"İlk Burun
Ameliyatım" başlıklı yazımda, 1998 yılında burnumun sol tarafından
ameliyat olduğumu, ameliyat sonrası sürecin zor geçtiğini, ameliyat olduğum
taraftan aldığım nefesle 2024 yılına geldiğimi, şubat ayında KBB doktorumun iki
taraf da tıkalı teşhisi sonucunda, yazın ameliyat olmaya karar verdiğimi
bahsetmiştim.
Temmuzun son
haftasında ameliyat günü almak için doktora tekrar muayene oldum. Burnumu yine görüntülü
aletle muayene etti. Bir yere kadar giden alet daha ileriye gitmedi. Aynı
zamanda genizde akıntı olduğunu, küçük dilin de sarktığını, dili de yukarı
doğru kaldırmamız gerektiğini söyledi.
Küçük dilimin
sarkmış olduğunu duyunca bir ara dişime kanal tedavisi yapan bir diş hekiminin,
ben böyle büyük dil görmedim dediğini hatırladım. Belki de bu sarkıklıktan
dolayı dilim büyük gözüküyordu. Adı üzerinde küçük dil ama kapladığı alan
büyüktü.
Hem burun hem de
dili yukarı kaldırma ameliyatını birlikte yapalım önerisinde bulundu. Burundan
ameliyat olursam horlamayı kesmeye faydası olur mu dedim. Olur. Yalnız biz
burnu açsak bile dilin sarkıklığını yukarı kaldırmazsak iç tarafı kapatır.
Horlamayı tam kesmeyebilir dedi.
Aile efradı ile
istişare sonucunda küçük dil ameliyatının daha zor olduğu kanaatine vararak
sadece burundan ameliyat olmaya karar verdik.
Konsültasyon için
göğüs bölümünden görüş istendi. EKG ve röntgen çektirdim. Kan verdim. Solunum
fonksiyon testine (SFT) girdim.
Sonuçların ameliyat
olmama mani olmadığı görülünce 2 Ağustos 2024 Cuma günü burun ameliyatı için
yatış yaptım.
Aynı gün ameliyata
alındım.
Tümden uyuttular.
Uyuturlarken boğazımdan boğarcasına bir şeylerle bastırdıklarını hatırlıyorum.
Çocuklarıma, beni boğmaya uğraştılar ama beceremediler dedim. Gülüştük.
Uyandığım zaman
dinleme odasındaydım.
Odaya alınarak bir
gün hastanede gözetim altında tutuldum.
Ameliyat olup
olmadığımı görmek için cep telefonu kamerasından burnuma baktım. Hiç sargı ve
ameliyattan iz falan yoktu. Burnumda tampon da görünmüyordu. Burnumu çekince
burnumda tampon olduğunu anladım.
Hastanede kaldığım
bir gün boyunca burnum şişmesin diye buz tedavisi uyguladım. Ayağa kalkınca burnunmdan
hafif kan sızıntısı geldi. Kanı görünce ameliyat olduğuma kani oldum.
Ne ağrı vardı ne
sızı. Rahatça konuşabiliyorum. Yiyip içebiliyorum. Halbuki 1998'de ameliyat
olduğumda bir şeyleri içmek bile eziyetti.
Ameliyat sonrası
doktor asistanıyla ziyaretime geldi. Şikayetim olup olmadığını sordu. Yok
deyince cumartesi çıkaralım, şu şu ilaçları yazalım, pazartesi de tamponu
çıkarmam için polikliniğe bekliyorum dedi.
Cumartesi doktorun
asistanları geldi. Sıkıntımın olmadığını görünce taburcu ediyoruz sizi. Sizi
rahatlatmak, burnunuzu yıkamak için solüsyon yazdık. Şırıngayla günde dört kez
yıkayalım. Çeşme suyu değdirmeyelim dedi.
Taburcu işlemlerinin
ardından eve geldim. Gün boyunca yeme, içme, uyumada sorun yoktu tamponlara
rağmen.
Pazar günü daha da
rahatlarım derken pazar günü tam aksi oldu. Yeme, içme, konuşma zorluğu
çektim.
Pazartesi tamponu
aldırmak için polikliniğe gittim.
Doktorun önüne
oturdum. 1998 yılındaki burun ameliyatımdaki tamponların çıkarılışı gözümün
önüne geldi. Gözümden yaşlar damlamıştı acısından. Yine öyle olur mu diye
endişe ettim. Tamponları çıkardığından haberim bile olmadı. Ne ağrı ne de sızı
hissettim.
Burnumu yıkadıktan
sonra nefes alır mısın dedi. Aldım. Nasıl dedi. Dünya varmış dedim. Teşekkür
ettim. Büyüyen etleri küçülttüm. Daha önce ameliyat olduğun için ameliyatı
içeriden yaptım dedi.
Çıkmadan önce bir
hafta, on gün çeşme suyu değdirmeyelim. Günde iki defa ikişer sisi solüsyon
uygulayalım. Verdiğim antibiyotiği bitinceye kadar kullanalım. Pazartesi
öğleden sonra kontrol için bekliyorum dedi. Tekrar teşekkür edip çıktım.
Koridora çıkınca tekrar
tekrar nefes aldım. Hem de iki burnumdan birden nefes alabiliyorum. Tekrarladım,
oh be dünya varmış sözümü.
Ameliyat yapan doktorum
Doçent Dr. Abitter Yücel Bey idi. İlgi ve alakasına, emeğine çok teşekkür ediyorum.
Emeğine sağlık.
Yaşı genç olmasına rağmen
işinin ehli biriydi. Kendisini iyi yetiştirmiş. O kadar yoğun iş yüküne rağmen kızıp
köpürmeden, ip un sermeden işini bir güzel yaptı.
Elan ameliyat olduğumun
üçüncü günü, ameliyat olmamış gibi sapasağlamım. Rahat nefes alıyorum. Burnumda
tampon olduğu zaman bile horlamamışım. Böyle giderse bundan sonraki ahir ömrümde
rahat nefes alarak ömrümü tamamlayacağım. Horlayıp kimseyi de rahatsız etmeyeceğim.
Yine yolda giderken 1998
yılındaki olduğum ameliyat geldi. Ameliyat olmak için doktorun İstanbul Caddesindeki
özel muayenesine gitmiştim. Şimdi ise özel muayene olmadan, bıçak parası vermeden,
özel muayene ücreti ödemeden bir çırpıda ameliyat oldum. Üstelik 1998 yılındaki
ameliyatım gibi burnumun biri ameliyat edilip diğerinin kalma durumu yoktu. Tampon
iki hafta boyunca burnumda takılı kalmadı. Tampon çıkarılırken ağrı, sızı çekmedim.
Ameliyatın ardından iki gün sonrasında tamponlar da çıkarıldı. Ameliyatım göz kararı
yapılmadı. Aletle görüntülenerek kapalı yerler tespit edilmişti.
Hasılı modern tıp kendini
geliştirmiş. Doktorlarımız da bu gelişmeye ayak uydurmuş.
Abitter Bey gibi doktorlar
kolay yetişmez. Öyle beğenmiyorlarsa gitsinler demekle olmaz. Kıymetlerini bilmek
lazım. O kadar emeklerine saygı göstermek gerek. Devletin onca masraf ederek ve
çaba sarf ederek yetiştirdiği bu doktorları ülkede tutmak için elden ne gelirse
yapmak lazım.
Bu vesileyle ameliyatımı
yapan Abitter Bey’e ameliyat öncesi ve sonrası ameliyat sürecini planlayan, doktorla
görüşen, desteğini esirgemeyen çocuklarıma çok teşekkür ediyorum.
Son söz, burnunuzdan
nefes almada sorun yaşıyorsanız, hiç ihmal etmeyin. Bir muayene olarak gerekirse
ameliyat olun, benim gibi ömrünüzü ağızdan nefes alarak geçirmeyin.