21 Ocak 2026 Çarşamba

Her Yerde Bir Meslek Mezunu Olmalı

Liseyi endüstri meslek lisesinde okumuş bir müdür yardımcım vardı. Okulun ne kadar kırık dökük, tamir işi olursa elinden geçerdi.

Kapı kolu değişecek hocamın işiydi. Beton atılacak, kalıp çakılacak hocamın işiydi. Zaman zaman bir ustaya ihtiyaç olduğunda, hocam, ne yapalım diye sorardı. Hiç sorma hocam, bu iş senin. Bana usta çağırtma derdim. Usta dediğin hadi deyince gelmezdi. Gelse de imkanları sınırlı olan okul için külfet olurdu.

Sağ olsun. Ben, öğretmen ve idareciyim. Bu iş benim işim değil, usta çağıralım demezdi. Özene bezene güzelce yapar, işimiz görülürdü. Haliyle dışarıdan servis, usta çağırmadan kendi içimizde ufak tefek işleri bu şekilde hocamın el becerisiyle hallederdik. Okuldan da para çıkmamış olurdu.

Şu var ki her meslek lisesi mezunu böyle değil. Okulun bir elektrik işi oldu. Binadan binaya uzanan elektrik kablosu gerdirilerek biraz yukarı kaldırılacak. Cesaret edemedi. "Hocam, bir elektrikçi çağırsanız iyi olur" dedi. Öyle ya her meslek lisesi mezunu her işimizi meccanen yapan hocamız gibi olamazdı. Hocamın kulakları çınlasın. 

Bu tür tamir ve tadilat işlerini yapmaya elleri yatkın bu tip meslek lisesi mezunları her okulda olması lazım. Gel gör ki meslek lisesi mezunu olup da öğretmenlik okumuş öğretmen bulmak bundan sonra çok zor. Çünkü 28 Şubat süreci ile birlikte meslek liseleri büyük darbe yedi. Sonrasında bu okullara ne kadar önem verilse de bu okullar eski kalitesinden uzak. Eskiden bu meslek liseleri diğer lise türleriyle yarışırdı. Bu okullardan mezun olanlar dört yıllık fakülteleri kazanıp okuyabiliyordu. Şimdi dört yıllık örgün eğitim yapan bir fakülteyi kazanan meslek lisesi mezunu öğrenci bulmak çok zor.

28 Şubat sürecinde katsayı uygulanan okul türü olarak İHL’ler ön plana çıksa da esas hedef diğer meslek liseleri idi. Çünkü bu süreci sonuçları itibariyle değerlendirdiğimiz zaman sanayinin ara eleman ihtiyacı sonraki yıllarda had safhaya ulaştı. Devlet bugün bu ihtiyacı karşılamak için eskinin çıraklık, şimdilerde mesleki eğim merkezlerinde okumayı tercih edenlere teşvik vermek zorunda kaldı. Bu da insanın önce sağlığını kaybedip sonra tedavi olmak için yüklü miktar para harcamasına benzer.

20 Ocak 2026 Salı

Mutluluk için Denemeye Değer

Bu yazımda, yazarının kim olduğunu bilemediğim, sosyal medyada "Mutlu Olmak için" başlığıyla dolaşımda olan bir alıntıya yer vereceğim. 

MUTLU OLMAK İÇİN

1. Bol su için.

2. Kahvaltıda çok, öğle yemeğinde orta, akşam yemeğinde az yiyin.

3. Ağaçlarda ve bitkilerde yetişen yiyecekleri daha çok, fabrikalarda üretilen yiyecekleri daha az yiyin.

4. Hiç bir şeyi içinize atmayın.

5. Her gün en az 10 dakika sessiz olarak oturun. Kendinizi baştan aşağı, içsel dışsal her yönünüzle düşünün.

6. Düzenli uyuyun.

7. Her gün 20-30 dakika yürüyüş yapın. Ve yürürken gülümseyin.

8. Hayatınızı başkalarınki ile karşılaştırmasın. Onların seyahatinin nasıl olduğuna dair hiçbir fikriniz yok.

9. Olumsuz düşüncelere sahip olmayın. Bunun yerine enerjinizi şu an için harcayın, nefes aldığınız her anın kıymetini bilin, keyfine varın.

10. Sadeliğin güzelliğini keşfedin.

11. Hayatı çok da ciddiye almayın. Kısıtlı süre için burada olduğunuzu unutmayın.

12. Kıymetli enerjinizi başkaları hakkında konuşarak boşa harcamayın.

13. Olumsuz düşünmekten kaçının.

14. Kıskançlık, çekememezlik zamanın boşa harcanmasıdır. İhtiyacınız olan her şeye zaten sahipsiniz.

15. Geçmiş meseleleri unutun. Kişilerin geçmiş hatalarını hatırlatmayın. Bu durum mevcut mutluluğunuzu bozar.

16. Hayat, birisine kin duyarak zamanı boşa harcamak için çok kısadır. Kimseden nefret etmeyin.

17. Geçmişinizle barış yapın ki şimdiki zamanı bozmasın.

18. Hayatın bir okul olduğunu ve öğrenmek için burada olduğumuzu unutmayın. Problemler, gelip giden, ancak aldığımız derslerin bir ömür boyu devam ettiği eğitim programının bir parçasıdır.

19. Daha fazla gülümseyin ve pozitif olmaya çalışın.

20. Her tartışmayı kazanmak durumunda değilsiniz. Aynı fikirde olmasanız da anlaşın.

21. Ailenizi sık arayın.

22. Her gün diğerlerine iyi bir şey verin. Gülümseme, teşekkür, iltifat, yardım, destek, moral en ucuzu ve faydalısıdır.

23. Herkesi her şey için affedin.

24. 70 yaşından büyük ve 6 yaşından küçük kimselerle vakit geçirin.

25. Her gün en az 3 kişiye gülümseyin ve tanımadığınız birine selam verin.

26. Başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğü ile ilgilenmeyin.

27. Doğru olanı düşündüğünüz şeyleri yapın, yanlışlarınız için de pişman olmayın. Ne oluyorsa ya da olmuyorsa, olması gerektiği için ve hayrımıza olduğu içindir.

28. Faydalı, güzel veya neşe dolu olmayan her şeyden uzak durmaya çalışın.

29. Şu an fark etmesek de yaşadığımız her şey iyiliğimiz içindir.

30. Bir durum iyi veya kötü olsun, nasılsa değişecektir. Durumu kabullenin.

31. Nasıl hissederseniz hissedin, kalkın, giyinin ve ortaya çıkın. Kendinizi eve kapatmayın.

32. En iyisine henüz sıra gelmedi.

33. Sabah canlı olarak uyandığınız için gülümseyin,

34. Hislerinizi önemseyin. İnanın, gerekeni yapın ve gerisini akışa bırakın.

Toplumsal Tükenmişlik

Türkiye’nin Nabzı Aralık 2025’in yeni bölümü “Toplumsal Tükenmişlik ve Güven” başlığıyla Metropoll’ün Web sayfasında yayımlandı.

22 sayfadan oluşan araştırmanın hepsine değinme imkanım yok. Rakamlara boğmadan kısa kısa değinmek isterim.

Araştırma şirketi, bu araştırmanın ilk sayfasında, araştırma sonucunda “Ne bulduk?” başlığında aşağıdaki sonuçlara ulaşıldığını belirtiyor:

•Türkiye, 0–100 ölçeğinde yüksek tükenmişlik bandında; toplumun büyük bölümü ülke gündeminden bunalmış ve geleceğe dair kaygılı.

• Her iki kişiden biri son bir yılda psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğunu söylüyor.

• Güven haritasında yakınlara güven orta-yüksek, kurumlara güven sınırlı, tanımadık kişilere güven ise çok düşük. Seçmenlerin yaklaşık yarısı “her yere güvensizler” kümesinde; daha küçük bir kesim “kuruma yaslananlar”, bir diğer kesim de “insanlara güvenen ama kurumlara mesafeli” profilde yer alıyor.

•Tükenmişlik yükseldikçe hem kurumlara güven hem de topluma aidiyet zayıflıyor; aidiyet en düşük ve göç isteği en yüksek gruplar, aynı zamanda en tükenmiş ve en güvensiz kesimler.

• Genç ve eğitimli segmentlerde, “fırsat olsa başka ülkede yaşamak isterim” cevabı ana akım hâle gelirken, 2026’ya dair kişisel beklentiler ülke beklentilerine göre daha olumlu; insanlar ülkenin geleceğine karamsar, kendi mikro hayatına ise daha temkinli iyimser bakıyor.

Dağılım incelendiğinde katılımcıların %30,4’ünün yüksek, %30,5’inin çok yüksek tükenmişlik grubunda yer aldığı görülüyor. Başka bir ifadeyle, toplumun yaklaşık %61’i günlük yaşamını belirgin bir duygusal yorgunluk, yoğun gündem baskısı ve geleceğe ilişkin kaygı eşliğinde sürdürüyor.

Verdiği siyasi partiye göre yüksek ve çok yüksek tükenmişlik yaşayanlara gelince, AK Parti ve MHP seçmeninin 1/3'i, İYİ Parti, CHP ve DEM'e oy verenlerin yüzde 40-50'si yüksek ve çok yüksek tükenmişlik yaşıyor.

Cinsiyete göre yüksek ve çok yüksek tükenmişlik kadınlarda, % 66 iken erkeklerde % 56'da kalıyor.

Yaş gruplarına göre yüksek ve çok yüksek tükenmişlik durumu şöyle:

18-34 yaş arasında yüzde 60,

35-54 arasında yüzde 59,

55 yaş üstünde bu oran yüzde 64,6 çıkmış.

Tek asgari ücretle geçinenlerde ise yüzde 70’e çıkıyor.

Çalışma biçimine göre en yüksek tükenmişlik öğrenci, işsiz, emekli ve ev kadınlarında.

Ülke gündeminin, toplumun yarısından fazlasını “fazla” ya da “çok fazla” bunaltmasının arkasında tek bir başlık yok; ama öne çıkan dört ana stres kaynağı var. İlk sırada suç ve şiddet haberleri (%29) alıyor. Onu siyaset (%21) ve ekonomi (%19) izliyor; bir diğer güçlü başlık ise “toplumsal/ahlaki çürüme” algısı (%18). Türkiye’de gündem yorgunluğu, öncelikle güvenlik, geçim ve değerler tartışması etrafında şekilleniyor.

Toplumsal aidiyet konusunda; toplumun geneline baktığımızda, her ne kadar önemli bir kesim kendisini hâlâ “bu toplumun bir parçası” olarak görse de yaklaşık her beş kişiden ikisi Türkiye’de kendini nadiren ya da hiç ait hissetmediğini söylüyor.

Daha fazla rakam ve istatistiklere boğmamak için araştırmadan yaptığım alıntı ve notları burada noktalıyorum. Merak edenler araştırmanın tamamına Metropoll’ün sayfasından ulaşabilir.

Sonuç olarak şunu söylemek isterim ki araştırma ne derece tüm Türkiye’yi yansıtır bilemem ama çıkan tablo korkunç. Çünkü bu derece yüksek ve çok fazla tükenmişlik, psikolojik desteğe ihtiyaç hissetme, güvensizlik ve ait hissetmeme durumu ve bıkkınlık hayra alamet değil. Yetkililerin, uzmanların ve sorumluların bu konular üzerine eğilmesinde fayda görüyorum.