nelere kadir olur? Yine de temenni etmeyelim.
Niyetin be adam! Yazacak konu mu bulamadın denirse konu
sıkıntımız yok evelallah. Sadece kaybolan kendi imalatımız zeytin yeme şeklini
şimdiki nesle hatırlatarak tarihe not düşmek. Belki ibret alan olur… Bu zeytin yeme şeklinin mucitleri kimdir şeklinde merak eden olursa yorumlardaki beşinci icat bana ait. Lütfen icadıma kimse sahip çıkmasın! 03/03/2017
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder