Baştan söyleyeyim bu, çok sıkıntılı bir konudur. Kim girerse bu işin içerisine başı belaya girer. Çünkü ya hadis düşmanı ilan edilir, ya da gelenekçi. Yani bu konuda da yine toptancıyız.
Peygamberin sözlerine hadis denir. Hz Muhammed, Kur'an'ı tebliğ ve tebyin etmekle yükümlüdür. Kur'an'ın veciz bir şekilde kısa kısa ifade ettiği bir çok ibadet ve kuralların ne şekilde yapılacağını açıklamıştır. Peygambersiz bir din olamaz. O ne söylüyorsa söylediği ancak vahiydir, asla kendi hevasından konuşmaz. Peygambere itaat eden Allah'a itaat etmiş olur. Bizim Kelimeyi Tevhid anlayışımız Allah'ın birliğiyle birlikte Muhammed'i elçi olarak kabul etmemizle tamamlanır. Muhammed'in söylediği sözün üzerine yani hilafına söz söylemek bir Müslümana yaraşmaz. Buraya kadar yazılanlara öyle zannediyorum, İslam dairesinde olan hiç kimsenin itiraz etmesi söz konusu olamaz.
Sorun nedir o zaman? Malum olduğu üzere geçmişte peygambere atfedilen sözlerdedir. Çünkü geçmişte peygamberin adı kullanılarak çok hadis uydurulmuştur. Geçmişte ne kadar hadis tahlilleri yapılmış olsa da maalesef sahih kabul edilen hadis kitaplarının içerisine uydurma hadisler girmiştir. Sorun da buradan çıkmaktadır. Kütübü Sitte ve Kütübü Tis'a adı verilen hadis kitaplarının dışında da piyasada hadis adı altında rivayetler vardır. Takvim yapraklarının arkasında kaynağıyla beraber yazılı hadisler geçmektedir. Araştırıldığı zaman adı geçen kaynakta öyle bir hadisin olmadığı ortaya çıkmaktadır. Çünkü hadislerin tamamına bugün ulaşılamamaktadır. Bu konuda bir bilgi kirliliği vardır. Yine bir başka sorun, kaynağıyla birlikte zikredilen hadisin peygamber tarafından söylenip söylenmediğidir. Çünkü hadisler hicri üçüncü asırda tedvin edilmiştir. Kur'an'ın mantığıyla örtüşen hadislerden ziyade esas sorun Kuranla çelişen hadislerin peygamber tarafından söylenip söylenmediğidir. Esas sorun burada diye düşünüyorum.
Bu konu yıllardır Müslümanlar arasında hayat ve memat meselesi olarak tartışılır. Gerçi tartışılmaz. Çünkü bu konuda konuşmaya veya söz söylemeye çalışan insanlar farklı ithamlarla susturulur. Hasılı konuşturulmaz. Yine her konuda olduğu gibi bu konuda bizde sağlıklı bir şekilde uzmanlarınca tartışılmaz. Konusunun uzmanları da bir araya gelerek üzerinde tartışma konusu olan hadisler üzerine kafa yormazlar, din konusunda söz söyleme hakkına sahip olan Diyanet İşleri Başkanlığı susmaya devam eder. Ehilleri susunca orta yerde yarım yamalak mürekkep yalamış ilgili-ilgisiz kişiler konuşmaya başlar. Maalesef konular çözüleceği yerde problem daha da büyümeye devam eder.
Acizane bu konuda şunu söylemek isterim:
1.Bize sadece Kur'an yeter, hadislere ihtiyaç yok diyen varsa -ki bunlara mealci deniyor -bu durum kabul edilemez. Allah böylelerini hidayete erdirsin.
2. Kütübü Sitte'de veya Kütübü Tis'a da geçen hadislerin hepsini hiç sorgulamadan, Kur'an, sahih sünnet ve akıl süzgecinden geçirmeden toptan kabul edenler. Bu şekil düşünenler aşırı korumacıdır. Geçmişte hadislerin uydurulduğunu, bir kısmının tespit edildiğini, bir kısmının o günün şartlarında gözden kaçmış olabileceğini düşünmüyorlar. Kur'an'a aykırı hadisleri bile yorumlama yoluna giderek doğruluğunu ispatlamak istiyorlar. İyi niyetlidirler.
3. Sahih hadis kitaplarında Kur'an'a, akla, İslam'ın mantığına ters, sahih sünnete aykırı olan sözlerin peygamber tarafından söylenemeyeceğini düşünen kimselerdir. Her gördükleri hadise acaba diyerek biraz daha temkinli yaklaşıyorlar. Bu kesimin de samimi olduğunu düşünenlerdenim.
Benim hadis konusunda tespit edebildiğim farklılıklarımız bunlar. Başkası varsa da bilmiyorum. Sözlerimi bitirirken yıllardır kangren olmuş bu konunun uzmanlarınca iyice irdelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Hatta tüm hadislerin taranarak tek bir kitap haline getirmeleri, dijital ortama aktarılması, mevzu ve sahih olanlarını belirlemeleri gerekmektedir. Böyle bir çalışma İslam'a ve Müslümanlara yapılmış en güzel hizmet olur. Yoksa birbirimizi töhmet altında bırakmaya, birbirimizi kırmaya devam ederiz. Başka da bir işe yaramaz. 16/01/2017
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder