Kahramanmaraş okul saldırısında ölen 8 öğrenci ile bir öğretmenin cenazeleri kaldırıldı.
Bu menfur saldırıda ölenlerin acısını içimizde hissedeceğimiz, yaralıların bir an evvel sağlıklarına kavuşması için şifa dileyeceğimiz, saldırıya şahit olup etkisinden kurtulamayan öğrenci ve öğretmeni rehabilite etmek için yoğunlaşacağımız yerde, saldırıda ölen 11 yaşındaki çocuğa cenaze merasiminde yapılan ayrımcılığı konuşuyoruz.
Ayrımcılık yapıldı mı yapılmadı mı bilmiyorum. Basının yazdığına göre cenaze merasimi için Kahramanmaraş'a gelen 6 bakanın, 8 cenazenin merasimine katıldığı, bu çocuğun cenaze merasimine katılmadıkları yazılıp çizildi. Bakanlar unuttu mu, diğerlerine katılarak vakitleri mi kalmadı yoksa bile isteyerek mi bu merasime katılmadılar bilmiyorum. Yazılıp çizilenlere göre bakanların bu çocuğun cenazesine özellikle katılmadıkları yönünde. Eğer böyleyse hiç olmamış. Bile bile ayrımcılık yapılmış.
Tüm mesele ya da ayrımcılık cenaze merasimine katılmamaktan ibaret değil. Ölenlerin isimlerine yer verilen listede diğer vefat edenlerin aksine, bu çocuğun ismine parantez içinde küçük harfle yer verildiği de yazılıp çizildi.
Niyet okuyuculuğu yapmayayım ama görünen o ki 11 yaşındaki bu çocuk ayrımcılığa tabi tutulmuş. Sebep de çocuğun babasının yakın zamanda cezaevinden çıkan KHK'li eski bir polis olması imiş.
KHK'lilerin ne kadarı ne kadar suçlu bu ayrı bir yazı konusu. Ki üzerinde düşünmeye değer. Farz edelim ki baba yüzde yüz suçlu. Peki baba suçlu diye oğul niçin ayrımcılığa tabi tutuluyor? Esas üzerinde durulması gereken bu. Zira 11 yaşındaki bir çocuk suçlu değil. Ki masumdur. Babasının suçundan dolayı çocuk niçin suçlu gibi görülüyor ya da gösteriliyor? Unutmayalım ki babamız suçlu olabilir. Babanın suçunu evlat çekmez. Evladımız suçlu olabilir. Evladın suçunu baba çekmez. Daha doğrusu çektirilmez.
Ailede birinin işlediği suçtan dolayı ailenin diğer fertleri potansiyel suçlu görülürse, bu, olsa olsa Hristiyanlığın ilkesi olan aslî günah olur. Bilirsiniz ki Hristiyanlığa göre, "Yasak ağacın meyvesinden yediğinden dolayı Hz Adem günah işlemiştir. Baba Adem'in işlediği bu günah evlatlarına da geçer. Bu yüzden her doğan çocuk günahkar olarak dünyaya gelir. İsa Mesih çarmıha gerilerek kendisinden öncekilerin günahlarını kurtardığını, kendisinden sonra doğanların da bu ilk günahtan kurtulmaları ve bağışlanmaları için vaftiz olmaları gerekir". Bu doktrin Katolik ve Protestanlarda temel inançtır.
İslam ise bu anlayışı reddeder. Çünkü İslam'a göre herkes günahsız ve masum olarak dünyaya gelir. Asla kimse kimsenin günahını çekmez ve günahlardan dolayı günahkar olmaz. Suç bireyseldir. Suçlu, suçu işleyendir. Babadan oğula, oğuldan babaya geçmez. Ki İslam dinine göre buluğ çağına gelinceye kadar çocukların sorumluluğu başlamaz. Kızların ergenliği 9-12, erkeklerinki ise 12-15 yaştır. Ergen olmadan çocukların sorumluluğa başlamaz, masum kabul edilir.
İslam dininin çocuklara yüklediği sorumluluk çağını ilmihal kitaplarının hepsinde bulabiliriz. Ki hepimiz bunu biliyoruz. Durum bu iken babasından dolayı ayrımcılığa tabi tutulan çocuk ise daha ergen olmamış, sorumluluğu başlamamış adı üzerinde çocuk oğlu çocuk. Sahi ne isteriz bu çocuktan? Ne ara babadan dolayı çocukları suçlar olduk? Ne ara Hristiyanların temel inancı olan aslî günahı önemseyip benimsedik, Hristiyanlığa girdik de bizim haberimiz yok? Bari vaftiz olalım da tam olsun.
O kadar da değil demeyin. Biz, hiç dahli yokken babası belli olmayan çocuklara piç, veledi zina diyerek anne babanın suçunu çocuğuna boca ederiz. Katilin ya da hırsızın oğlu deriz. Deriz oğlu deriz.
Kimseyi suçlamıyorum ama maalesef biz buyuz. Bir taraftan daha önce boğmak için uğraştığımız, her türlü hakareti yaptığımız 40 bin kişinin katili dediğimiz kişiye, zamanın ruhuna uygun şekilde şimdilerde sempatiyle bakarken diğer taraftan, babası KHK'li bir çocuğun cenazesine katılmaktan kaçınıyoruz. Sahi bu savrulma niye? Biz ne zaman orta yolu bulacağız, inanın hiç anlamadım gitti.
İnancımız, duruşumuz, tavrımız ne olursa olsun. Yalnız insanlığımızı kaybetmeyelim. 11 yaşında çocuğunu kaybeden bir aileyi diğerlerinden ayırarak ikinci defa öldürmeyelim. Her ne olursak olalım ama insanlığımızı kaybetmeyelim. Bir an evvel bize ve inancımıza ters gelen aslî/ilk günah hastalığından ve sevdasından vazgeçelim.