13 Ocak 2026 Salı

Yeni Versiyon Valiler

90'lı yıllarda mal müdürlüklerinde işini halletmen pek mümkün değildi. Şurası eksik, burası eksik türünden git gel yapardın. Ödeme yapmamak için kırk dereden su getirirlerdi. Derdini anlatman için fazla da muhatap olmazlardı. Muhatap olursa da çoğunda nezaket pek olmazdı.

2000'lerin başlarında idarecilik göreviyle birlikte mal müdürlüğüyle yolum çok kesişti. Malmüdürü çok efendi idi. Hal hatır soran, güler yüz gösteren, rehberlik yapan, yardımcı olan, sohbet eden biri idi.

İlçeden ben ayrıldım. Sonra o da ayrıldı. Yolu düşmüş tekrar ilimize geleceğinde, "Müsait olursanız, şu gün şu saat şurada görüşelim" mesajı yazmış. Dediği yere gittim. Benim dışımda 8-10 kişi daha vardı buluşma yerinde. Hepsi de malmüdürü imiş. Koyu bir muhabbete daldık. Malmüdürlerinin muhabbeti hoşuma gitti. Laf arasında, arkadaşlar, benim daha önce tanıdığım ve muhatap olduğum malmüdürleri gibi değilsiniz. Öncekiler daha soğuk iken sizler sıcakkanlısınız. Sizler mi farklısınız yoksa malmüdürleri değişti mi dedim. Güldüler. "Hocam, aynı dediğiniz gibi eski malmüdürleri öyledir. Biz ikinci jenerasyonuz. Hepimiz gördüğün gibi böyleyiz" dediler. Ben bu jenerasyonu çok sevdim. Sayılarınızı artsın inşallah dedim.

Devlet mal müdürlüklerini kaldırma kararı aldı. Çoğu yerde kapandı. Bir kısmı da geçiş sürecinde aksaklık olmasın diye açık tutuluyor. Haliyle yeni jenerasyon malmüdürleri de defterdarlık bünyesine geçmiş olacaklar.

Gördüğüm yeni nesil malmüdürleri dışında yeni nesil ya da yeni versiyon valiler de bu yıllarda pek revaçta.

Geçmişte diğer valilerden farklı Erzincan Valisi Rahmetli Recep Yazıcıoğlu vardı. Diğerleri, bulundukları makamın ağırlığından mıdır, temsil makamından mıdır bilinmez, genelde protokol insanı gibi soğuk bir görüntü verirlerdi. Halkın içine pek çıkmazlardı. Karşılama, uğurlama, rutin ziyaret, çelenk töreni gibi resmi durumlarla ön plana çıkarlardı. Kısaca pek doğal bir görüntü vermezlerdi.

Dışarıdan biri olarak dış görüntüleri ve verdikleri imajla, pek doğal davranmadıkları yönünde bir kanaatim olmakla beraber lise öğrencisi iken annesinin vefatı nedeniyle, okunan hatim duasını yapmak üzere bizi makamında kabul eden Rahmetli Kemal Katıtaş'ı, bu merasimde çok doğal ve babacan bulduğumu da söylemeliyim.

Şu var ki genel tablo halkın mülki amirlere, mülki amirlerin de biraz mesafeli oldukları yönünde. Hatta fıkralara bile konu olmuştur. "Hani Erzurum'a yeni atanan bir valinin, halkın nabzını tutmak için ‘Şehrinize gelen hangi valilerden memnun oldunuz’ şeklinde bir soru sorduğu, halkın da 'Şu validen çok memnunduk' dediği, valinin de 'Çok sevecek kadar o valinin ne yaptığını' sorduğu, halkın da 'Erzurum'a gelmeden öldüğü' şeklinde cevap verdiği" anlatılır.

Günümüz valilerine gelirsek, geneli nasıl bilmem ama yeni versiyon valilerle karşı karşıyayız. Erzincan Valisi Sayın Hamza Aydoğan, Karaman Valisi iken Ardahan'a atanan Sayın Mehmet Fatih Çiçekli, yeni versiyon valilere verebileceğim örnek. Belki başka örnekleri de vardır ama bu iki vali sosyal medya paylaşımlarıyla öne çıkanlar.

Sosyal medyada kısa videolarıyla tanıdığım bu iki Vali, halkın içinde, halktan biri gibiler. Kibirden, soğukluktan, protokolden ve mesafeden uzak çok doğal bir görüntü veriyorlar. Çocukla çocuk, yaşlı ile yaşlı. Bulundukları ilin halk ağzıyla konuşmaktan da geri durmuyorlar. Kah tamircideler kah yurttalar kah sınıftalar kah ekmek yapan kadınların arasındalar. Kısaca çat kapı her yerdeler.

Girdikleri her yere de pozitif enerji verip ayrılıyorlar. Her yere iz bırakıyorlar.

İlk valiliği Karaman olan ve görev süresi çok uzun sürmemesine rağmen tayininin Ardahan'a çıkmasıyla birlikte Karaman halkının valiye gösterdikleri ilgi ve teveccüh, uğurlamaya gelen kalabalık bu Vali'nin kısa sürede Karaman'da iz bıraktığına bir örnek.

Erzincan ve eski Karaman, yeni Ardahan Valisi, nazarımda yeni nesil valilere en güzel örnek. Bu şekil yeni versiyon mülki amirlerin sayısının artması dileklerimle.

11 Ocak 2026 Pazar

Kafe Nesli

Bir zamanlar 18 yaşın altındakilerin giremediği kahvehane ve kıraathaneler vardı. Okey, tavla ve kağıt oynamak isteyenlerin buluşma noktasıydı. Kimi de oyun oynamadığı halde seyretmek, çay içmek, televizyon izlemek, arkadaşlarıyla buluşmak için giderdi.

Televizyonların evlerde pek yaygın olmadığı zamanlarda film, maç ve Muhammed Ali Kılay’ın boks maçlarını izlemek için hınca hınç kahvehaneler dolar taşardı.

Sabaha kadar açık, adına da sabahçı kahvehane dedikleri kahvehaneler vardı.

İnternet kafeler yaygınlaştı bir ara. Evinde İnterneti olmayan gençlerin, oyun oynamak ve İnternete girmek için buluştuğu yerler oldu.

Esnaf çay ocakları tek tük hayatımızda vardı. Esnafa çay satardı. Son yıllarda esnaftan ziyade eli boş, gönlü hoş ve emekli kimselerin uğrak yeri oldu çay ocakları. Yan yana ve her köşe başında var. Hepsi de tıklım tıklım dolu.

Şimdilerde kahvehaneler olsa da belli kahvehaneler dışında buraların pek doluluğu yok.

Bir zamanlar her köşeye açılmış İnternet kafeler bildiğim kadarıyla kalmadı.

Son yılların yükselen yıldızı kafeler. Her bir yerde bol miktarda var. Hepsi de neredeyse hınca hınç dolu. Çay, kahve, çerez, yemek ve atıştırmalık türü yiyecek ve içeceklerin de servis edildiği bu kafeler, gençlerin ve sevgililerin buluşma ve uğrak yeri.

Kahvehane ve esnaf çay ocaklarına göre fiyat yönünden pahalı olmasına rağmen tüm kafelerin müşterisi eksik değil. Ne kadar işsiz ve avare insan varsa buradalar. Çoğunun harcadığı da kendi kazancı değil. Günübirlik bu kafelere takılan kişilere para dayanmaz. Aileler mecburen harçlıkları artırmak zorunda kalıyor.

Pek toplum içine çıkmayan ve görüş serdetmeyen, amacı ve hedefi ne olduğu pek bilinmeyen bu gençler bu kafeleri pek sevdi. Bu pahalı yerlere para dayanamayacağını bildikleri halde oturma ve buluşma yeri için başka seçenek akıllarına gelmiyor. Çok kibirli olmamalarına rağmen çay ocakları ve kahvehanelerde buluşmayı hiç düşünmüyorlar. Çünkü kızlı erkekli, bir çay ocağına oturup taze çay içmeyi ve daha az ödemeyi kendilerine yediremiyorlar. Kazara biri çay ocağını düşünse bile arkadaşları hiç oralı olmuyor. Arkadaş hatırına hepsi kafeleri mesken ediniyorlar.

Kafelerde yeme içme pahalı olmasına rağmen açılan tüm kafeler müşteri sıkıntısı çekmiyor. Kafelerin alternatifi halihazırda olmadığından bu gidişle kafeler eli boş bu gençlerin meskeni olmaya devam edecek. Ben bu kafeleri mesken edinen gençlere kafe nesli diyorum.

Bu kafe neslinin kafa yapısını anlamak zor. İçlerine girip niyetlerini de okumak mümkün değil. Rahatlarına düşkün ve Rahatlarına ödün vermeyen bir görüntü verseler de çok rahat olduklarını sanmıyorum. Ama rahat davranıyorlar görüntüsü veriyorlar.

Yine bu kafe nesli yürümeyi, otobüs ve dolmuşa binmeyi de aklının ucundan pek geçirmez. Gidecekleri yer ve kafe yakın bile olsa mutlaka arabayla gidiyorlar.

Bu kafelerin saltanatı ne zaman sona erer, yerine hangi alternatif gelir bilmem ama bu kafe nesli farklı bir nesil. Kısaca dünyada, içimizde yaşayan farklı dünyanın insanları gibiler. Bunlar bizim oğlumuz, kızımız. Ama dünyaları farklı. Ne biz onları anlıyoruz ne de onlar bizi. Birbirimize Fransız iki Fransız gibi yaşayıp gidiyoruz.

Emekli Sorununda Payımız

Ne zaman emekli konusu açılsa, en düşük emekli aylığı alanların maaşları mevzubahis olsa “Aldıkları az. Ama eldeki imkan bu” deneceğine, “Bu düşük alanlar fazla çalışmadan emekli olanlar. Ondan düşük. Avrupa’da böyle mi halbuki. Orada 65 hatta 67 yaşına kadar emekli olamıyor”, deyiveriyor bazıları.

Tamam, bu kişiler fazla çalışmamış, emekliliği hak etmeden emekli olmuş olabilirler. Ki bu şekil emekli olanların sayısı az değil. Hatta fî tarihinde birkaç gün sigorta başlangıcı varsa cüzi bir para yatırmak suretiyle arayı kapatıp emekli olanlar bile oldu.

Peki, emekli sayısını kim bu kadar çoğalttı? Emeklinin kendi elinde mi emeklilik? Kişi, “ben ancak şu kadar çalışırım, ondan sonra çalışmam, emekli olurum. Kabul ederseniz böyle yoksa siz bilirsiniz mi” diyor? Emeklinin bu ülkede çok genç yaşta emekli olmasının müsebbibi dış güçler mi yoksa?

Hepimiz biliriz ki emeklilik hakkının ne kadar olacağına siyasi irade karar verir. Onlar emeklilik yaşını indirir ya da yükseltir. Ülkeyi yöneten siyasi irade kararını verir, sonra Meclise sunar. Mecliste de oy çokluğuyla emeklilik yaşı ve şartları geçmiş olur. Cumhurbaşkanı da onaylayınca kanun yasalaşarak yürürlüğe girmiş olur. Yani emekliliğe karar veren ülkeyi yöneten hükümettir.

Durum bu iken oturup kalkıp erken emekli olanlara kızıyoruz. Bunlar fazla çalışmadı diyoruz.

Efendim, vatandaş istedi. Kamuoyunda böyle bir beklenti vardı. Siyasi irade de bu kanunu çıkardı. Değilse seçimi kazanamayacaktı deniyor. Hatta işi daha da ileriye götürüp erken emekliliği muhalefet istedi. Seçim çalışmalarında “Erken emekliliği çıkaracağım” sözü verdi. Hükümet de çıkarmak zorunda kaldı deniyor.

Anlamadığım bu ülkeyi muhalefet mi yönetiyor, iktidar mı? Ne kadar istenmeyen bir kanun çıkmışsa vur abalıya türünden muhalefet suçlu ilan ediliyor.

Sonra seçim kazanmak mı önemli, ülkenin geleceğini düşünmek mi? Mesele memleketse gerisi teferruattır demiyor muyuz. Seçmen istedi, muhalefet istedi. Biz de çıkardık. Değilse seçimi kaybederdik olur mu? Bu nasıl memlekete hizmet, bu nasıl memleketi düşünmek böyle? Görünen o ki mesele memleket ise desek de memleketten ziyade teferruatları tercih ediyoruz. Merak ediyorum, Siyasi ikbal ve seçimi kazanmak için ülkenin SGK’si ile oynanır mı? Bu nasıl memleket sevgisi böyle? Sanki bizim memleketi sevmemiz kedinin ciğeri sevmesine benzer. Kedi ciğeri haklamak için uğraşıyorsa, biz de seçim kazanmak için memleketi kedinin ciğeri yediği gibi yiyoruz.

Sonra vatandaş istedi, kamuoyunda böyle beklenti vardı. Burada erken emekliliği isteyen kişiler suçlu ne demek? Ülkeyi vatandaş mı yönetiyor yoksa vatandaşın seçtiği kimseler mi? Ülkeyi yöneten, vatandaş istiyor diye vatandaşın her istediğini çıkarmak ve yerine getirmek zorunda mı? Vatandaşın her istediğinin yerine getirilmesi demek o ülkede devlet yok demektir. Devlet ne için var? Bir ülkenin düzen ve tertip içinde insanını ve ülkesini namerde muhtaç etmeyecek şekilde yönetmesidir. Vatandaşın isteğine gelince, iş vatandaşa bırakılırsa hiçbir insan çalışarak emekli olmak istemez. Hatta bize bırakılırsa anamızdan doğar doğmaz çalışmadan emekli olmak isteriz. İşte burada devlet bize dur diyecek. İsteğin de bir sınırı var. Yüz verdik, astarını istemeyin demesi lazım.

Bir diğer husus, “Efendim, emekli olanlar zaten çalışmaya devam ediyor. Emekli maaşının üstüne fazlaca para alıyor. İçlerinde çalışmayan varsa evi kira değilse bu aldığı zaten yeter” diyor. Buna da itirazım var. Bir insanın çalışmaya gücü ve kuvveti varken ne diye emekli edip emekli parası veriyoruz? Bir insana hem emekli hem de tekrar çalışmaya devam etmesinden dolayı ne diye iki maaş veriyoruz? Emekli olana tek maaş verelim. Aldığı tek maaşla adam gibi yaşasın. Ayrıca çalışmaya ihtiyaç hissetmesin. Kimse de aldığımız az diye meydanlara çıkmasın. Bunu yapmak herhalde çok zor olmasa gerek. Pekala SGK yaşı ile oynama yetkisini siyasi iradenin eline bırakmamak, elinden almakla bu işe başlanabilir. Aklına esen, seçim zamanı emekli yaşını indireceğim demesin. Kim oynamaya kalkarsa vatana ihanetle yargılansın. Avrupa’da seçimler yok mu? O ülkede hükümetler yok mu? Onlar seçim kaybetmiyor mu? Onlar niye emekli yaşını her seçimde seçim malzemesi yapmıyorsa biz de yapmayalım.

Bir insan emekli olduğu halde vücudu dinç hala çalışmaya devam ediyorsa, bu insanı emekli etmek ülkenin lehine düşünmemek, ülkenin geleceğini yok etmek demektir.

Yanlış anlaşılmasın, burada suçlu aramıyorum. Şu suçlu demiyorum. Sorumlu olanları tespit edelim istiyorum. Şunu da söyleyeyim. Bugünkü emekli sayısının çokluğunda sadece halihazırdaki hükümet sorumlu değildir. Bu birikmişlikte gelmiş geçmiş hükümetler az veya çok sorumludur ve suçludur. Bunu söyleyeyim de sonra birileri hop oturup kalkmasın ve bu yanlışlar zincirini savunmaya kalkmasın. Kısaca emekli yaşı ile oynayan her siyasi iradenin bunda payı büyüktür.