28 Aralık 2023 Perşembe

Mesleği Yalan ve U Dönüşü Olanlara Gelsin

Bir çocukluk arkadaşım vardı. Üç yıl kadar aynı sınıf ortamında okuduk. Çocukluğundan lise bitirinceye kadar adeta yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmedi.

Beğenmediğim bir yönü vardı. Her ne yaparsa gizli yapar, hesap sorulduğunda da yalanlardı. Doğru diye de yemin billah ederdi. Ömrü yalanla geçti dense hayatını yalan üzerine kurdu dense yeridir. 

Özünde temiz biri olmasına rağmen hayatını yalan üzerine kurmasında dedesinin payı büyük. Çünkü her ne yaparsa, dedesi onu sığaya çekerdi. Bundandır ki dedesinden çok korkardı. 

Büyüdü, çoluk ve çocuk sahibi oldu. İşini kurdu. Ama küçüklüğünde, baskıdan dolayı başvurduğu yalan onun yakasını hiç bırakmadı. Adeta kendisinden ve kişiliğinden bir parça oldu. Konuşurken de avukat gibi konuşur, hiç teklemeden muhatabını ikna ve etkileme özelliğine sahiptir. 

Okul hayatı boyunca hem birinci hem de ikinci dönem zayıfı olmasına rağmen karnesini kimse görmemiştir. Sorana da teşekkürüm var, takdirim var derdi. Yazın bütünlemeye gider. Ailesine de şu işim var diye söylerdi. Sinemaya gider, başka bir yerden geldiğini söylerdi ailesine. 

Çoluk çocuğa kavuştuktan sonra bir gün annesi ile karşılaştım. Hoşbeş ve hal hatırdan sonra nereden çıktıysa "Oğlumun Allah bir dediğinden başkasına inanmam" dedi bana. Üzüldüm doğrusu, arkadaşın annesine verdiği bu imajdan dolayı. 

Hasılı yalan kadar kötü bir şey yok ama maalesef hayatın bir parçası. Dediğim gibi yalan söylemeyi alışkanlık haline getirenin çocukluğuna inmek gerek. Sorumluları da başta ailelerimiz olmak üzere üzerimizdeki baskılar.

Yalandan U dönüşüne geçmek istiyorum. Yalanla U dönüşü aynı mı bilmiyorum. Yalanla bunun ne alakası var diyebilirsiniz. Yalnız yalanda gerçeğin hilafına konuşarak insanları kandırma yönü var ise U dönüşünde de önceki tavır ve hareketin, söz ve eylemin birbirine hilafı var.

Ömrünü, siyasetini ve hayat felsefesini U dönüşü üzerine kuranlar da önceki söylediklerinden dönerek birilerini kandırmaya çalışıyor ve bunda da baya başarılı.

Burada her insanın hayatında, önceki görüşünü değiştirmek suretiyle dönüşler vardır. Elbette önceki düşüncesi yanlış ise değiştirecek. Yalnız bunu değiştirirken yani U dönüşü yaparken geçmiş hatasını itiraf etmesi gerekir. Aynı zamanda bu U dönüşünü meslek haline getirmemelidir.

Açıkçası yaşını, başını almış, çoluk çocuğa karışmış, yaşı kırkı geçmiş bazı insanların meslek haline getirdiği U dönüşünü takip etmekten ben haya eder oldum. Bu kadar da olmaz diyorum. Çünkü benim midem, bünyem, kişiliğim, sorumluluğum bunu kaldırmıyor. Bazılarında ve her sözüne kulak verenlerde nasıl mide varsa artık.

Yaptığı U dönüşleriyle hakkında ciltler dolusu kitap yazılabilecek bu tipler için bu aşamadan sonra tıpkı yalanı meslek haline getiren arkadaşımın annesi, oğlunun Allah bir dediğinden başkasına inanmıyorsa ben de mevki ve statüsü ne olursa olsun U dönüşünü meslek haline getirenlerin ve bunu yaparken gözünün içine baka baka yapanların Allah bir dediğinden başkasına inanmıyorum. Nicedir bu görüşteyim. Aynı yol üzereyim.

Ayakları Yere Basmayan Zümre

Gözde bir okulun müdürü sosyal medyada tefsir dersi sınavında meslek dersleri öğretmenlerinin zümre olarak hazırladıkları sınav kağıdı içeriğinin bir kısmını paylaşmış. Böyle sorular hazırladıkları için öğretmenlerini tebrik ediyor. 

Ders tefsir olduğuna göre zümrenin, Kureyş ve Fil surelerinin anlamını öğrencilerinden istemesi kadar doğal bir şey olamaz. Bu yönüyle öğretmenleri ben de tebrik ediyorum. 

Burada sorun, Fil ve Kureyş surelerinin anlamlarını istenmesi değil. Sorun, Fil suresinin anlamından hareketle, Kabe'yi yıkmaya cüret ederek haddi aşan Ebrehe'nin Allah'ın orduları tarafından nasıl yok edildiğinin ve bunu bugünkü Filistin'deki hadiselerle yorumlanmasının istenmesi. Kureyş suresinin sorulması da öyle zannediyorum, İsrail ile alakalı. İsrail de Filistinlilere zulmederek tıpkı Ebu Lehep gibi haddi aştı. Ebu Lehep'in başına gelen İsrail'in de başına gelmesini istiyor. Öğrenciler sınavda ne yorum yaparlar, bunu bilemiyorum.

Yeniden 5.soruya gelirsek, belli ki öğretmen, Kabe'yi yıkmaya gelen Ebrehe nasıl ki haddi aştığı için cezalandırıldı ise İsrail de Filistinlilere uyguladığı zulüm ve katliam dolayısıyla cami duvarına çoktan işedi. Bu yaptıkları yanlarına kâr kalmamalı. Tıpkı Ebrehe ordusu gibi İsrail de kahrı perişan edilmeli. Bunun için Allah'ın ordularını göreve çağırıyor. Allah Fil olayında olduğu gibi yardım eder mi, İsrail'i yok eder mi bilmiyorum. Zira bu, Allah'ın işi. 

Açıkçası öğretmen zümresinden, "Ey îmân edenler! Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve savaş atları (savaş araçları) hazırlayın ki bununla hem Allah'ın, hem de sizin düşmanınız olan kimseleri ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, fakat Allah'ın bildiği kimseleri (korkutup, size karşı savaştan) caydırabilesiniz." (Enfal, 60) ayetini sınavda sormasını ve bu ayetin yorumlanmasını sormasını isterdim. Çünkü bu ayet Müslümanların ayaklarının yere basmasını istiyor. Allah bu ayetle Müslümanlara caydırıcı olması bakımından düşmanlarına karşı ne yapmaları gerektiğine dair bir ev ödevi veriyor. Açıkçası Allah, “Ayaklarınızı yere basın ve görevinizi yapın. Düşmanın hakkından ancak böyle gelirsiniz” demek istiyor. Başta öğretmen zümresi olmak üzere Müslümanlar ne yapıyor? Fil suresinden hareketle Allah’ı göreve çağırıyor. Yani “Ya Rabbi, bu iş sende” demek suretiyle Allah’a görevini hatırlatıyor ve görev veriyor.

Neyse, her zaman olduğu gibi bizim bu zümre ve Müslümanlar işin kolayına kaçıyor ve kaçak güreşiyor. Ayıptır, tek kelimeyle günahtır. Acizliğimizin faturasını bunu öde demek suretiyle Allah’a hatırlatıyor ve “Düşmanın silahıyla silahlınınız” sözünü de bu vesileyle es geçiyorlar.

Bunu da geçelim. Diyelim ki beşinci soruda öğrenciler Fil suresiyle İsrail’i sorgularken içlerinden bir tanesi şöyle yorum yapsın: Öğretmenim, iyi, hoş diyorsun. Bu yol benim de hoşuma gidiyor. Allah İsrail’i bu vesile kahretsin. Yalnız kafama şu soru takıldı. Ebrehe daha Kâbe’yi yıkmadan, Kabe’yi yıkmaya teşebbüsten başına bu geldi. Fakat hafız, dini bütün, koltuğunda Kur’an’ı eksik etmeyen ve gece boyunca Kur’an okuyan, Kur’an’ın hareke ve noktalamasına katkıda bulunan Haccac-ı Zalim, halifelik iddiasında bulunan, üstelik 10 yıl kadar Mekke ve Medine’nin halifeliğini yapan Abdullah b. Zübeyr’i yok etmek için hac mevsiminde Kâbe’yi mancınıkla yıkmıştır. Adam öldürmenin yasak olduğu harem bölgesinde nice canları yok etmiştir. Hızını alamayarak Kâbe’nin içine sığınan Abdullah b. Zübeyr’i Kabe’nin içinde öldürmüştür. Kabe, zalimliği ile nam salmış biri tarafından yıkılırken, emin beldede insanlar hunharca öldürülürken, niçin Fil olayındaki olayın bir benzeri burada gerçekleşmemiştir. Yoksa kötülüğü yapan bizden ise ona ceza yok mudur? Onlar ne yaparsa mubah mıdır? Ya da Fil olayını başka mı anlamamız lazım? Sizin bu sorduğunuz sorudan benim aklıma bunlar geldi. Benim bu yazdıklarıma puan vermeseniz de olur ama siz sınavdan sonraki dersimizde bize bunu açıklar mısın?” dese öğretmen ne cevap verir acaba?

Yorum sizin.

2024 Asgari Ücreti *

Halihazırda 11.400 lira olan asgari ücret, yeni tespitle birlikte 2024 yılında net 17.002 TL oldu. Bu miktar % 49 bir orana tekabül ediyor. 

Verilen bu oran, yıl ortasında yeni bir düzenleme yapılmayacak olması işçiyi kara kara düşündürüyor. Çünkü 2024 yılı boyunca bu emekçiler bu enflasyonlu dönemde bu ücrete talim edecekler. 

İşçiyi ve işçi temsilcisini memnun etmeyen bu zam oranı, kendileri asgari ücretli olmayan tuzu kurulara göre rekor bir artış. Asgari ücretin açıklanmasıyla birlikte işçi daha zamlı ücretini almadan verilen asgari ücretin dolar bazında 578 dolar yaptığını yazarak "Asgari ücret rekor tazeledi" paylaşımları yapmaya başladılar. Sanki Ocak 2024 yılında dolar yerinde sayacakmış gibi. Daha önce asgari ücretin kaç dolar yaptığını yıllara göre listeleyip kamuoyuna servis ediyorlar. Milatları da 2002 yılından bu yana. Sanırsın ki bu ülkenin 2002 öncesi yok. Akılları sıra işçiyi biz düşünürüz mesajı vermeye çalışıyorlar. Paylaştıkları listede, 2023 Ocak ayındaki asgari ücretin karşılığı 455 dolar paylaşımı dikkat çekti. Nedense Temmuz 2023'de asgari ücretliye verilen 11.400 liranın, Aralık 2023 itibariyle 380 dolara gerilediğini yazmamışlar. Belli ki işlerine gelmiyor. Çünkü işleri güçleri gerçeklerin üstünü örtüp algılarla bu işi götürmeye çalışıyorlar. 

Şu bir gerçek ki yüzde 49'lık bir zam oranı çok yüksek bir artış. Zaten kimse zam oranına bir şey demiyor. Piyasa yerinde dursa enflasyon azmasa döviz bugünkü durduğu yerde dursa kimsenin bu zamma diyecek sözü olmaz. Hatta asgari ücretli enflasyona ezdirilmeyecek bile denir. Herkes biliyor ki ürünlere zam gelmeye devam edecek, kira artışları yerinde durmayacak, Mart 2024 mahalli seçimlerinden sonra döviz rekor üstüne rekor tazeleyecek, hayat pahalılığı dar gelirlinin belini bükecek. Bu dediklerim maalesef Türkiye'nin bir gerçeği. 

Ülkenin bu gerçeğini ancak yaşayanlar bilir. Çünkü yeni zamma, daha zam asgari ücretlinin cebine girmeden ve piyasayı hesaba katmadan rekor artış demek, doğmamış çocuğa don biçmek gibidir. Asgari ücretlinin bu zamla yılı nasıl geçirdiği yıl sonunda belli olur. Biz ise daha yaşamadan onlara haydi iyisiniz, rekor zam aldınız. Şu kadar dolara yükseldiniz diyoruz.

Bugün yeni asgari ücretin dolar bazında 578 dolar yaptığını yazıp çizenlerin Eylül 2024 yılında dolar karşısında asgari ücretin kaç dolara tekabül ettiğini yazarlarsa kendilerini objektif adamlarmış ilan edeceğim.

Dövizin tutulamadığı, enflasyonun kontrol altına alınamadığı bu ülkede bordro mahkumlarına verilen yüksek zamların bir anlamı yok. Üstelik verilen her yüksek zam enflasyonu tetikler. Keşke fiyatlar yerinde dursa paramız enflasyon ve döviz karşısında pul olmasa da varsın hiçbir ücretliye zam yapılmasın. Çünkü her yüksek artış, ekonomide çalan tehlike çanlarının giderek arttığına işarettir.

Türkiye ne yapıp ne edip asgari ücret statüsünde çalışanların insanca yaşayabileceği bir ücreti takdir etmesi gerekiyor. En azından enflasyon kontrol altına alınıncaya kadar asgari ücretlinin bir nebze nefes alması için altı ayda bir yeni ücret tespitinde yarar var. Nasıl ki çalışan ve emekli işçi ve memurun maaşları altı ayda bir düzenleniyorsa ve verilen zam oranı enflasyonun altında kaldığı takdirde geriye dönük enflasyon farkı alıyorsa aynı yöntem asgari ücretli için de düşünülmelidir. 

Hoş, asgari ücretliye rahmet okutan bir başka bordro mahkumları daha var. Esas acınası onlar. Hani şu 2023 yılında 7.500 liraya talim ettirdiğimiz emekli sınıfı. Gerçekten asgarinin asgarisi bile denmeyecek bu rakamla bu insanlar koca bir yılı geçirdiler. Geçinsinler, güle güle harcasınlar diye bir 5.000 lira verdik. Bir daha da hatırlamadık onları.

Öyle zannediyorum, kimsenin beğenmediği asgari ücreti bu 7500'lük kesim havada kapar. Vah ki vah...

Yeni yılınız dünü ve bugünümüzü aratmasın. 

*01/01/2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Aşır Karye ismiyle yayımlanmıştır.

26 Aralık 2023 Salı

Terörü Kınamamak

Terör Türkiye'nin başının belası.

Az bedel ödemedi bu uğurda.

Nice canlarını bu uğurda verdi.

Nice ocaklara ateş düştü.

Bugüne kadar teröre kurban gidenlerin sayısı say say bitmez.

Okullarımızın isimleri şehit asker isimleriyle müsemma.

Bitti bitiyor, kökü kazındı derken bir bakmışsın, kış uykusuna yatmış terör yeniden hortlayıveriyor.

Kanaatimce kaç yıldır sessizliğe bürünen ve Türkiye içinde teröre kalkışmayan terör örgütü, tüm gücünü Suriye’de yeni bir yapılanmaya verdi. Yani hedefi büyüttü. Belki de birkaç yıl içinde Suriye içinde önce özerklik, ardından bağımsız bir devlet olma mücadelesi verecek.

Terör örgütü bunu kendi başına yapmıyor. Dün Türkiye içinde teröre izin veren güç bugün Suriye’de farklı bir yapılanmanın içinde.

Biz de perde gerisini düşünmeden Türkiye’de terör olmuyor, terörün kökü kazındı diye sevinip duruyoruz.

Hoş, terör örgütünü anlamak zor. Belli ki başka güçler adına vekalet savaşı veriyor. Bu gücü kesmeden, ülke içinde ve dışında terörü yok etmek mümkün değil.

Tüm gücünü Suriye’ye kaydıran terör örgütüne yeni bir görev verilmiş olmalı ki birinci gün altı, ikinci gün altı olmak üzere 12 askerimize kıydı.

Terör örgütünün zamanlaması manidar. Zira her seçim sathı mailine girdiğimiz zaman yapıyor bunu. Çünkü her terör milleti kenetler, milliyetçi oyları artırır. Bu da terör örgütünün misyon ve varlık nedeninin ipuçlarını veriyor bize.

Terörün amacı bir tarafa. Zira bu bizi aşar. Biz gelelim verdiğimiz 12 şehide. Meclis terörü kınamak için ortak bildiri hazırladı. Metne grubu bulunan dört parti imza koyarken iki parti imza koymadı. İmza koymayan bu iki parti tek kelimeyle ayıp ediyor. Her terör eylemine bugüne kadar imza veren partinin, genel başkanı değiştikten sonra kınamaya imza atmaması düşündürücü.

Burada kınamak çözüm mü? Sanki terör bitecek mi denebilir. Terör bitmeye bitmez ama teröre karşı Meclisin kenetlenmesi önemli ve sembolik değeri var. En azından tarafını seçiyorsun.

Hiçbir terör eylemine bugüne kadar imza atmayan ve terörle bağını gizlemeyen partiye gelince, bu parti böyle yapmaya devam ettikçe belli dar bölgenin partisi olmanın ötesine geçemeyecek ve Türkiye partisi olamayacak. Belli ki küçük olsun, bizim olsun amacı güdüyorlar. Belki de misyonları bu.

Terörden medet bekleyen, oy devşirmeye çalışan, terörden ekmek yiyen, teröre ses etmeyen, kenetlenip kınama bile yapamayanlara yazıklar olsun.

Birileri adına vekalet savaşı verip bu ülkeyi kan gölüne çevirenlere de lanet olsun.

Şehit verdiğimiz 12 askerimize Allah’tan rahmet, ateşin düştüğü ocaklara başsağlığı diliyorum.

25 Aralık 2023 Pazartesi

Adaletten Anladığım *

Geldiğim nokta itibariyle herkese hakkını tastamam vermek olan adaletten anladığım;

Güçlünün her daim borusunu öttürdüğü, işini çıkardığı bir şeymiş.

Mülkün temeli değilmiş. 

Güçsüz ve haklı olanın değil, güçlünün mekanizması imiş. 

Ahbap, çavuş ilişkisi imiş. 

Onca adalet sarayları, hakimi, savcısı, kanun ve hukuk hukukun üstünlüğünü değil, yerleşik düzeni devam ettirmek ve gücü ele geçirenin elinde bir sopa imiş.

Piyeslerdeki Hz Ömer imiş. 

Adaletiyle nam salmış Ömer olmaktan ziyade adalet dağıtacak Ömer arayışı imiş.

Ömer olacağım diye yola çıkanların Ömer olmadığı imiş. 

Ömer arayanların Ömer aradığı falan yokmuş. 

Adalete olan aşk, Ömer arayışı, gücü elinde bulunduran mekanizmayı ele geçirmekmiş. 

Fakir, kimsesiz ve haksızlığa uğramış kişiler için denen adalet, bu kesimin mahallesine çok yabancı imiş. 

Adaletten bahsedip malı götürmekmiş. 

Gücün ve güçlünün istediğini vermekmiş.

Hak edeni hakkını vermemekmiş.

Güçlünün elindeki bir aparatmış.

Güç ve güçlüye, hak ve adaletsizliğe karşı çıkana haddini bildirmekmiş.

Dost ve arkadaş sohbetlerine ve meydanlarda adaletle ilgili ayetler okumakmış.

Olmasına karar verilen şeyi kılıfına uydurmakmış.

Hasılı “Şu fani dünyada arayıp da bulamadığımız, erişemediğimiz, elde edemediğimiz, bir türlü bize yönünü dönmeyen ve yine bir türlü bize nasip olmayandır adalet...” (Bir okuyucumun katkısı)

Adalet denen şey geçmişten günümüze hep böyleydi. Yine de güçsüzler bir gün adalet güneşi doğacak ümidini ve hasretini taşıdılar. 

An itibariyle adalet Ömer b. Abdülaziz zamanında hutbelerin sonunda okunan ve adaletten bahseden “Şüphesiz ki Allah adaletli davranmayı, iyilik yapmayı ve akrabayı görüp gözetmeyi emreder. Her türlü hayasızlığı, kötülüğü ve azgınlığı yasaklar. Düşünüp ders almanız için size böyle öğüt verir.” ayetinde ibaretmiş. Evet, adalet hutbede okunmak için varmış.

Biz yine de okumaya devam edelim. Bakarsınız bir yerde ortaya çıkar.

Korkarım ki bu adalet denen şey, işte aradığınız adalet benim diye bir gün ortaya çıkarsa ilk karşı çıkacaklar adaleti tesis ettiğine inananlar, adalet isteyenler ve gücü elinde bulunduranlar olacaktır. Belki de böyle de olmaz ki bize de bu yapılır mı diyecekler ve şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da en büyük düşmanımız adalettir diyecekler ve şimdi olduğu gibi adaletle mücadele edeceklerdir.

*08/01/2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Aşır Karye ismiyle yayımlanmıştır.

Bu Gocunma Niye? *

Ne gündemi takip ederim ne haberleri dinlerim ne de dizi izlerim. 

İşimden arta kalan zamanlarda, önemli bir havadis var mı diye İnternetten bir siteyi o değilden karıştırırım. Bir de gündemde ne var diye sosyal medyaya göz gezdiririm. 

Yürüyüş yaparken YouTube'dan bazı videolar dinlerim. 

Nefeslenmek ve çay ihtiyacımı gidermek için bir çay ocağına oturduğumda -eğer yalnız isem- bir şeyler yazar çizerim. 

Pazar günü, elimde telefon yürüyüş yaparken seçtiğim bir videoyu dinlemeye başladım. Pazar ihtiyacımı göreyim diye bir markete yöneldim. Sebze ve meyve alırken dinlemeye devam edeyim diye cep telefonunu cebime koydum. Alışveriş yaparken başladığım video bitti. Reklamın ardından sıradaki video başladı. Bir dizi analizi idi konu. İki hanımefendiden biri soru soruyor, diğeri cevaplar veriyordu. Kızıl Goncalar dizisiymiş konuştukları. Diziyi de ilk defa duydum. 

Konuşmadan anladığım kadarıyla bugünlerde gündem buymuş. Kaç gündür bir tartışmadır gidiyormuş. Dizide tarikat ve cemaatler konu ediniliyormuş. Dizi birilerinin bam teline basmış olmalı ki dizi yasaklansın diye RTÜK'e şikayet bile edilmiş. Gelen tepkiler üzerine dizi hakkında RTÜK inceleme başlatmış. Hasılı dizinin yayından kaldırılma durumu söz konusuymuş. Hatta dizi çekimi için bazı mekanlara dair daha önce alınan izinler bile iptal edilmiş. 

Konuşmayı tam dinlemeden eve girdim. Bu dizi neyin nesi, nerede yayımlanıyor? Tartışma ve tepkiler olduğuna göre bu dizi hakkında bilgi sahibi olmalıyım dedim.

Az bir istirahatten sonra diziyi buldum. Daha ilk bölümü imiş dizinin. Baştan sona izledim. Dizi sürükleyici idi. Çünkü sonu belli olan bildik dizilerden değildi. Farklı bir konu ele alınıyordu. Dizinin başında hayal ürünü dese de hayatın içinden bir tarikat ve cemaat hayatı ile seküler tipli kişilerin hayatı işleniyor.

Dizide, işini düzgün yapmaya çalışan cemaat mensubu Meryem’in, cemaatine mensup bir börekçide tereyağı yerine adı belli olmayan başka bir yağın kullanılmasına karşı çıkması dolayısıyla ilk günden işini kaybetmesi, kızını okutmak istemesi ama eşinden çekinmesi,

Kızı Zeynep’in cemaate mensup kurs yerine orta ve lisede okumak özlemi,

Babanın kızını hafız yapma isteği,

Cemaatin önemli kişisi Cüneyt’in gizemli kişiliği,

Şeyh efendi adına işleri takip eden, ikinci adam rolündeki Sadi, tatlı diliyle çok tekin olmayan işlerin adamı olduğu,

Doktorluğunu düzgünce yapmaya çalışan Levent’in karşılaştığı zorluklar ve kızını yarış atı gibi sınava hazırlaması,

Doktorluğunu yurtdışında yapmak isteyen bir doktorun hikayesi,

Kursta dayak atan bir kurs görevlisi,

Tarikatın, hastane ve savcılık ilişkisi gibi konular...

 Dizi yasaklanmadığı takdirde ileri bölümlerde çok şeye gebe olduğunun, seyirciyi ekrana kilitleyeceğinin ipuçlarını ilk bölümde veriyor.

Açıkçası dizi bir Türkiye gerçeğini ele alıyor. Senarist, hayatın içinden girmiş konuya. Oyuncular yabancısı oldukları alanda sahici bir rol üstlenmişler. Dizi ilk bölümüyle benden tam not aldı.

Şikayet edenleri ve tepki gösterenleri anlayamadım. Neyin kavgasını ve mücadelesini veriyorlar? Dizide işlenen konu ve roller Türkiye’nin acınası bir gerçeği değilse gülüp geçin gidin. Yok, dizi cemaat ve tarikatlarda bazı yanlışlıklara işaret ediyorsa demek ki böyle bir görünümüz var. Biz kendimizi düzeltelim denmesi gerek. Açıkçası tepkileri “Bizde böyle durumlar var. Ama bunlar konu olarak işlenmemeli” şeklinde anlıyorum.

Sahi, bu konuda bir yaranız yoksa bu gocunma niye?

*27/12/2023 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Aşır Karye ismiyle yayımlanmıştır.

23 Aralık 2023 Cumartesi

Bir Vatan Nasıl Satılır?

Bir vatanı satmak ithamı gırla gidiyor. Nedir bu? Bir vatan nasıl satılır? Kişi ya da kişiler nasıl vatan satar?

Bilmiyor musun?

Hayır, nereden bileyim?

Doğrusunu istersen ben de bilmiyordum. Tecrübeli büyüklerim sayesinde bir vatan nasıl satılır sorusunun cevabını buldum.

Nasılmış?

En iyisi kendimden hiçbir şey katmadan etkili ve de yetkili bir büyüğümüzün sözüyle cevap vereyim sana.

Lütfen?

Vatanı satmak, yüksek faizle, yüksek enflasyonla, kötü yönetimle ülkenin ve milletin kaynaklarını heba etmekle olur."

Yani bir ülkede faizler yüksek olursa

Aynen.

Enflasyon yüksek olursa

Evet.

Kötü yönetimle ülkenin ve milletin kaynakları heba edilirse

Ta kendisi.

Güzel tespitler bunlar. Kim demiş bunu?

İsim ne fark eder. Ha Ali ha Veli. Kısaca büyük lokma yemeyip hep büyük laf eden biri.

Ne zaman demiş bunu?

2015 yılının 27 Şubatında.

Ta o zamandan bu zamana bu sözler nasıl aklında kaldı?

Aklımda kalmasına gerek yok. İnternete yazarsan kim, ne zaman söylemiş görürsün. Çünkü söz uçar, yazı kalır.

O zaman bir ülkeyi yüksek enflasyon ve yüksek faizle ülkeyi kriz üstüne krize sürükleyen her kötü yönetim ülkeyi satmış oluyor. Ülkeyi satmak vatana ihanet değil mi?

Bu konuda yorum yapmayacağım. Kimseye vatanı sattı diyemem ama söylenen söz de ortada.

Peki, bu sözler hatırlatılmıyor mu bir ülkeyi yüksek enflasyon ve yüksek faize maruz bırakanlara?

Kim hatırlatacak?

En azından gazeteciler.

Eskidendi gazetecilerin, “efendim geçmişte şöyle demiştiniz” dediği.

Şimdi?

Cesaret ister. Çünkü kim demeye kalkarsa ekmeği kesilir, çalıştığı gazete ile yolları ayrılır. Ekmeğini herhangi bir gazetede araması da mümkün değil.

Bu durumda?

Bu durumda söylenen söz İnternetin geçmiş arşivlerinde ve insanların kursaklarında kalır. Söz ağza gelir. Ağızda düğümlenir. Sonra bir güzel yutulur.

Afiyet olsun.