Birinci
Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşından
sonra ülkemiz 15 Temmuz gecesine şahit olmadı. Ülkemiz içeriden ve dışarıdan
olmadığı kadar düşmanla dolu. Hainler burnumuzun ucuna kadar yerleştirilmiş,
kuyumuzu kazmak ve gözümüzü oymak için
hareket zamanını beklemişler. Emir gelince de sonu nereye varır demeden
mahremimize saldırdılar. Halkı birbirine düşürmek ve iç savaş çıkarmak için
ellerinden geleni yaptılar. Ekonomimizi felç ettiler. Nice canlarımızın kanına
girdiler. Darbecilerin onca yıkımına rağmen en büyük faydaları ülkemizin
insanını birleştirmek oldu. Hiç hesaba katmadıkları da bu idi. Onları kahırlarından
öldürürse bu birlikteliğimiz öldürür.
Milletini
yanında bulan devlet ülkemizdeki
tehlikeyi atlattıktan sonra şimdi içine sızmış, devletini oymaya çalışan,
vatandaşları birbirine düşürmeye çalışan bu örgütten temizlenmeye çalışıyor.
Özellikle devlet kurumlarına sızmış örgüt üyelerini açığa alarak haklarında
inceleme ve soruşturma işlemi başlatmıştır. Kendini devleti ve ülkeyi yok
etmeye adamış hiçbir zümreye devlet
müsamaha gösteremez. Darbeye katılan, destek veren, teşvik eden, ekonomik
katkıda bulunan, istihbarat toplayan, darbe çığırtkanlığı yapan, devletin
istihbaratını başkalarına veren, devletin istihbaratını karartan, bağlı olduğu
amirinden değil de kurum dışında başkasından emir ve talimat alanlar bu süreçte
mutlaka temizlenecektir.
Devlet
aklı bu örgütle resmi bağlantısı olan vakıf, dernek, sendika gibi yerlere üye
olanlardan başladı açığa almaya. Herhangi bir yere üye olmadan kurum ve
kuruluşlarda görev yapan kripto denilen üyeleri de vardır. Nerede bir insan
topluluğu varsa bu örgüte ait adanmış birileri vardır. Devletin başının
yaverliğine, Genel Kurmay Başkanının yaverliğine kadar sızmış bir yapı var
karşımızda. Her şeyi sık dokuyan devlet maalesef bunu görememiştir. 70'li
yıllarda ortaya çıkmış 90'larda okul, dershane, olimpiyat, evler, yurtlar,
üniversiteler açmış, basın ve medya sektörüne girerek devlete ve vatandaşa
kendini pazarlamayı bilmiş, merkezi sınav birincileri çıkararak kendini
göstermiş ve herkese marka gibi görünmeyi bilmiş, başta siyaset olmak üzere her
kesim ile iyi geçinmeyi becermiş, tedrislerinden geçen milyonlar var
karşımızda. Olimpiyatlar vasıtasıyla devleti de arkasına almış bu kesime karşı
eğitime susamış milletimizin ekserisi de çocuklarını legal olan bu yapıya
verdi. Öyle bir zaman geldi ki, birçok insan çocuğu başarsın diye abi ve
abla arama yoluna bile gitti. Gizli çalıştıkları göz önüne alınırsa bu yapıya
samimi bir şekilde gönül vermiş insanların sayısı azımsanamayacak kadar çoktur.
17-25 Aralık ve 15 Temmuz olaylarında ne kadarı bu yapının içerisinde kaldı araştırılmaya
değerdir. Bu yapıyla şu ya da bu şekilde yolları kesişmiş insanımız az
değildir. Pekiyi bunları ne yapacağız? Her birini içeri alacak mıyız? Aldığımız
takdirde hapishanelerimiz yeterli gelecek midir? Yollarının önünden geçmiş
herkes suçlu mu ilan edilecek? Askeriyeye gidecek olanları kendi okul ve
dershanelerinde okutmadıkları hesaba katılırsa bu yapıyı çözmek gerçekten zor.
O
zaman ne yapmak lazım? 15 Temmuz itibariyle devlet, en güvendiklerinden
başlayarak herkesten şüphelenmelidir. Yoğurdu üfleyerek yemelidir.
Suçluyu-suçsuzu belirlemenin yollarını bulması lazım. Bu esnada Ergenokon ve Balyoz yargılamalarında suçlu suçsuz ayırımı yapmadan kendilerine yer açmak için mahkeme kararlarıyla vatanseverlerin mahkum edildiği gibi bir kumpasın içerisine girilerek sap ile saman karıştırılmamalıdır. Bu konuda sürek avına
çıkılmamalıdır. Sayın Cumhurbaşkanının bu yapı ile ilgili tasnifi esas alınmalıdır: "Altı ibadet, ortası ticaret, tepesi ihanet " şeklinde. İbadet boyutunda kalanları oradan kurtarmak gerek. İçlerinde kalmış, onlara inanmış-kanmış, olayların içerisinde
yer almayan saf Anadolu insanını ayırt etmek ve kelle avcılığı yapmamak lazım.
Bundan sonra herhangi bir okula, kurum ve kuruluşa eleman alındığında başarı ve
liyakat esas alınmalıdır. Sınavı geçen kimse kılı kırk yararcasına
araştırılmalıdır. Devlete ait hiçbir kurum ne kadar iyi olurlarsa olsun asla
tek kesime ihale edilmemelidir. Kurum ve kuruluşlara bu toprağın mozaiği olan
her kesimden kişi görev alabilmelidir. Farklı kesim ve düşünceden olanlar o
kurumda asla bir hiyanete kalkışamazlar. Çünkü tekdüze değildir. Birbirlerini
dengelerler. Özellikle askeriye, emniyet, MİT gibi kurumlara eleman alımında
azami titizlik gösterilmelidir. Hangi cemaat olursa olsun hiçbir cemaate mensup
bir kişi alınmamalıdır. Çünkü bugün iyi olan bir hareket yarın bir isyana
kalkışabilir. Eğer alınacaksa bu tür yerlerde bu toplumda var olan Alevi, Sünni,
ateist, dindar, milliyetçi vb her renkten kişi alınmalıdır. Amirinden ziyade
hocasından, hacısından emir alan emir kullarına devletin tüm kademesi
kapatılmalıdır.
Devlet
böyle bir ortamda dış ülkelerle menfaat ilişkisine dayalı diplomasi yürütmeli,
istihbarat ve ekonomik ortaklıklar yapmalıdır. Dost ülke sayısını artırmalıdır.
Meydanlarda konuşurken dış devletlere karşı diplomatik bir dil kullanmalıdır.
Ülke içinde ise halihazırda darbeye karşı son yıllarda görülmediği kadar bir
birliktelik söz konusudur. Bir taraftan yaraları sararken bir taraftan da
farklı siyasi vb düşüncedeki insanlara karşı zeytin dalı uzatılmalı, onları
dışlamamalı, kamuya eleman alımında diğer kesim içerisindeki vatansever, işine
aşık insanlara da yer açmalıdır. Darbeye teşebbüs eden yapının içerisinde suç
işlememiş, pasif görevde kalmış, bu örgütün isyanını gördükten sonra pişmanlık
duymuş insanları kazanmak için bir çalışma yapmalıdır. Biliyorsunuz Fatır
Süresinde Allah: “Eğer Allah, insanları
yaptıkları (kötülükler) yüzünden (hemen hesaba çekip) cezalandıracak olsaydı,
yer üzerinde hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye
kadar erteliyor. Nihayet süreleri gelince (gerekeni yapacak). Çünkü Allah,
kullarını hakkıyla görendir” buyurulmaktadır. Yine burada Hz Muhammed’in Mekke’yi
fethedeceğini gizlice bildiren Hatıp bin Ebi Belta’yı burada akla getirmek
lazım. Yazdığı mektup yakalandıktan sonra niçin böyle yaptığını söyleyen
Peygambere Hatıp: “Ya Rasülallah! Bu mektubu yazarak orada bulunan ailemi,
malımı mülkümü kurtarmaya çalıştım, başka bir niyetim yoktu” deyince, Peygamber
ashabına: “Hatıp, Bedir ashabındandır” der. Yaptığına pişman olan Hatıp’a
herhangi bir işlem yapmaz. Hatıp bu şekilde kazanılmış olur.
Birlik
beraberliğimize halel gelmeyecek şekilde sosyal barışı sağlayalım. Bu ülkeyi
yeniden inşa edelim. Suç işlemiş hainlere mutlaka gereken cezayı verelim. Güvendiğimiz
insanlara her şeyimizi emanet edelim ama tedbir ve teftişi asla ihmal
etmeyelim. Yaptıklarımızla yeni suç makinelerinin oluşmasının önüne geçelim. Doğru bilgi ve doğru davranışla gafil olanların gafletlerinden uyanmalarına imkan verelim... 23/07/2016
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder