9 Aralık 2015 Çarşamba
Heyecanları yok edilmiş bir nesiliz biz... Kimse kızmasın.
Yıl 1974 ilkokul 4. öğrencisiyim. Öğretmenimizin tayini çıkması sebebiyle A ve B sınıfları birleştirilerek A sınıfında ders görmeye başladık. Derse okul müdürü girerdi. Sınıf oturma düzeni küme oturma düzeniydi.
Müdür çoğu zaman derslere gelmez. İki sınıf bir sınıfta boş beklerdik. Öğretmeni olmayan sınıf ne yapacaktı. Sınıftan bazıları sıralarından kalkar, orta yerde dolaşırlardı. Gürültü ise o biçimdi.
Dersin boş geçmesi çokça olurdu. Sınıfın öğretmeni D. T. ara sıra sınıfa lutfeder gelir, sınıfın durumuna bakar giderdi. Hele şükür sınıf yerinde duruyor ve yok olmamıştı.
Bir gün yine öğretmen yok, sınıfta bekliyoruz. Sınıfın çoğu aralarda dolaşıp, koşuşuyor. Bense uslu uslu sıramda oturuyorum. İçimden bir ses, "Herkes ayakta, sen niye ayakta değilsin. Kalk bir de sen dolaş" dedi. Öyle ya, en büyük hayalimdi belki de. Bütün cesaretimi topladım, ayağa kalktım. Tam sınıfın ortasına ayaktakilerin yanına varırken dersin öğretmeni müdür kapıyı açtı. Herkes yerine kaçıştı. Orta yerde ben kalakalmıştım. Sırtımı dönüp yerime doğru giderken bir tekme ile irkildim. Gelen tekme müdürün sivri uçlu, siyah ayakkabısıydı. Yere kapandım mı hatırlamıyorum. Bir hafta boyunca o tekmenin acısını çektim. O acıyı yüreğime gömdüm; hiç kimseye söylemeden.
Kime söyleyeceksin ki? Anne-babaya mı? Yoksa devlete mi? O zamanlar ne alo 147 vardı, ne bilgi edinme, ne sağlık ocağına gidip rapor alma vardı. Müdür o günün ceberrut anlayışını temsil ediyordu. Anlayışımızda zaten hocanın vurduğu yerde gül biterdi. Tekme ve acısı geçti gitti. Aradan 41 yıl geçmiş. Bugün nereden aklıma geldi bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var. Bu olayın bilinç altıma işlediği. Ya o anki onurum...Yok olan öz güvenim. Bastırılmış duygularım. Katledilen heyecanım. Suçum neydi peki? 10-11 yaşında boş geçen bir derste ayağa kalkmak.
Öğretmene kızgın mıyım? Hayır. Bu yapılan muamele doğru mu? Hayır. İnsan hata yapar, ama gönül almayı da bilmeli değil miydi? Maalesef gönlüm de alınmadı. İncinen gururum da cabası tabi.
Öğretmene kızgın değilim ama acıyorum. Acıdım şimdi. Çünkü o da dayakla büyümüş. Böyle bir muameleyi yapan ancak dayakla büyümüştür. İnsanoğlu gördüğünü yapar. Kim bilir? Ne kadar dayak yemiştir zavallı! Bizim nesil az veya çok dayakla büyüdü; Cennetten çıkma dedikleri. Dayak yiyen büyüyünce dayak atar; bilinçli ya da bilinçsiz. Başka şansı yok. Dayak acziyetin tezahürüdür.
Geçmişte zaman zaman istemeyerek başvurduğum bu yöntem beni kendimden nefret ettirdi. Her bir yaptığım muameleden sonra nedamet duygum ağır bastı, kalbini ve gönlünü kırdığımın mutlaka gönlünü aldım, hatta özür diledim.
Tek temennim, dayakla büyüyen nesilden dayak yiyen bizler büyüdük. Ama özgüvenimiz yok oldu. Asla da geri gelmez... Eşeğe yapılan bu muameleyi azalttık. Bizden sonra yetişen her nesil bu işi daha da azaltacak. Gitgide yok olacak. Ardından kendinden emin, daha öz güven sahibi olan nesillerimiz yetişecek.
Bu vesileyle beni 4'e kadar okutan, her şeyiyle bize örnek olan Mustafa VAROL öğretmenimi hayırla yadediyorum. Bazı derslerde bize okuduğu bir kitabı vardı, can kulağıyla dinlediğimiz. O kitapta geçen bir Hayri Dede vardı; hikayenin kahramanı. O kitabın adı neydi bilmiyorum. Eğer öğrenirsem bu yaşımda o kitabı alıp okumayı isterim.
Kırmışsam bir gönül; affola.
Şiddetsiz günler hepimizin olsun. 08/12/2015
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder