9 Mart 2017 Perşembe

Ankara'nın mezarlarına bak!

İki yıl önce bir dostumun babasının vefatı üzerine Konya'dan dört arkadaşla birlikte Ankara Gölbaşı ilçesine giderek cenaze merasimine katıldık. Şehirde bir caminin havlusunda cenaze namazını kıldıktan sonra mevta,  cenaze nakil aracına kondu. Biz arabamızla kabristana gittik. Buraya kadar her şey normal seyri içerisinde devam etti. Mezara girdiğimiz zaman daha önceden belediye tarafından hazırlanmış çok sayıda mezar yeri gördüm.

Kepçe ile sıradan aynı hizada açılmış mezarların dört bir tarafına beton atılmış. Hazırlanan bu mezar yerlerinin üstü yine daha önceden hazırlanmış beton kapaklarla kapalı bir şekilde bekletiliyor. Mevtası olan kişi mezarlıklar müdürlüğünden defnedeceği mezarın numarasını alıyor. Çünkü her mezara bir numara veriliyor. Sanırım mezar yeri de paralı olsa gerek. Cenaze namazı evine yakın bir camide kılınıyor. Ardından  defin için belediyece belirlenmiş mezar yerine getirilerek hazır mezarın kapakları açılıp cenaze konduktan sonra hazır betondan yapılmış, kulplu üç kapak üstüne konuyor, beton kapağın üzeri kenarındaki az miktardaki toprakla kapatılıyor. Okunan Kur’an ayetleri ve yapılan duadan sonra işlem bu şekilde sona eriyor. Mezarlıktaki düzen ve tertip mükemmel denebilir. Fakat bana garip geldi. Demek ki Gölbaşı'nın defin işleri geçmişten günümüze bu şekilde devam ediyor diye düşündüm.

Bugün yine bir cenazeye katılmak üzere yolumuz Ankara Polatlı'ya düştü. Zira bir meslektaşımızın annesi vefat etmişti. Altı arkadaş Konya'dan Polatlı'ya gittik. Cenaze namazını kıldıktan sonra Polatlı Kabristanına gittik, cenazeye son görevimizi ifa etmek için. İki  yıl önce Gölbaşı Mezarlığında gördüğümüz manzaranın aynısıydı Polatlı’da da yapılan. Bu şekil mezar hazırlama ve mezarın dört bir tarafını betonla çevirme işi sadece Gölbaşı'na değil, tüm Ankara'ya ait bir gelenek dedim kendi kendime.

Defin işini hallettikten sonra mezarlığın içine yapılmış taziye evine gittik. Okunan aşırı şeriften sonra cenaze sahiplerine taziyelerimizi dileyip ayrıldık. Konya kültürüne göre farklı bir mezar kültürü vardı Ankara’nın...bunu öğrendik. Bir başka daha ayrıntı varmış benim farkına varamadığım. Onu da daha kabristandan ayrılmadan yol arkadaşlarımdan öğrendim: “Ceset kokusu geliyor” dedi hem de biri değil, birkaç tanesi birden. Esen rüzgarla birlikte ceset kokusu her yeri sarmış vaziyetteydi. Arkadaşlarım: “Cesetlerin kokması normaldir. Çünkü defnedilen cenazeler betonun içinde kalıp toprakla temas etmiyor. Toprakla temas etmeyince cenaze iyice çürüyünceye kadar koku devam eder” şeklinde bir açıklama getirdi. Yine yol arkadaşlarımızdan branşı Tarih olan meslektaşım: "Bunlar mezar değil, lahit" dedi. Gerçekten bu şekil bir mezar işini kim başlatmışsa hangi akla hizmetle başlattı, niyetleri nedir? Anlamak zor. Ankaralılar bu durumdan rahatsız değiller mi? Belediye bu hizmeti(!) değiştirmeyi düşünmüyor mu? Biliyorsunuz değer verdiğimiz cenazelerimizi toprağa gömme işini biz kargadan öğrendik. Karga zeki bir canlıdır. Yüzyıllardır gelen bu  toprağa gömme işini betonun içine gömme kimin aklı acaba? Yine biz biliyoruz ki ceset toprağa karışır. Çünkü topraktan geldik, yine toprağa gideriz. Her şey aslına döner misali. Sonra niye cenazeleri gömmek için acele ederiz? Beklerse kokmaya başlar, etrafı kötü kokular alır diye. Kanaatimce Ankara Belediyesi tertip ve düzen hizmetini bir tarafa bıraksın, bu yanlış uygulamadan vazgeçsin. Bu betona gömme fikrini ortaya atan kimse aklını kendine saklasın. Bizim eskiden beri gelen geleneğimiz yerinde kalsın. Haydi kokudan geçtik. Eskiden mezar soyguncuları vardı. İnanın bu şekil bir mezarı açmak, içinden cesedi kaçırmak daha kolay. Çünkü üzerine doğru dürüst toprak atılmıyor. Kötü niyetli biri geceleyin gelip mezarın üstündeki kapağı zorlanmadan bir harekette kaldırıp cesedi kaçırabilir.

Biz Müslüman’ın Müslüman üzerindeki haklarından biri olan farzı kifaye  ibadetimizi icra ederek  yolcu yolunda gerek diyerek yola koyulduk, Ankara’dan uzaklaştık. Cesetlerin kokusunu da almaz olduk. Yolda gelirken ilkokulda çokça söylediğimiz bir türkü aklıma geldi: “Ankara'nın taşına bak/ Gözlerimin yaşına bak” şeklinde. Ankara dendi mi, taşı aklıma gelirdi küçüklüğümde, görmediğim bu şehrin. Çünkü türküden biz öyle öğrenmiştik. Mezarlarını görünce türküyü: Ankara’nın mezarlarına bak/Gözlerimin yaşına bak” şeklinde dillendirmeye başladım. Gösterişli bir şekilde mermerden yapılmış mezarları söylememe gerek yok. Zaten bunu biliyorsunuz…  09/03/2017


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder