21 Kasım 2020 Cumartesi

Parkta Kahvaltı Keyfi *

 Yürüyüş rotamı bazen evimin yakınındaki meşhur parka çeviririm. 800 metre yazılı parkurda 10 tur atarım. Ayaklarım, tutturduğum bir tempo ile parkuru arşınlarken zaman zaman gözüm kamelyalara kayar. Niyetim, yürüyüşümü sonlandırdıktan sonra boş bir kamelya bulup orada teşehhüt miktarı soluklanmak.

Ama boş kamelya bulmak ne mümkün. Grubun biri gidiyor, diğeri geliyor. Zira kamelyalar sabahtan akşama kadar birçok gruba ev sahipliği yapıyor. Gelen gruplar, gelip geçenin soluklanmak için oturduğu gruplardan oluşmuyor. Çoğunluk, planlı ve programlı bir şekilde kimi arabasıyla kimi de yürüyerek gelip kamelyalara bir bir yerleşiyor. Hiçbirinin de eli boş değil. Hepsi hazırlıklı geliyor.

Yeter ki eşleri işe gitmiş olsun. Eşlerini işe gönderdikten sonra mutfağa inerek tüm hünerlerini sergiliyorlar. El emeği, göz nuru ve el yapımı nevalelerini, kurdukları sofranın üzerine boşaltıyorlar. Menüde kavun bile var. Milli içeceğimiz çayı söylemeye gerek yok. Ye ye bitmiyor. Zaten aceleleri de yok. Öğleye hatta öğle sonrasına kadar devam ediyor parktaki bu kahvaltı keyfi. Altı iyi dolunca muhabbet de çok koyu oluyor. Ne konuştuklarını en iyi kamelyalar bilir. Üzerine demli çay da çok iyi gider. Kahvaltı dediğin böyle olur, düşman çatlatan cinsten. Öyle sabahın köründe işe gidecek eşle birlikte kalkıp kahvaltı hazırlayıp kahvaltı yapmak, olacak şey değil.

Ağırlık müdavimlere bakınca sanırsın ki belediye bu parkları bunlar kahvaltı yapsın diye yapmış.

Parkın öğleden sonraki sakinleri ise yine eş-dost, yakın/uzak akraba, komşu ve gün arkadaşları... Bunların menüsü de zengin. Üzerine içilecek çay öncesi günlerde, ne yeniyorsa onlar var. Tek eksikleri kuş sütü. İnşallah o da olur bir gün. Öğle saatlerinde başlayan bu yemek, öğle ve akşam yemeğini kapsayacak şekilde akşam saatlerine kadar muhabbetle birlikte devam eder.  Muhabbeti bozan tek şey, akşama eve gelecek eşin işten aç gelmesi. Ha akşam yemeğini de sabah kahvaltısını işinde yaptığı gibi yiyerek gelse kıyamet mi kopar…

Neyse pandemiye rağmen parkta kahvaltı ve yemek keyfi hız kesmeden bu şekil devam etti.

Ama bugünlerde salgına bile meydan okuyan yemeli-içmeli park muhabbetleri bugünlerde kesildi. Ne kahvaltı yapan var ne yemek yemeye gelen ne de oturmaya gelen.  Yasak mı geldi? Hayır. Müdavimlerin parktan aldıkları zevk ve keyif sona mı erdi? Hayır. Kahvaltı yapmayı mı bıraktılar? Hayır.

Parkın bu müdavimlerini, parkta kahvaltı yapmaktan alıkoyan havaların soğumasıdır. Havalar soğuğunca parklar bir ıssız ve sakinleşti. Parkın tek kalabalık edenleri, tek tük yürüyüş yapanlar ve ağaçlardan dökülen yaprakları süpürmeye çalışan belediye görevlileri. Ne de olsa hazan mevsimindeyiz.

İşte beni üzen de bu. Üzüntüm, bizi kışa hazırlayan sonbahara değil, kışın cep yakacak doğalgaz fiyatlarına değil: Eşlerini işe gönderdikten sonra eşsiz kahvaltı yapanların bu keyiften, havalar ısınıncaya kadar mahrum kalacak olmalarıdır. Buna yürek mi dayanır? Ben size durumu arz etmeye çalıştım. Benim üzüldüğüm kadar biraz da siz üzülün.

*23/11/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

 

 

 


20 Kasım 2020 Cuma

Karşınızda Bir Ekonomi Uzmanı Var

Cahili olduğum konulardan biri de ekonomi ve mali işlerdi. Siz buna üçkâğıt ekonomisi de diyebilirsiniz. Ama yaşadığım süreçte ekonominin gidişatını ve yönetimini seyrede seyrede ekonominin uzmanı oldum. Artık ülkenin ekonomisini bana teslim ederseniz, ülkeyi ve sizleri asla mağdur etmem.

Nasıl yapacaksın derseniz;

Çok basit. Bunu aslında siz de yapabilirsiniz. Bunun için illa ekonomi, maliye ve işletme okumanız gerekmiyor.

√ Piyasalarda iç veya dış kaynaklı bir çalkalanma olup TL'ye karşı döviz yükselişe geçtiğinde, bu yükseliş nerede durur diye herkes bir tedirginlik içerisine girince ben istifimi bozmadığım gibi rahatımdan da hiç ödün vermem. Soğukkanlılığımı koruyarak bir hakem edasıyla seyrederim sadece. Niçin seyretmeyeyim ki... Çünkü ne döviz borcum var ne de kazancım dövizledir. Bu durumda bana düşen seyirdir. Öyle bir seyrederim ki bu seyrime doyum olmaz. Döviz her gün rekor üzerine rekor kırar. Ben yine kılımı kıpırdatmam. Ne zamana kadar seyrederim? Döviz, belirlenen kritik eşiği aşıncaya kadar beklerim. Baktım kritik eşik aşıldı. Merkez Bankasına, döviz satışı yaptırarak dövizi baskı altına almaya çalışırım. Benim döviz sattığımı gören piyasanın ateşi bir nebze de olsa düşer. Bu yolu MB rezervlerini bitirinceye kadar zaman zaman denerim.

√ Baktım olmuyor mu? Piyasa, faiz beklentisi içerisine mi girdi? Enflasyonu tetikleyeceği için faizde bir değişikliğe gitmem. Zira faiz lobisine kolay kolay teslim olmam. Hatta faizi indiririm. Bu durumda döviz yine fırlarmış. Fırlarsa fırlasın. Umurumda sanki! Ayrıca her şey kontrolüm altındadır. İstersem dövizi indiririm. Ama benim tek derdim, milli ve bağımsız bir ekonomiye geçmektir. Bunun için de ihracatı artırıp ithalatın azalmasını sağlamam gerek. Bu da dövizin yükselmesine bağlıdır. Bunu anlamayanlar sadece konuşur. Konuşsun. Zira onlar konuşur, ben ise yapılması gerekeni yapmayarak yeni bir icraata imza atarım. Böylece hep gündemde kalırım.

√ Yapmam gerekenlere zamanında tepki vermeyerek hiçbir insana nasip olmayacak şekilde dövizin yükselmesine en büyük katkıyı verdikten sonra baktım, halkın tepesi mi atacak, bana güvenenler mahcup mu olacak. Yerimde çakılıp kalmam. Herhangi bir gerekçe ile görevimi bırakır, dövizin tepetaklak aşağıya inmesine katkı veririm. Gördüğünüz gibi dövizi yükselten de benim, indiren de. Halbuki bunu yapabileceğime benden başka kimse inanmamıştı.

√ Ardımdan yerime gelen halefim, piyasaların beklentisine cevap vererek faizi yükseltir, dövizi düşürürmüş, piyasaları rahatlatırmış…hiç umurumda değil. Ben köşeme çekilerek yine seyre devam ederim.

Gördüğünüz gibi ekonomi yönetimim seyirden ibarettir. Benim bu seyrim ekonomiyi batırırmış, çıkarırmış, bunu hiç mesele edinmeden seyir işime devam ederim. Zira seyir gibisi yoktur ve seyir, benim işimdir.

Sanırım, ekonomi konusunda uzmanlığıma inandınız.

Size iyi seyirler!

18 Kasım 2020 Çarşamba

Yeniden Başa Döndük *

Malumunuz 2020 Mart’ından beri koronavirüsten korunma amacıyla bir olağanüstü dönemi yaşamaya devam ediyoruz. Salgın yayılmasın diye Bilim Kurulu’nun önerisiyle devlet, bir dizi kısıtlamalara gitti. Hazirandan önce 25 gün civarında sokağa çıkma yasağı ile müşerref olduk. Salgını tetikleme riski bulunan birçok sektör kepenk kapattı. Haziran sonrası, geçtiğimiz “Kontrollü sosyal hayat”a rağmen birçok sektör salgından etkilenmeye devam ediyor. Okullar kademeli olarak açıldı, açılıyor derken vaka sayısının iyice artması sonucu birçok şeye yasak geldiği gibi yüz yüze eğitime de yasak geldi.

Burada, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından salı akşamı açıklanan yasakları tek tek yer vermeyeceğim. Konan kısıtlılıklara göz atınca; kasım ayında, biz yeniden yasaklarla tanıştığımız mart ayına yani başa döndük. Sekiz aydır o kadar zorluğa katlandık. Aşı bulundu, inşallah bu olağanüstü durum en kısa zamanda ortadan kalkar derken sil baştan, başa dönünce nedense aklıma bir borsa fıkrası geldi: (Fıkrada geçen mide bulandırıcı kelime ve ifadelerden dolayı okuyucularımdan özür dilerim.)

“Bir borsacı, yanına yetiştirmek üzere yeni bir çırak alır. Birlikte bir parka gezintiye çıkarlar. Usta borsacı, borsanın inceliklerini anlatır çırağına ve aralarında şu konuşma geçer:

 — Bak evladım! Borsayı iyi değerlendireceksin. Fırsatları lehine çevirmeyi bileceksin. Ayağına gelen fırsatları asla geri tepmeyeceksin.

— Tamam, ustam!

(Bu arada parkın girişine gelirler. Usta, yerde bir köpek pisliği görür ve talebesine)

— İşte fırsat ayağına geldi. Şu köpek pisliğini yala ve al bir milyarı benden.
— 
Ustam olur mu öyle şey, pislik yalanır mı?

— Niye yalanmasın? Zira borsa fırsatları değerlendirme yeridir. İşte sana fırsat!

(Çırak, çaresiz köpek pisliğini yalar. Karşılığında ustasının uzattığı bir milyarı cebine koyar. Ağzı batsa da iş yapmadan kazandığı para, hoşuna gider.)

Yürürlerken parkın çıkışına gelirler. Çırak hemen ustasına seslenir:

— Ustam, aha bir köpek pisliği daha! Madem fırsatları değerlendireceğiz. Haydi, bu pisliği yala ve al bir milyarı benden.

Ustası da pisliği yalar. Çırak, az önce kendisinin verdiği bir milyarı ustasına geri verir. Az daha yürürler. Çırak şaşkınlıkla:

— Ustam! Senin bir milyar sen de benim bir milyar da bende. Köpeğin pisliği de ağzımızda kaldı. Biz bu pisliği niye yedik ve ne anladık bu işten?
— Öyle deme!
Tamam, senin bir milyar sende, benimki de bende. Köpeğim pisliği de ağzımızda ama biz böyle yapmakla borsaya iki milyarlık işlem hacmi gerçekleştirdik.

Çırak bir şey anlamasa da anlamış görünür ve yollarına devam ederler.”

Sahi, biz yeniden kısıtlama ve yasakların olduğu ilk güne döneceksek o kadar zorluğu, kısıtlama ve yasağı niye yaşadık? Koronavirüs hastalığının, ölümlerin bir gerçek olduğunu kabul etmekle beraber bunun arkasında bir oyun oynandığını, biz hiç evlerimizden çıkmasak da çıkıp kurallara harfiyen uymuş olsak da virüsün yayılmaya devam edeceğini, ülkelerin ve bizlerin de ister gönüllü ister zorunlu bu oyunun birer figürü olduğumuzu bir kenara bırakıyorum. Çünkü bizi aşan şeyler bunlar. Bu durumda ne yapılır, bilmiyorum ama en azından bu salgını zamana yayarak hafif atlatabiliriz. Böylece ekonomimiz iyice felç olmaz. Bunun için de yetkililerin koyduğu kuralarla uymaktan başka çaremiz yok. İçimizdeki kural tanımayan sorumsuzlar! Bırakıverin artık şu aymazlığı. Unutmayın ki yeni gelen bu kısıtlamalar sizin eserinizdir.

*20/11/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

17 Kasım 2020 Salı

“Sahibinden” Siteleri Üzerine *

Bir araba veya gayrimenkul alım-satım veya kiralama işi yapacak olanların veya alım-satım/kiralama işi olmadığı halde araç veya evinin değerini öğrenmek isteyenlerin ilk uğrak yeri, “sahibinden.com” türü sitelerdir. Birçok alım ve satım işleri de bu siteler üzerinden yapılıyor. Çünkü hem aracın hem de gayrimenkulün piyasası buralarda atıyor. Bu açıdan bakıldığı zaman “sahibinden com” siteleri hem alan hem satan, hem kiraya veren hem de kiralayan bakımından önemli bir işlev görüyor. Günde belki de binlerce araç ve ev, bu siteler aracılığıyla el değiştiriyor veya kiralanıyor.

İnsanımızın alım ve satımlarını emlak ve galeri işi yapanlardan ziyade “sahibinden” sitelerini tercih etmesinde şu sebeplerin etkili olduğunu düşünüyorum:

-Alım ve satış işlerinin daha kolay ve hızlı olması,

-Oturduğu yerden daha fazla araç veya gayrimenkul çeşidini görebilmesi, farklı alternatifleri değerlendirebilmesi ve emsalleri arasında kıyas yapabilme imkanının olması,

-Her türlü alım ve satım işlerinde komisyonun olmaması vs.

İnsanımızın her türlü kolaylığının yanında alım-satım ve kiralama işinde bu siteleri tercih etmesinin en önemli nedeninin, galerici veya emlakçiye komisyon ödemek istemeyişinin daha etkili olduğunu düşünüyorum. Çünkü daire kiralamalarda bir aylık bedelin emlakçiye ödenmesi, alım ve satım işlerinde de hem alanın hem de satanın komisyonculara % 2’lik bir komisyon ödemesi gerekiyor. Bu da önemli bir meblağ tutuyor.

“Sahibinden” siteleri hakkında bu kısa değerlendirmeden sonra bu sitelerde gördüğüm bir hususa dikkatinizi çekmek istiyorum. Sitelerin adı, adı üzerinde “sahibinden” olmasına rağmen bu sitelerde, “sahibinden” görünümlü galerici ve emlakçiler cirit atıyor. Hangi ilanı tıklasan genellikle karşına ya bir galerici çıkıyor ya da emlakçi. İlan versen bile seni müşteri yerine “Biz ilgilenelim” diye ilk önce ve ardı ardına komisyoncular arıyor. Güya komisyon vermeyeyim diye insanımız bu siteleri tercih ediyordu.

Burada yanlış anlaşılmasın, galerici ve emlakçilere ve bunların her türlü alım ve satım işlerinde aldıkları komisyonda gözüm yok. Zira galericilik ve emlakçilik denince akla komisyon gelir. Bunlar alıcıya ve satıcıya aracılık yapıyorlar, alıcı ve satıcı buluyorlar, onları bir araya getiriyorlar, gerekirse satılacak daireyi gösteriyorlar. Bir emek sarf ediyorlar. Bu işten ekmek yedikleri için elbette taraflardan komisyon da alacaklar. Zira bu işleri babalarının hayrına yapmıyorlar.

Burada galerici ve emlakçilere itirazım, bu sektörlerin “sahibinden” olan sitelerde ne işleri var? Çünkü bu siteler adı üzerinde ya “sahibinden kiralık” ya da “sahibinden satılık” ilanlarıyla dolu. “Sahibinden satılık” veya “sahibinden kiralık” ne demek? Alıcı ve satıcının her türlü alım ve satış işlemlerini aracısız ve komisyonsuz yapmaları demektir. Maalesef işler, hiç de adı üzerinde yazıldığı gibi değil. Çoğu “sahibinden” ilanının altından ya bir galerici ya da emlakçi çıkıyor.

Gerçekten “sahibinden.com” sitelerinde emlakçi ve galericilerin ne işi var? Bunlar galeri ve emlak ofislerinin yanında müşteriye daha kolay ulaşabilmek için “emlakciler.com” veya “galericiler.com” adıyla siteler kursalar, bunlara kim ne diyebilir? Alım, satım ve kiralama işlerinde vatandaş ister “emlakciler.com”, ister “galericiler.com”, ister “sahibinden.com” sitelerini tercih eder. Satıcı veya alıcı, hangi siteye girdiği zaman hangisine komisyon ödeyip ödemeyeceğini de böylece bilmiş ve evdeki hesabını çarşıya uydurmuş olur.

Hasılı, “sahibinden” sitelerinde “sahibinden” görünümlü emlakçi ve galerici görmek istemiyorum. Lütfen, her türlü alım ve satış işlemlerinizi, açacağınız siteler üzerinden yürütün. “Sahibinden” sitelerini de gerçek sahiplerine bırakın. İsteyen size gelsin, isteyen sahibine! Herkese hayırlı müşteriler…

*18/11/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

 

 

16 Kasım 2020 Pazartesi

Dualarımız Niçin Arapça? *

Dil, aramızda iletişimi sağlamak, muhatabımıza meramımızı anlatabilmek amacıyla Allah'ın bize bahşettiği bir organımızdır. Tanışalım diye farklı farklı ırk, topluluk ve milletler olarak yaratılmışız. Yabancı dil diye adlandırılan, değişik dillerde konuşmamızın bilimsel bir açıklaması olmasa da Allah'ın bir lütfü olsa gerek. Bu açıklamalar çerçevesinde düşündüğümüz zaman hiçbir dilin, ırkın ve lisanın diğerlerine bir üstünlüğü yoktur. Hepsi insanca yaşamamız, birbirimizle tanışmamız, tanışırken görgü ve göreneğimizi artırmamız için birer araçtır. 

Bu kısa açıklamadan sonra bana göre;

√ En iyi dil, dilin hakkını veren, yaratılış amacına uygun kullanılan dildir.

√ En iyi ırk ve insan, Allah'a karşı sorumluluğunu en güzel şekilde yerine getiren, insanlığın hayrına çalışan ve farkındalığını ortaya koyarak dünya ve hayata dair bir katma değer üreten ırk ve insandır.

√ En iyi lisan da birbirimizi kırmadan, dökmeden, arada tercüman olmadan anlaştığımız ve konuştuğumuz lisandır.

Bu yazdıklarımdan hareketle; nasıl ki herkesin dili, ırkı ve konuştuğu dil, kendisine ise benim dilim, ırkım ve konuştuğum Türkçe de bana aittir. İsterim ki derdimi, isteğimi, meramımı, duamı Türkçe yapabileyim. Bu isteğime zaten öyle diyebilirsiniz? Acaba öyle mi? Şimdi bazı örnekler vereceğim ki istisnalar kaideyi bozmamakla beraber hiç de öyle olmadığını göreceksiniz:

√ İbadet için camiye gidiyorum. Ezanı dinliyorum. Ezan bitince ezan duamı yapmaya başlıyorum. Bir taraftan da eda edeceğim namaza kalkmak için davranıyorum. Bu sefer ya imam ya müezzin ya da bir başka gönüllü “Allâhümme rabbe hâzihi…” diye ezan duasını okumaya başlıyor. Okunan bu ezan duasına tüm cemaat ellerini kaldırıp amin diyor.

√ Namaz kıldıktan sonra "Ayetel kürsi'yi okuyup tespih çekmeye başlıyorum. Ardından tespih çekmek için komut başlıyor.

√ Ne zaman bir nişan, nikah, düğün, gelin indirme ve güvey katma merasimi olsun, “amin” komutuyla başlayan dualar “Allâhümmec’al hâzel akde…” diye başlıyor. Biri, gözleri kapalı dua ediyor. Biz de onun her nefes alışında amin diyoruz.

√ Ne zaman bir cenaze merasimi olsa, okunan Kur’an veya indirilen hatimden sonra “amin” komutuyla eller havaya kalkar. Biri ezberinden bir şeyler okur, arada biz de amin diyoruz.

√ Umre ve hacca gidenlerden duyduğum kadarıyla, tavaf esnasında görevli hoca dualar ediyor, bizim hacılar ya amin diyor ya da hocanın okuduğu duayı tekrarlıyor.

Bu kadar örnek yeterli sanırım. Yaptığımız dua; ister ezan duası, ister tespihat, ister hatim duası, ister nikah/nişan olsun hepsi Arapça. Çoğumuz ne anlar Arapça'dan? Ne anlama geldiğini bilmeden amin diyoruz. Rab Teala, "Kulum! Benden bir şeyler istiyor ve kabulü için amin diyorsun. Ne istediğini biliyor musun" dese, ne cevap veririz? Merak ettiğim, bu dualar Arapça yapılmasa dualarımız kabul olmayacak mı?

Burada yanlış anlaşılmasın. Ne Arapça düşmanıyım ne de Türkçe hayranıyım. İsterim ki dualarımız hem dua yapan hem de duaya amin diyenler tarafından anlaşılacak şekilde Türkçe olsun. Çünkü dua, isteklerimizin yerine gelmesi ve dertlerimizin giderilmesi için Yüce Makama verilen bir nevi dilekçedir. Dilekçede yazılanlar bizzat dilekçenin sahibi tarafından ne anlama geldiği iyi bilinmelidir.

Aslında dualarımız Türkçe yapılabilir. Bunun önünde bir engel yok. Çoğunluk, duaların anladığımız dilden yapılması gerektiğini de savunuyor. Buna rağmen dualarımızı Arapça yapmaya devam ediyoruz. Çünkü daha önce Arapçasını ezberlediğimiz duayı okumak kolayımıza gidiyor. Türkçe dua için eski ezberleri bir tarafa bırakarak Türkçe dua için hazırlık yapmamız gerekiyor. Ezberimizde hazır dua varken yenisine hazırlanmak bir emek ister.

Bu konuyu açmışken duayla ilgili bir hususa daha değineceğim. Dualarımız niçin toplu yapılır? Tamam, nikah, hatim gibi dualar bir merasim esnasında yapıldığı için toplu yapılsın. Ezan duası gibi dualar niçin kişiye bırakılmaz? Bırakalım, kişi duasını içinden geldiği gibi kendi yapsın.

*21/11/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

 

 

 


14 Kasım 2020 Cumartesi

“Elkart Abonman İadesi” *

Haber sayfalarına göz atarken Konya Büyükşehir Belediyesinin şu açıklamasını okudum. Acaba asparagas haber mi diye yazıyı tekrar tekrar okudum, sonra başka sitelere de baktım. Haber doğru idi. İzninizle önce haberi paylaşayım:

1-) “Covid-19 Pandemisi nedeniyle 13.03.2020 tarihinde okulların tatil edilmesi sonucunda bu tarihten önce yükledikleri abonmanları kullanamayan indirimli Elkart (öğrenci, öğretmen ve genç Elkart) kullanıcılarına kullanamadıkları günler iade edilecektir. İade işlemi kartlarına abonman tanımlanması şeklinde yapılacaktır.

2-) 13.03.2020 tarihinden sonra yapılan abonman yüklemelerinin iadesi yapılmayacaktır. Ayrıca bu tarihten önce yüklenmiş olsa da tatil döneminde kullanılan günler iade edilmeyecektir.

3-) Siz de indirimli Elkart kullanıcısı iseniz bu sayfadan kaç gün iade hakkınız olduğunu öğrenebilirsiniz. Hak ettiğiniz gün kadar abonmanı seçtiğiniz tarihten sonra e-Dolum sistemi üzerinden kartınıza yükleyebilirsiniz. Abonmanın aktif olması için otobüslerimiz ve turnikelerde bulunan Elkart cihazları üzerindeki yeşil butonu kullanmanız gerekecektir.” (https://t.co/HGtl1vqpaw?amp=1)

Haberin doğruluğunu araştırırken bir şey daha dikkatimi çekti. Okulların tatil edildiği 13 Mart günü, Sayın İbrahim Uğur Altay sosyal medya paylaşımında, “‪Son 1 hafta içinde Elkart Abonman yükleyen öğrencilerimizin kaybını önlemek için tatil bittiğinde gerekli açıklamayı yapacağım. Gençler sizi mağdur etmeyiz merak etmeyin.”açıklamasını sıcağı sıcağına yapmış bile. Görüyorum ki Başkanın bu paylaşımı havada kalmamış ve belediye tarafından uygulamaya konmuş.

Belediyenin uygulamaya koyduğu bu karara çok sevindiğimi ifade etmek istiyorum. İster öğrenci, ister öğretmen ister genç elkart sahibi olsun, kimsenin elkart abonman iade talebinde bulunmadığı bir ortamda, Sayın Belediye Başkanının bu yaptığı, bir inceliktir. Miktarı ne olursa olsun bir hakkın iadesi ve teslimidir. Bu, kimsenin alacağı bizde kalmaz, biz kimseyi mağdur etmeyiz demektir. Belediye Başkanı Sayın İbrahim Uğur Altay nezdinde Konya Büyükşehir belediyesini ve kararda imzası bulunan belediye yetkililerini tebrik ediyorum ve kendilerine teşekkür ediyorum.

İçinizden birileri “Ne var bunda? Zaten olması gereken bu” diyebilir. Olması gereken bu ise de daha önce hepimiz biliriz ki bu şeylerin böyle olmadığıdır. Buna bir örnek vermek istiyorum. Örneği görünce bana hak vereceksiniz. Çiller hükümeti zamanında ekonomik krizlere biraz katkı olsun diye LPG’li araçlardan alınan “Motorlu taşıtlar Vergisi”, diğer taşıtlara oranla -yanlış hatırlamıyorsam- 4 katı daha fazla idi. Uygulamaya konan bu karara kimi vatandaş uydu, zamanında gidip vergisini katlamalı yatırdı. Kimi de bu kararı Anayasa mahkemesi iptal eder” deyip yatırmadı. 4 katı ödemeyi yapan nice LPG’li araç sahibi, malmüdürlüklerine giderek “Hükümetin aldığı karar gereği şu plakalı LPG’li aracımın vergisini 4 kat olarak yatırdım. Bu karar Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği takdirde yaptığım fazla ödemenin geri iadesini veya diğer vergi dönemindeki vergi ödememe sayılmasını…” şeklinde dilekçe vermesine rağmen bu karar, Anayasa mahkemesi tarafından iptal edildi. Anayasamızdaki “Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürütülemez” maddesi gereğince, vergisini zamanında 4 kat yatıran mağdurlara herhangi bir iade yapılmamıştı. Hepsi de üzerine kaç bardak soğuk su içmişti.

Hasılı, pandemi süreciyle birlikte 65 yaş üstü büyüklerin ücretsiz toplu taşımadan yararlanma haklarını askıya almada da öncü bir rol üstlenen ve diğer şehirlere örnek olan Konya’nın, kullanılmayan elkart abonman iadesi konusunda da Türkiye’ye örnek olacağını düşünüyorum. Örneğine pek rastlamadığımız bu kararın aynı zamanda devlete ve devlet kurumlarına emsal olmasını canı gönülden arzu ediyorum. Zira benim için maddi değerinden ziyade manevi ve sembolik değeri büyüktür bu kararın.

Yazıma son verirken Belediyemizin, abonman iadesiyle ilgili aldığı bu karara şöyle bir seçenek de eklemesi mümkün olabilir mi? Elkartlara abonman iadesi şeklinde değil de kullanılmayan gün sayısının ücret olarak elkartlara yüklenmesi şeklinde. Malum olduğu üzere salgın tüm hızıyla devam ediyor. Okulların bazı sınıf kademeleri yüz yüze eğitim olarak açılmış olsa da öğrenciler ya haftada iki gün gidebiliyorlar ya da halen evlerinden eğitim alıyorlar. Kimi öğrenciler de liseden mezun oldu. Kazandıkları üniversiteler uzaktan eğitim yapıyorlar. Pandemi kalkmadan ve okullar tam kapasite açılmadan öğrenci ve öğretmenlerin abonman şeklinde alacağı iade, çok işlerine yaramayacak görünüyor.

*16/11/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

12 Kasım 2020 Perşembe

Kahvehane Esnafı Ne Âlemde? *

Bir dostumu ziyaretim esnasında, yanındaki birkaç kişiyle de tanışma imkanım oldu. Kahvehane işleten esnaflarmış. Gazetede yazdığım şeklinde tanıştırılınca sesimizi duyurur musunuz dediler. Nedir derdiniz demeye kalmadan "Oyun oynanmasına izin verilmeyince çok zor durumdayız. Sesimizi duyuramıyoruz. Derdimizi anlatacak bir muhatap bulamıyoruz." dediler kısaca. Abartıyorlar mı diye yüzlerine baktım. Rol yapar bir halleri yoktu. Umutsuz bir vaka idi bakışları.

Bir gün kıraathane çalıştıran esnafı yazı konusu edineceğimi hiç düşünmemiştim. Zira ne çalışma şartlarını bilirim ne de ortamlarını. Kahvehaneye, televizyonun çok yaygın olmadığı geçmişte ya bir maç daha film izlemek ya  arkadaşlarımı görmek ya soğukta ısınmak ya da bulunduğum ortamda çay içecek park-bahçe ve esnaf çay ocağı yoksa çay içmek için gitmişliğim vardır. Biz bir kenarda çayımızı yudumlarken dörderli grupların oluşturulduğu ve etrafında seyircilerin olduğu masalarda oyun oynayan kişileri görürdüm. Oyuna o kadar kendilerini vermiş olurlardı ki bizim girip çıktığımızdan haberleri bile olmazdı. Oyun boyunca çay bir taraftan sigara bir taraftan ardı ardına içilirdi. Tilkiyi kovuğundan çıkaracak kadar duman kaplardı içeriyi. Sigara dumanını ve kirli havayı tahliye için kahvehanenin pervanesi durmadan çalışırdı.

30-40 yıldır bir kahvehaneye girmişliğim ve gitmişliğim olmadığı için kahvehanelerin şimdiki durumu nasıl bilmiyorum. Bildiğim tek şey, kapalı mekanlarda sigara içilmesi yasaklandığı için buraların dumandan arındırıldığıdır. Bir kahvehaneye gitmediğim için de kendimde bir eksiklik hissetmedim. Çünkü ne kahvehane kültürüm var ne de buralarda oynanan oyunları bilirim. Bildiğim tek oyun satrançtır. O da benim gittiğim zamanlarda kahvehanelerde oynanmazdı. Ben kahvehaneye gitmediğim için kahvehane esnafı da bir eksiklik hissetmez. Çünkü kahvehane esnafının çoğu müşterisi, oyun oynayan kişilerden oluşur. Bu esnafa para bırakanlar da oyun oynayan müşterilerdir.

Kahvehanede oynanan oyunları bilmediğim gibi -kahvehane esnafı ve bu oyunları oynayanlar kusura bakmasınlar- ama bu tür oyunların oynanmasını da tasvip etmiyorum. Aynı şekilde kahvehanelerin varlığını da. Çünkü bir ülkede ne kadar kahvehane ve müşterisi varsa o ülkede o kadar işsiz insan var demektir. İstisnaları olmakla beraber çoğunluk, belli ve düzenli bir işi olmayan kişilerden oluşur.

Bu yazımı okuyan kahvehane esnafı, bu adam bize destek mi veriyor yoksa köstek mi olur diye düşünebilir. Haklılar da. Şimdi sadede geleyim. Kahvehanelerde oynanan oyunları tasvip etmesem de kahvehaneler önemli bir işlev görüyor. Çünkü buralarda oyun oynanmazsa oyun oynamak için bazıları, merdiven altı diyebileceğimiz yerlerde büyük paraların döndüğü kumara yönelebilir. Bildiğim kadarıyla kahvehanelerde oynanan oyunlar çayına oynanmaktadır.

Ben çayına bile oynanan oyunu ve kahvehane diye bir sektörün olmasını tasvip etmesem de bu ülkede bir kahvehane gerçekliği vardır. Bu sektörden ekmek yiyen insanımızın sayısı da az değildir. Mart ayından beri birçok sektör gibi pandemiden en fazla etkilenen bir sektör olmuştur kahvehaneler. 1 Hazirana kadar kepenk kapatmışlar. Hazirandan itibaren buralar açık ama oyun oynamak yasak olduğu için ha açık olmuşlar ha kapalı. Çünkü oyun yoksa buralara doğru dürüst müşteri gelmez. Bura esnafı ancak sinek avlar. Durum böyle olunca mart ayından bu yana 8 ay geçmiş, bu sektörün esnafı ne yer ne içer. Hiç düşündük mü? Diyelim ki daha önce biraz birikintileri vardı, onu yediler. 8 ay dile kolay. Hazıra dağ mı dayanır.

Burada ölümcül ve yıkıcı etkileri olan salgını küçümsediğim anlaşılmasın. Salgını önemsiyorum ama salgından en fazla etkilenen esnafı da düşünmek zorundayız. Çünkü bu sektörlerde çalışan ve ekmek yiyen insanımızın sayısı az değil. Nasıl bir yol bulunur ama kahvehane, düğün salonları, kantinciler, yurt işletenler, eğlence yerleri gibi pandemiden fazlaca etkilenen sektörler için yetkililerin bir çözüm üretmesi gerekiyor.

*14/11/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.