31 Ocak 2026 Cumartesi

İlk İntiba-Son İntiba

İlk gördüğümde konuşmasıyla, gösterdiği ilgi ve verdiği değerle pozitif bir enerji verdi. Karşılaştıkça selamlaştık. Hal hatır sorduk. İzlenimim, diğer meslektaşlarından çok farklı olduğu yönündeydi. Sıcakkanlı bir profil çizdi.

Bir gün, odasına gelen meslektaşlarının konuşmaları ve tavırlarından dert yandığına dair bir serzenişine şahit oldum. Beklemediğim bu tepkiden dolayı nazarımda ilk karizmasını çizmiş oldu. Garibime gitse de insanlık hali deyip geçtim. 

Belli ki bulunduğu makama ayrı bir önem atfediyor. Aradaki teşriki mesaide bir mesafe olmasını istiyor. Buna da saygı duyarım. 

Bir ara iki sayfalık bir çıktı almam gerekti. Bize tahsis edilen bilgisayarın İnterneti kopunca çıkaramadım. 

Aciliyete binaen memurun odasına gittim. Memur yerinde yoktu. 

Kim müsait, kim yerinde diye diğer odalara baktım. En müsait olan, masasında bir başına çalışan daha önce karizmasını çizdiren idi. 

Selam, hal hatırdan sonra iki sayfalık bir çıktı alacaktım dedim. "Buradan olur ama bir on dakika sonra" dedi. Sessiz kaldım. Ardından "Nereden çıkarılacak çıktı" dedi. Whatsapp'ımda dedim. "Olurdu ama bende WhatsApp yok. Sadece Bip var. Değilse yardımcı olurdum" dedi. Bu davranışı da benim garibime gitti. Tepki vermeden teşekkür edip ayrıldım. 

Sonra bize tahsis edilen odaya geçip bir başkasından yardım isteyerek İnternete bağlandım. WhatsApp Web'e girerek 1-2 dakika içerisinde lazım olan çıktıları aldım. 

Senede üç dört defa bu şekil çıktı lazım olur. Ya yazıcıda toner olmaz ya da İnternet bağlantısı kesik olunca makam sahiplerinden uygun olana söylerim. Koltuklarına oturmadan onlar WhatsApp Web'i açar. Ekranı bana doğru çevirir. Ben de telefonumla karekodu okuturum. Şu iki çıktı derim. Onlar da yazıcıya gönderir, işimi bu şekilde hallederim. Bu sefer sert kayaya çarpmış olmalıyım ki işimi halledemedim. 

Aradan bir yarım saat geçti. Ortak WhatsApp grubuna bir mesaj geldi. Mesajı içeriği ne imiş, mesaj kimden diye baktım. Gelen mesaj, az önce "Bende WhatsApp yok" diyenden idi. 

Bu mesaja da çok üzüldüm. Halbuki bana az önce bende WhatsApp yok demişti. Keşke çıktı almak için yanına hiç gitmeseydim dedim. Çünkü ilk verdiği intiba olumlu idi. Makam kaprisi yüzünden ilk karizmasını çizdirmişti. Gördüğüm kadarıyla yalan da söylüyor. Hesaba katmadığı bir şey var. Söylediği yalan yatsı olmadan ortaya çıktı. Bu hareketiyle de nazarımdaki karizması tamamen çizilmiş oldu. 

Halbuki WhatsApp'ı açmak için onun telefonunu kullanmayacaktım. Bilgisayarından WhatsApp'ı kullanacaktım. Bunun için de ayrıca WhatsApp yüklemeye gerek yoktu.

Demek ki insanları çalışırken tanımak gerekiyormuş. İlk intibada insanı yanıltabiliyormuş. Bundan sonra doğruluktan, dürüstlükten bahsetmesinin nazarımda bir karşılığı yok. Öyle görünüyor ki WhatsApp yok demesinin altında da yöneticilik kaprisi var.

Şu bir gerçek ki kimse kimseye itibar elbisesi giydirmez. Kişi itibarını kendi kazanır kendi kaybeder. Kişiler kıyafetiyle karşılanır, fikirleriyle uğurlanır. 

Rakibi Hedef Gösterme Hastalığımız

Farkındayız veya değiliz. Her nerede, ne iş yaparsak yapalım. Kendi işimize odaklanmamız, kendi işimizi yapmamız gerekir.

İşine kendini veren işini doğru yaparak kendini gösterir. Kendi işine kendini veremeyen ise sadece laf ebeliği yapar. 

Bunu gizlemek için de bir günah keçisi bulur. Akşam sabah rakibini bombardımana tutar. Öyle vurur ki sanırsın ki rakibi suç makinesi. Hangi taşı kaldırsan rakibi çıkar. 

Meydanlarda ve ekranlarda bu konuyu o kadar işliyor ki belleklere nakşediyor. Belleğine işlenen o rakipten o kadar korkar ki bu rakibin eline imkan geçti mi neler yapmaz. Allah bunlara fırsat vermesin. O yüzden maceraya gerek yok. O rakibin gelmememesi için mevcuta dört elle sarılmak gerek demeye başlıyor ve belleğine işleneni akşam sabah o da tekrar etmeye başlıyor.

Sonucunda rakipten endişe eden büyük bir kamuoyu oluşuyor. Ortaya, kırılıp parçalanamaz bir algı çıkıyor.

Kendisinden endişe edilen rakip de bu algının aslı ve astarı yok diyeceği yerde algıyı doğru çıkartacak söz ve eylemlerden kaçınmıyor.

Haliyle mevcut korunuyor. Değişmeyen tek şey değişim sözünün de aslı çıkmıyor. Değişmeyen tek şey değişmeyen olup çıkıyor. Eski hamam eski tas devam ediyor. 

Neredesin Ey Görgü?

Cuma namazı için mahalle camiine gittim. Camiye girerken ayakkabıları çıkarıp sol elle ayakkabıları almak için eğildiğimde, benden yaşlı biri, serginin olduğu yere kadar geldi. Ayakkabılarını önüne çıkardı. Sonra ayakkabısıyla basarak geldiği yere ayaklarını bastı. Eline ayakkabısını alarak serginin üzerinden yürüyerek gitti. 

Adam nereye bastı nereye gitti nereye oturdu bilmem. Çünkü onun gittiği yeri aksi tarafına gittim. 

Camiye böyle giren bu şekil kaç kişi var bilmem. İnşallah türünün son örneği olarak sadece kendisi girmiş olur. Eğer birden fazla böylesi varsa oturduğumuz, secdeye gittiğimiz halıların hiçbiri temiz olmaz. Çünkü her camiye girenin ayakkabısıyla basarak geldiği yere çorabıyla basıp gelmek olacak şey değil. Hazırında dışarıdaki pisliği cami içine taşımak demektir.

Evlere de böyle giren eksik olmaz. Tek tük çıkıyor. Nasıl bir temizlik anlayışıysa artık. Görenleri tiksindirmek için elinden geleni ardına koymuyorlar.

Camiden sonra Evliya Çelebi parkındaki kafede oturayım diye gittim. Önce WC'ye uğradım. Orta kabinde yaşı yetmişi devirmiş birini, orta kabinde kapısı açık bir şekilde ayakta ihtiyacını giderirken gördüm. Bu şekil ihtiyaç giderme de garibime gitti. Beyefendinin ayakta işemesinden geçtim. Kapı niye açık? Pekala içeri tam girip kapıyı kapatabilirdi. Kapıyı kapattıktan sonra ayakta mı işer, yatarak mı işer, orası ona kalmış. Ayrıca madem ayakta işeyecek. Yan tarafta ayakta ihtiyaç giderecek pisuarlar var. Oraya niye yanaşmadı, anlaşılır gibi değil. Pisuarları pis gördü desem, mümkün değil. Çünkü belediyenin WC'leri görevlisi tarafından sık sık temizleniyor. Yok, yere çömelemiyorsa belediye bir kabine alafranga tuvalet yaptırmış. Oraya girseydi bari.

Anlaşılan bu yaşını başını almış kişi de görgüsüzün biri. Dağdan inmiş şehrin göbeğinde de kimseye aldırmadan görgüsüzlükte sınır tanımıyor. 

Bu iki görgüsüzün de görünce neredesin ey görgü dedim. Dedim ama dediğimle kaldım. Çünkü bu görgü denen şey öyle bir şey ki parayla alınıp satılan bir şey değil. Ancak görerek görgü kazanır insan. Bu tiplerde de bunları görecek göz yok. Adeta bakar kör bunlar.