7 Eylül 2019 Cumartesi

Okulların Servis Taşımacılığı-3 *

Bu yazımda okul taşımacılığı yapan servislerle ilgili sorunların bazısına değinmeye çalışacağım:

1.Servis yönetmenliğinden kaynaklanan sorun. (Bu sorunu ilk yazımda işlemeye çalıştım. İleride daha büyük sorunların olmaması için yönetmelikte geçen "Dört veli dilekçe verdiği takdirde ihaleyi kazanan firmanın dışında başka araçlar da bir okulda taşımacılık yapabilir" maddesi kaldırılmalıdır. İhaleyi okul-aile birliği yerine ilçe milli eğitimin yapmasında vardır.)
2.Denetimden kaynaklanan sorunlar. Servisler yeterince denetlenmiyor. Nöbetçi öğretmenler tarafından yapılan denetimler yeterli olmamaktadır. Zaten bir yaptırımları da yok. 
3.Bir okulun taşıma işini yapan bir servis başka okulları da taşıyabiliyor. Bir okulun taşıması diğer okulu engellemediği müddetçe sorun olmayabilir. Ama gördüğüm kadarıyla bazı servis araçları bir okulun servis işinden diğer okulun servis işine yetişebilmek için hız sınırına riayet etmiyor. Zaman zaman gecikmelere ve hatta kazalara sebebiyet verebiliyor. Bir diğer husus okul giriş ve çıkışlarını okul idaresi servisçilere göre ayarlamak zorunda kalabiliyor. Servisçi okula tabi olacağı yerde, okul servisçiye tabi oluyor. Çünkü 2-3 okulun taşıma işini yapan kimsenin okula göre kendini ayarlaması zor olabiliyor. Kazara bir okul, toplantı vs nedenlerle öğrencileri erken göndermek zorunda kalırsa servisçilerin durumunu gözetmesi gerekecek.
4.Yönetmelikte öğrenci, zilin çalmasına 15 dakikadan önce okuluna bırakılamaz ve okul çıkışı zilin çalmasından 15 dakikadan fazla gecikilemez denmesine rağmen servisçi, öğrenciyi çok erken saatte okuluna bırakabiliyor ve ders bitimi belirtilen saatten geç gelebiliyor. Öğrencinin çok erken bırakılması da yanlış, geç alınması da. Fakat ihale esnasında her şarta tamam diyen servisçi, ihaleyi aldıktan sonra istediği şekilde takılabiliyor ve bu durumu idare etmekten başka çıkar yol olmuyor. Okula çok erkenden bırakılan öğrencinin evinden ne zaman alındığını varın, siz düşünün. Veli, şikayetini okul yönetimine bildiriyor. Okul yönetiminin ise servisçi üzerinde bir yaptırımı yok. 
5.Hız sınırına riayet etmeme çocuklara iyi davranmama, anlaştığı yerden çocuğu almama, trafik kurallarına uymama, araçta yüksek sesle müzik dinleme, araçta sigara içme, giyim-kuşam ve kılık-kıyafetine riayet etmeme gibi sorunlar… 
6.Veli ve öğrenciden kaynaklanan sorunlar: Servis ücretinin zamanında verilmemesi, servise vaktinde çıkılmaması, telefon açtırmalar, ziline bastırmalar gibi.
7.Okul bahçesine gecikmeli gelen servis araçlarının öğrenci bahçede tören alanında iken öğrenci güvenliğini de tehlikeye atarcasına manevra vs yapması.
8.Servis ücretleri. Birçok velinin belini büküyor. Eğitimde en büyük masraflardan biri de servis ücreti dense yeridir. Her ne kadar servis ücretlerinin üst limitini belediyeler belirlese de fiyatlar yüksektir.

Servis taşımacılığında daha başka sorunlar da var. Hepsine değinmeyeceğim burada. Ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Servisin olmaması da sorun, olması da. Varlığı bir dert, yokluğu ayrı bir dert. 

Yazdıklarımdan servisçilik ve servisçilerin hepsinin sorun olduğu anlamı çıkmasın. İçlerinde tüm kurallara uyan ve işini çok düzgün yapan servisçilerin sayısı da az değil.

*13/09/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.


Okulların Servis Taşımacılığı-2 *


Okullar açıldığında ders başlangıcı ve ders bitiminde okulların bahçesi okul taşımacılığı yapan servislerle dolar taşar. Müşteri var ki yeterince servis de bulunduruluyor. Çünkü ailelerin birinci önceliği çocuğunun güvenli bir şekilde ulaşım işini halletmektir.

Bir okulun servis işini almak için kıyasıya bir mücadele ve rekabetin yapıldığı göz önüne alınırsa demek ki bu servis işinde iyi para dönüyor. Servis işi yapanların çoğu bir okulu çekmekle kalmıyor, birkaç okulu birden taşıyor. Gözüm yok. Rızıklarını temin için sebebini işlesinler. Allah helalinden bol kazanç versin.

Okulların önü servis araçlarıyla dolu demiştim. Merak ettiğim bu kadar servise ihtiyaç var mı? Birçok konuda olduğu gibi bu servis işini de biraz abarttığımızı ve ihtiyaç haline getirdiğimizi düşünüyorum. Sınavlı öğrenci alan okulların önündeki servis araçlarını anlıyorum. Çünkü okulu uzak mesafeden  kazanan öğrenciler olabilir. Çocuğunu özel okula veren veliyi de anlıyorum. Evinin güzergahı özel okula ters ve mesafeli olabilir. Kreş, anasınıfı ve ilkokul çocukları küçük; yol yolak bilmezler. Bunlara servis ihtiyaç. Haydi ortaokul 5.6.sınıf çocukları da küçük, bunların da servisle gidip gelmesi lazım. Bunların hepsinin bir izahı var. Garibime giden kayıt alanına gör öğrenci alan okulların önü de servis araçlarıyla dolu. Merak ettiğim okulların kayıt alanları bu kadar geniş bir alanı mı kapsıyor? Diyelim ki bazı muhitlerin okula mesafesi uzak, servise ihtiyaç var. Acaba hepsi bu durumda mı yoksa gözde okullara kayıt yaptırmak için veli, kılıfına uydurup yanlış bir ikametgah mı gösteriyor? Sanırım mahallesindeki okulu beğenmeyip bir başka okulun bölgesinden adres gösteren veli sayısı az değil. Maalesef Türkiye'nin kanayan bir yarası bu… Mahallesindeki okulu beğenmeyip bu şekil yolunu bulanlar böyle yapmaya devam ettikleri müddetçe okullar arasındaki başarı uçurumu da aynı şekilde devam edecektir. Burada yolunu bulan ve gemisini kurtaran veliden ziyade, verilen adresi denetletmeyen yetkililerin de sorumlulukları var. Eğer yetkililer bu meseleyi dert edinirler ise pekala denetim mekanizmalarını harekete geçirebilirler. Gözde ilkokul ve ortaokulların önünde taşıma işi yapan araçların güzergahlarını bir inceletip kaç araç kayıt alanı dışına çıkıyor? Bu zor, böylesi denetim için yeterince denetmen yok diyelim. Pekala okul müdürleri vasıtasıyla servis şoförlerinden çocukların adresleri alınıp bir incelemeye tabi tutulabilir.

Kayıt alanı dışından öğrenci kaydını ve taşıma işini basite almayalım. Çocuğunu bir okula yazdırmayı kafaya koyan insanımızın sahtekarlığı burada başlıyor. Bu durum eh, ne yapalım, mahallemin okulu iyi değil, çocuğumun geleceğini düşünmek zorundayım denerek masum görülemez. Eğitimin başında düğme bu şekil yanlış iliklenmişse bu yanlışlık ve yanlışlığı kılıfına uydurarak giderme işi belki de çocuğun eğitimi boyunca devam edecek. Bir zaman sonra ne şekil kayıt olduğunu öğrenecek olan çocuk, bu işlerin nasıl yürüdüğünü de eğitim safhasında bir güzel öğrenmiş olacak. Sonra arkasını toparlayabilirsen toparla.

Ardından biz, aynı dersleri veren okullar arasında niçin bu kadar uçurum var, bu uçurumu nasıl kaldıracağız, başarısız okullar başarılarını nasıl geliştirebilir diye kafa yorup duralım. Bizdeki bu mantalite değişmediği müddetçe, mahallemin okulu iyi değil deyip çocuğumuzu mahallemizden aldığımız müddetçe mahalle okulumuz bir istikrar abidesi olarak başarısız ve kötü okul olmaya, iyi okul diye yanlış adres göstererek götürdüğümüz okul ise iyi, gözde ve başarılı okul olmaya devam edecektir.

Hasılı servisçiliğin okul kaydı için yanlış adres göstermek suretiyle normalinden daha fazla arttığını düşünüyorum.

*11/09/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.




Adam Tırnak Bırakmadı Elinde *

Cuma günü bir toplu taşıma aracına bindim. Önlerde oturacak boş yer olmasına rağmen otobüsün gidip orta boşluğuna tutundum. Cinslik parayla değil ya... Bir iki durak gittikten sonra bir kız çocuğu yerinden kalkarak "Amca buraya otur" dedi. Kendisi de inmek üzere kapıya doğru yöneldi. Kızımızı inecek sandım. Kapı önünde dikilerek birkaç durak gittikten sonra indi. Demek ki bana yer vermek için yerinden kalkmış. İhtiyarlığın gözünü seveyim böyle yerlerde.

Kızımızın boşalttığı ikili koltuğun tekine oturdum. Şurada mı ineceğim, burada mı ineceğim, geçip gitmeyeyim diye otobüsün seyrettiği yöne doğru bakıyorum ara sıra. Yanımdaki oturan genç erkek yolcu ise oturmanın dışında başka bir şey yapıyor. Durmadan elini ağzına götürüyor. Benimle beraber binmişti az önce. Binerken el kartın dışında elinde de bir şey yoktu. Acaba ne yiyordu? Ön tarafı seyretmeyi bıraktım, o değilden dışarıya bakar gibi yaparak genci süzdüm. Hiç istifini bozmadan yemeye devam etti. 

Elinde hiçbir şey olmayan bir kişi ne yiyebilir sizce? Haydi düşünün bakalım. Çok düşünmeyin, ben söyleyeyim: Tırnağını yiyor efendim. Dikkat çekmeyeyim diye dik dik bakmadım. Ara ara yine dışarıyı seyreder gibi yaptım. Bakarken de genci es geçmedim. Yanlış görmemişim. Gencimiz tırnaklarını yiyordu. Parmağın birini bitirdi, diğerine geçti, hem de kaç parmak birden. Anladığım kadarıyla bu işi yaparken başkası ne der diye hiç çekinmiyor. Ne zamandır bu işi yapıyor, bilmiyorum. Ama mesleğinde çok tecrübeli görünüyor. Çünkü çok pratik. Ben ininceye kadar beş kardeşin temizlik işini halletti. Ben indikten sonra öyle zannediyorum diğer beş kardeşe gelmiştir sıra.

Otobüsten indikten sonra adliyeye doğru yürümeye devam ettim. Ama aklım fikrim gençte idi. Bereket erken indim. Diğer elinin temizlik işini bitirdikten sonra ne yapacaktı bu genç? Çünkü bu işe kalkışan durmazdı. Kuvvetle muhtemel bana yönelip elimi tutacak ve elimi aldığı gibi ağzına götürecek, benim tırnakları da yiyecekti. Olur mu? O kadar da değil demeyin. Alışmış kudurmuştan beter derler. Yapar mı yapar. Tırnak yemeyen biri iseniz mideniz götürmedi, biliyorum. Benimki de götürmedi. Hatta tiksinti duydum. Ondan önce inmem benim için bir kurtuluş oldu. 

Hayıflandığım bir nokta var. Tam dikkatli bakamadığım için tespit edemedim. Acaba dişiyle kopardığı tırnakları midesine gönderip afiyetle yiyor muydu yoksa kopardıktan sonra tükürüp atıyor muydu? Benimki de merak işte. Bereket sizin böyle bir merakınız yok. Ama bu işi yaparken bu işe o gencin gözüyle bakmanızda fayda var. Kim bilir, onun için bu işi yapmanın ayrı bir zevk ve hazzı olmalı.

Toplam on, on beş dakika yolculuk yaptığım bu gençten ayrılalı çok oldu, hatta gün ertesi güne sarktı. Hala etkisinden kurtulabilmiş değilim. Ama bizler için tiksinti uyandıran bu işin biraz da olumlu yönüne bakalım: Gencin acıkınca bir şeyler alayım, karnımı doyurayım derdi yok. Tırnağını yiyerek açlığını bedavaya getiriyor. Bir diğer husus işinden uzak kaldığı yolculuğunda otobüste kendisine yeni bir iş bulup vaktini değerlendiriyor. Tırnak kesmek için ayrıca bir zaman ayırmasına, dökülmesin diye yere bir şey sermesine gerek yok. Tırnak kesmeden önce sıçramasın diye lavaboya gidip elini yıkamasına gerek yok. Çünkü keseceği tırnağı tükürüğüyle ıslatıyor. Her şeyden öte tırnağını kesmek için tırnak bıçağına ihtiyacı yok. Gördüğünüz gibi her şeyi en hızlı bir şekilde, dışarıdan herhangi bir şeye ihtiyaç hissetmeden, masrafsız bir şekilde kendisi doğal yönden hallediyor. 

Ben ise tırnak kesmeden önce yumuşasın diye ellerimi bir güzel yıkıyorum. Aylık otomatiğe bağlanan, giden suyu hesaba katın. Ardından tırnak keseceğim yeri seçiyorum, oraya gazete seriyorum. Sonra gidip tırnak bıçağını getiriyorum. Ardından düzeltmek için törpülüyorum. Sonra gazeteyi topluyor, çöpe atmadan önce sağa sola tırnak sıçradı mı diye göz gezdiriyorum. Ardından tekrar gidip elimi yıkıyorum. Tırnak keserken kaybettiğim zamana mı yanayım, harcadığım efora mı yoksa akan suya mı üzüleyim?

Ciddi bir mesele var orta yerde. Bir ciddi meseleye mizah katmasam, sulandırmasam olmaz. Ne edersiniz ki huylu huyundan vazgeçmez. Benim de böyle bir huyum var.

Tekrar tırnak yeme meselesine gelince 80 milyona göre sayıları az olsa da toplumumuzda kadın-erkek, çocuk-ihtiyar demeden sayıları az olmayacak kadar bu şekil tırnak yiyen var. Bu işi yapanları ayıplamıyorum. Belki de sigara, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı gibi bir alışkanlıktır bu. Bu işi yapanların da bu yaptıklarından zevk aldıklarını düşünmüyorum. Bu kötü alışkanlığın -belki de hastalığın- tedavisi var mı bilmiyorum. Ama bu şekil tırnak yiyenlerin tırnaklarını yememek için kendileriyle çok mücadele etmeleri gerekiyor. Ümit ediyorum gayri ihtiyari ellerini ağızlarına götürme alışkanlığından en kısa zamanda kurtulurlar. Allah yardımcıları olsun. 

Burada anne ve babalara seslenmek istiyorum. Tırnak yeme alışkanlığı sanırım çocukluktan gelme bir alışkanlık. Çocuk yetiştirirken bu hususa da dikkat etmelerinde fayda vardır.

*14/09/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

6 Eylül 2019 Cuma

Okulların Servis Taşımacılığı -1 *


Türkiye'de okullarda servis taşımacılığı son yıllarda epey arttı. Servisçilik artık getirisi olan iyi bir sektör. Aşağı yukarı her kreşin, anasınıfının, her ilkokul, her ortaokul ve lise önlerinde ders saati başlamadan önce ve ders bitiminde yığınla servis görmek mümkün.

Okullar, okullarının servis ihtiyacını karşılamak amacıyla bünyelerinde kurulmuş olan okul-aile birliği aracılığıyla Servis Yönetmeliğine uygun olarak ihaleye çıkarlar. İhale, şartları tutan ve taşımada en uygun teklifi veren firmada kalır. Birlik ile firma arasında sözleşme imzalanır. Yapılan ihale ve sözleşme bir tavsiye niteliğindedir. Kesinlik ifade etmez. Veli, çocuğunun servisle gidip gelmesini istiyorsa servisçiye çocuğunun adını ve adresini yazdırır. Okullar açılınca servis çocukları evinden okula, okuldan evine taşımaya başlar. Veli, ay sonunda belirlenen taşıma ücretini öder.

Servisçilikte amaç, çocuğun okula zamanında, zamandan tasarruf ederek güvenli bir şekilde gidip gelmesini sağlamaktır. Çocuğunu servise vermeyen veliler de var. Kimi çocuk toplu taşıma araçlarını kullanır, yürüme mesafesindeyse yürüyerek gider, kimi bisiklet ile kimi çocuğu da anne veya babası okula bırakır.

Bir okulun servis işini yapan firma o okulda taşıma işini yapan tek firma ise veli, öğrenci ve okul taşıma işinden memnun olsa da olmasa da zaman zaman şikayetler olsa da fazla bir sıkıntı olmaz. Servis ihale işinde etkisiz ve yetkisiz eleman olan okul idaresi, taşıma işinden memnun kalırsa ertesi yıl yeni bir servis ihale işine girişmez, sadece sözleşme yenilenir.

Okulların servis işi sadece bu anlattığımdan ibaret değil. Zaman zaman tartışma, kavga, yaralama ve hatta cinayetlere de neden olmaktadır. Birçok kavga da okul idaresinin yatıştırıcı rolü ile başlamadan bitirilmektedir. 

Servis içinde niçin kavga çıkar derseniz? Kısaca izah etmeye çalışayım. Bir eğitim ve öğretim öncesi o okulun taşıma işini yapan firmadan, okul yönetimi memnun değilse okulun birliği yeniden ihaleye çıkar. Bu ihalede eski taşıma işini yapan firma, ihaleyi yeniden kazanamazsa o okulun servis işini kolay kolay bırakmıyor. Nasılsa Servis Yönetmeliği'nde açık kapı var: "Dört tane veli, okul idaresine 'Çocuğumu şu plakalı araç ile taşıtmak istiyorum' derse o araç da okulun taşıma işini yapabiliyor. O okulu daha önce taşıyan servisçi için dört öğrenci bulmak zor değil. Nasılsa elinde öğrenci ve veli iletişim bilgileri var. Onları sıradan arayarak "Okul, ihaleyi bu sene bize vermedi. Ama biz taşıma işine devam edeceğiz. Üstelik bu işi okulun anlaştığından daha ucuza yapacağız. Siz yeter ki bir he deyin" diyerek bir rekabet başlatır. Zaman zaman okulun anlaştığı firmanın belirlediği ücretin yarısına öğrenci taşımaya başlar. Akabinde okulun ihale işini alan firmanın elemanları ile ihaleyi kazanamayan firmanın elemanları arasında okul bahçesinde  "girersin/giremezsin, taşırsın/taşıyamazsın" tartışması ve sürtüşmesi başlar. Kimin ne kadar elemanı varsa güpegündüz okul bahçesinde veya okul önünde gövde gösterisi yapar. Kavgayı önlemek için zaman zaman okul önünde polisler nöbet tutar. Hiçbir kavga olmasa bile okulların önünde oluşan bu tablo hoş bir görüntü değil. Ki zaman zaman da kavgalar eksik olmuyor. 

Devletin tekelciliği kıracağım, veliye alternatif bir kapı bırakacağım düşüncesi ile yönetmelikte bıraktığı açık kapı, ileride daha büyük kavgalara ve kan akmasına neden olabilir. Bakanlığın yönetmelikteki bu esnekliği bir an evvel kaldırmasında, atadığı okul idaresine ve okulun bünyesinde kurulan birliğe güvenmesinde fayda var. (Bu konuya devam edeceğim.)

*09/09/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.




5 Eylül 2019 Perşembe

Uzak Dur! *


Bu yazımın belli bir muhatabı yok. Yazım, ortaya söylenmiş kısa sözlerden ibaret olacaktır. *Eski defterleri karıştıran müflis tüccardan,
*Öküz ölünce ortaklığı bozandan,
*Pireyi deve yapandan,
*Kin ve intikam peşinde koşandan ve deve kini besleyenden,
*Dünyanın merkezini kendinden ibaret sanandan,
*İnsanların güvenini boşa çıkaran ve kötüye kullanandan,
*Keçi gibi inatçı olandan,
*Sana ve yaptıklarına saygı duymayandan,
*Seni herkesin içinde rencide edenden,
*Olur olmaz had bildirenden,
*Burnundan kıl aldırmayandan,
*Kendi hata ve yanlışını görmeyenden ve görmek istemeyenden,
*Başarı için her yolu mubah görenden,
*Yanından uzaklaşınca geçmiş iyilikleri başa kakandan,
*Kardeşlik hukukuna riayet etmeyenden,
*Çöpe atılan geçmişi çöpten çıkarmaya çalışan kedi ve köpekten,
*Orantısız güç kullanandan,
*Kendisini ekibinin önüne geçirenden,
*Dedikleri ile yaptıkları örtüşmeyenden,
*İçinde kibir olduğu halde mütevazı bir görünüm sergileyenden,
*Eleştiriye açık olmayandan,
*Yapıcı eleştiriye gelmeyenden,
*İstişare etmeyen ve başına buyruk olandan,
*Kendini anlatma yerine başkasını kötüleyenden,
*Üslubu bozuk olandan,
*İnandığı değerleri kendi emellerine alet edenden,
*Olur olmaz demeden çok konuşandan,
*Ben her şeyi anlarım, her şeyin en iyisini yaparım diyen mükemmeliyetçi kişiden,
*Hep övgü bekleyenden,
*Sevdiği çevresinin yanlışlarını görmeyen ve görmek istemeyenden,
*Güç zehirlenmesi yaşayandan,
*Başkasını küçümseyen ve tepeden bakandan,
*Aşırı hırs içerisinde olandan,
*Yenilgiyi hazmedemeyenden,
*Buyurgan davranandan,
*Savurgan olandan,
*Kendinden başka kimseye güvenmeyenden vs.
                                                                           Uzak dur!
*17/10/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.


4 Eylül 2019 Çarşamba

Bu Kavgadan Bir Hayır Çıkmaz

17-25 Aralık sürecine giderken ve süreç sonrası cereyan eden kavgayı görünce "Bu kavganın kazananı olmaz. Belki biri galip gelebilir ama en büyük zararı Müslümanlık görür ve Müslümanlar kaybeder" demiştim. 6.yılını geride bırakacağımız 17-25 süreci ve 3.yılını dolduran 15 Temmuz hain darbe kalkışması şunu göstermiştir ki bu kavga veya savaşta devlet galip gelmiştir ama ülke ve insanı büyük darbe almıştır. Bu süreçler bize güvensizliği miras bırakmıştır. Şu anda cenazesi kaldırılamayacak bir mevta var önümüzde. Herkes birbirinden şüpheleniyor. Şüphe ve güvensizlik birçok sorunu beraberinde getirdi. Bu durum bugünden yarına giderilecek gibi görünmüyor. 17-25 ve darbe teşebbüsüne kalkışanların amacı acaba bu mu idi diye düşünüyorum zaman zaman.

FETÖ kalkışmasının zararlarından bir tanesi de bu mücadeleden galip gelen iktidar partisine olmuştur. İktidar bu süreçleri milletin desteğiyle savuşturmuş olsa da 2013'den beri kendi içinde bir yıpranma süreci yaşıyor. Beraber yola çıktıklarını ve önemli görev ve sorumluluk almış A takımını kaybetmeye devam ediyor. Parti içinde cereyan eden adı konmamış sürtüşme sandığa da yansımış, 1 Kasım 2015 seçimleri hariç oy yönünden duraklama ve düşüşe geçmiş durumda.

Parti içi çekişme, küslük ve dargınlığı beraberinde getirmiştir. Parti üyesi olmasına rağmen partisinden kopmuş ağır toplar şimdilerde bir yol ayrımında. Çünkü kılıçlar çekilmiş durumda. Büyük bir ihtimalle parti kuracaklar. Kurulacak olan parti/ler başarılı olur mu olmaz mı bilmiyorum. Bunu zaman gösterecek. Yeni kurulacak partiler bir tabana oturursa ne ala. Yoksa birçok parti gibi tabela partisi olarak kalır. Ama görünen ana gövde diyebileceğimiz iktidar, kan kaybetmeye devam ediyor. 

Hasılı ortalık toz duman. Mesele yeni partilerin kurulması değildir. Mesele  bu ayrışma sürecinde sürecin iyi yönetilmesindedir. Bu görev de ilk önce ana gövdeye düşmektedir. Bu işi suhuletle halletmeliler. İşi kavgaya dönüştürmemeliler. Taraflar ayrışmayı körüklerler ise bundan hem iktidar hem de ayrılıp parti kuranlar görecektir ve sonu nasıl olur bilmiyorum ama bu kavgadan bir hayır çıkmaz.

Sorun İslam'da mı yoksa Anlayışımızda mı? *

Ağzımızdan düşürmediğimiz üç kavram var: Kur'an, sünnet ve ehlisünnet. Bu üç terimi kullanan kullanana… Genelde dini bir tartışma yapıldığı ortamlarda bu üç kelime dillere pelesenk olmuş durumda. Birinin biraz dini bilgisi varsa, bir cemaat veya tarikata bağlı ise "Efendim, biz ehlisünnete tabiyiz. Kur'an ve sünnet bizim yolumuz" der.

 

Kimsenin Kur'an ve sünnete diyebileceği bir şey olamaz. Çünkü Müslümanların iki asli kaynağıdır bunlar. Hatta ehlisünnet olmasına da kimse itiraz etmez. Mesele ne o zaman derseniz? Herkes Kur'an ve sünnete tabi ise bu kadar ayrılık niye? Nice Kur'an ve sünnete tabi olduğunu söyleyen gruplar, başka Kur'an ve sünnete tabi olduklarını söyleyenleri pekala sapıklıkla itham edebiliyor. Herkes kendi gittiği yolun doğru, diğerlerinin yanlış yolda olduğu iddiasına sahip. O zaman mesele dilimizden hiç düşürmediğimiz Kur'an ve sünnette mi yoksa Kur'an ve sünneti anlama kapasitemizde mi? İki temel kaynakta sorun olmadığına göre öyle zannediyorum; anlayışımızda ve anlama melekemizde sorun var. Ya okuduğumuzu anlayamıyoruz ya işimize geldiği şekilde yorumluyoruz ya da Kur'an ve sünneti asrın idrakine sunacak çap ve kapasiteden yoksunuz. Sanırım bu üçü de var bizde. Kur'an-sünneti anlamıyoruz. Anlama derken okuduğunu anlamayı kastetmiyorum. Ayet ve hadisin ne mesaj vermek istediğini anlamıyoruz ya da mesajı güncelleyemiyoruz. Diyelim ki anladık ve vermek istediği mesajı çıkardık. Mesaj ayağımıza takoz olacaksa işimize yarayacak şekilde bir yorum geliştiriyoruz. 

 

İslam veya Kur'an ve sünnet, tabir yerindeyse modeli eskimeyen, her çağa uyumlu, son model bir araba. Tek eksikliği, bu aracın dilinden anlamayan kaptan eksikliği ve bu arabadan faydalanmak için araca binen ve bu araçtan nasıl faydalanacağını bilmeyen yolcu eksikliği. Sürmeyi ve içinde yolculuk yapmayı bilmeyen Kur'an ve sünnet tabileriyiz ya da bildiğinizi sanan kişileriz. Hepimizin son model arabası da farklı. Her son modele binen de Kur'an ve sünnete tabi olan biziz diyor. Tüm çabamız da son model aracımıza aldıklarımızla birlikte diğer son model arabaya binenlerle yarış halindeyiz. Kim kimi geçecek, kim daha fazla yolcu alacak gibi.

 

Özetlersem, içine bindiğimiz son model arabada sorun yok. Kılavuz kabul ettiğimiz Kur'an ve sünnette de sorun yok. Sorun anlayışımızda. Ayet ve hadislere yüklediğimiz anlamlarda. Anlayış kapasitemizde. Anladığımızı sorgulayamayışımızda ve yaptığımız yorumlarda. Ufkumuzun geniş olmamasında, başka görüşlere kapalı oluşumumuzda, toplumsal yapıyı kestiremeyişimizde… Üslup, yol, yordam bilmeyişimizde ve ikna kabiliyetimizde. Herkes bu şekildedir demiyorum, mutlaka istisnalarımız vardır. Ama çoğunluk için kısaca idrak yoksunuyuz diyebilirim. Allah bize idrak ve samimiyet versin.


*10/10/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.