6 Ekim 2016 Perşembe

Gözü açığa bak!

Arabamın ufak tefek tamir işini halledip mahalleme doğru yola çıktım. Fatih Caddesindeki ışıklarda ışık bekleyen bir aracın arkasına durdum. Siren sesiyle birlikte ardımıza yanaşan ambulansa yol vermek için kornaya bastım, önümüz açılsın diye.  Önümdeki araç hareket ederken bir taraftan kalkmaya çalıştım, dikiz aynasından da ambulansı göz attım. Benim hareket ettiğimi gören yan taraftaki ambulans ardıma yanaşmak için harekete geçti.

Yeni kalkmıştım ki önümden hareket eden aracın durmasıyla birlikte sol tampona hafifçe vurdum. Önümdeki araç hızlı bir şekilde yoluna  devam etti, Ardından kalkan ben ve diğer araçlar çil yavrusu gibi dağıldı her bir tarafa. 150 metre ötedeki markete gitmek için aracımı park ederek alışveriş yaptım.

Ertesi günü 2015-2016 öğretim yılının sene sonu toplantısını yapıyorum. Toplantı esnasında iki defa telefonum çalmış, açmadım. Bir fırsat bulup beni arayan telefonu aradım. Telefondaki ses, elektronik bir ses idi. Dinlemeden kapattım. Az sonra telefonuma baktığım zaman yine 505'li bir numara. Tekrar aradım, yine banttan bir ses. Sanırım reklamcı olsa gerek diyerek dinlemeden kapatıp toplantıya devam ettim. Az sonra eşim aradı, cevap vermedim toplantıyı bölmemek için. Öğretmenler konuşurken kayıtlı olmayan bir numara daha aradı. Açtım telefonu. "Amca! Niye kaçtın dün" dedi. Ne kaçması, kimsiniz derken. "Dün benim arabama vurup kaçtın ya" dedi. Kaçan falan yok,  sen de gittin, durmadın dedim. "Polis çağırdım, arabam berbat" dedi. Neyi var arabanın, markası ne dedim. "Toyota, arka tampon, kullanılmaz durumda, değişmesi lazım" dedi. O kalkış hızıyla tampon kullanılmaz durumda öyle mi dedim. "Evet değişecek" dedi. Tamam bakalım, gerekirse değiştirelim dedim. "Sen kaçınca ben polis çağırdım" dedi. İyi yapmamışsın mübarek, zaten plakamı almışsın, polise gidinceye kadar beni arasaydın ya dedim. "Oldu bir kere" dedi. Şikayetini geri al, bugün toplantım var, yarın sanayide buluşup tampon işini halledelim dedim, telefonu kapattım.

Telefonuna cevap vermediğim eşim "Eve iki polis geldi, seni karakola çağırıyor, bu ne iş" diye mesaj göndermiş. İletiyi okuyunca işin vahametini anladım. Gelince görüşürüz dedim. Toplantı bittikten sonra eve gelip aracıma bindim, karakola uğradım. Tampon mağdurunu da çağırdım, ifadenizi geri çekin diye. Buluştuk. İfademde olayı olduğu gibi anlattım, tutanaklar tutuldu. Polise sordum, eve niye geldiniz diye. "Sizi iki defa aradık, cevap vermeyince mecbur kaldık" dedi. Ne zaman aradınız dedim. "505'li numara ile aradık" dedi. Telefonumdaki cevapsız çağrı numarasını söyledim, bu mu sizin numaranız diye. "Evet" dedi. Ben sizi pazarlama ve reklamcı sandım dedim, çıktım. Ardından aracına vurduğum ifadesini yeniledi mağduriyetim yok diye. Kendisini dışarıda bekledim. Nerede vurduğum araba, bir göster bana dedim. Park yerinde aracını gösterdi. 98 model eski  toyotalardan idi. Tampon sol tarafa yatık bir şekilde duruyordu. Bu tampona ben vurunca mı bu hale geldi dedim. "Evet" dedi. Geçmiş olsun dedim. Yarın sanayide buluşmak üzere ayrıldık.

Sabahında gördüğüm seminerden sonra öğle vakti sanayiye geldim. Aracına vurduğum, sanayide oto cam işiyle uğraşan gençleri de çağırdım kaportacımın yanına. Şu aracın tamponunu yenileyelim dedim. Usta: "Ben bunu tamir ederim" dedi. Mağdur: "İyi bir şey olacaksa olur" deyince, kaportacı: "Nasıl iyi bir şey istiyorsun, zaten tamponun burasından daha önce kaç defa işlem görmüş, sen ne iyi bir şeyden bahsediyorsun dedi. Bizimkiler sesini kesti, "Tamam, öyle olsun" dedi. Kaportacıya boya ve el emeği ücretini ödedim ayrıldım oradan.

120 liraya mal oldu bana vurup da kaçtığım aracın tamponunun tamiri.  Araca vurduktan sonra zarar verdiğimi bilseydim dururdum. Aracına vurduklarım da az ileride sağda durmuşlar. Ben de sol tarafa dönüm sağa park etmiştim aracımı. Kaçak muamelesi görmek, evime polisin gelmesi, ardından gidip karakola ifade vermek zoruma gitti. Böylece ilk ifademle birlikte ifade vermenin de ne olduğunu böylece öğrenmiş oldum. Bir şey daha öğrendim: gençlerin göz açıklığı. Defalarca vurulup tamir gören tamponu bana yeniletmek istemeleriydi. Üstelik sanayicilermiş bir de. Ama yine de hatalıyım, adına kaçmak denilen o eylemi yapmamalıymışım. Gençlerin işleri de varmış, işlerinden de kalmışlar. İyi ki yapamadıkları işlerin parasını istemediler benden. Buna da şükür!

Ben, benim aracıma vurup kaçanların peşine düşmüş olsaydım arabamı yenilermişim, bahtıma yanayım. Hele en son aracıma vuranla ilgili tutulan tutanağı bile işleme koymamış, gidip kendim yaptırmıştım, eksper ile kim uğraşacak diye.

Bundan sonra gözüm açıldı. Arabama vuranın peşindeyim haberiniz olsun. Eski Ramazan'ı bulamayacaksınız, ona göre dikkatli olun... 06/10/2016


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder