31 Ocak 2026 Cumartesi
İlk İntiba-Son İntiba
Rakibi Hedef Gösterme Hastalığımız
Farkındayız veya değiliz. Her nerede, ne iş yaparsak yapalım. Kendi işimize odaklanmamız, kendi işimizi yapmamız gerekir.
İşine kendini veren işini doğru yaparak kendini gösterir. Kendi işine kendini veremeyen ise sadece laf ebeliği yapar.
Bunu gizlemek için de bir günah keçisi bulur. Akşam sabah rakibini bombardımana tutar. Öyle vurur ki sanırsın ki rakibi suç makinesi. Hangi taşı kaldırsan rakibi çıkar.
Meydanlarda ve ekranlarda bu konuyu o kadar işliyor ki belleklere nakşediyor. Belleğine işlenen o rakipten o kadar korkar ki bu rakibin eline imkan geçti mi neler yapmaz. Allah bunlara fırsat vermesin. O yüzden maceraya gerek yok. O rakibin gelmememesi için mevcuta dört elle sarılmak gerek demeye başlıyor ve belleğine işleneni akşam sabah o da tekrar etmeye başlıyor.
Sonucunda rakipten endişe eden büyük bir kamuoyu oluşuyor. Ortaya, kırılıp parçalanamaz bir algı çıkıyor.
Kendisinden endişe edilen rakip de bu algının aslı ve astarı yok diyeceği yerde algıyı doğru çıkartacak söz ve eylemlerden kaçınmıyor.
Haliyle mevcut korunuyor. Değişmeyen tek şey değişim sözünün de aslı çıkmıyor. Değişmeyen tek şey değişmeyen olup çıkıyor. Eski hamam eski tas devam ediyor.
Neredesin Ey Görgü?
Cuma namazı için mahalle camiine gittim. Camiye girerken ayakkabıları çıkarıp sol elle ayakkabıları almak için eğildiğimde, benden yaşlı biri, serginin olduğu yere kadar geldi. Ayakkabılarını önüne çıkardı. Sonra ayakkabısıyla basarak geldiği yere ayaklarını bastı. Eline ayakkabısını alarak serginin üzerinden yürüyerek gitti.
Adam nereye bastı nereye gitti nereye oturdu bilmem. Çünkü onun gittiği yeri aksi tarafına gittim.
Camiye böyle giren bu şekil kaç kişi var bilmem. İnşallah türünün son örneği olarak sadece kendisi girmiş olur. Eğer birden fazla böylesi varsa oturduğumuz, secdeye gittiğimiz halıların hiçbiri temiz olmaz. Çünkü her camiye girenin ayakkabısıyla basarak geldiği yere çorabıyla basıp gelmek olacak şey değil. Hazırında dışarıdaki pisliği cami içine taşımak demektir.
Evlere de böyle giren eksik olmaz. Tek tük çıkıyor. Nasıl bir temizlik anlayışıysa artık. Görenleri tiksindirmek için elinden geleni ardına koymuyorlar.
Camiden sonra Evliya Çelebi parkındaki kafede oturayım diye gittim. Önce WC'ye uğradım. Orta kabinde yaşı yetmişi devirmiş birini, orta kabinde kapısı açık bir şekilde ayakta ihtiyacını giderirken gördüm. Bu şekil ihtiyaç giderme de garibime gitti. Beyefendinin ayakta işemesinden geçtim. Kapı niye açık? Pekala içeri tam girip kapıyı kapatabilirdi. Kapıyı kapattıktan sonra ayakta mı işer, yatarak mı işer, orası ona kalmış. Ayrıca madem ayakta işeyecek. Yan tarafta ayakta ihtiyaç giderecek pisuarlar var. Oraya niye yanaşmadı, anlaşılır gibi değil. Pisuarları pis gördü desem, mümkün değil. Çünkü belediyenin WC'leri görevlisi tarafından sık sık temizleniyor. Yok, yere çömelemiyorsa belediye bir kabine alafranga tuvalet yaptırmış. Oraya girseydi bari.
Anlaşılan bu yaşını başını almış kişi de görgüsüzün biri. Dağdan inmiş şehrin göbeğinde de kimseye aldırmadan görgüsüzlükte sınır tanımıyor.
Bu iki görgüsüzün de görünce neredesin ey görgü dedim. Dedim ama dediğimle kaldım. Çünkü bu görgü denen şey öyle bir şey ki parayla alınıp satılan bir şey değil. Ancak görerek görgü kazanır insan. Bu tiplerde de bunları görecek göz yok. Adeta bakar kör bunlar.