27 Şubat 2026 Cuma

İlahili Ramazan

Bir Roman vatandaşın başlattığı ilahi okuma tüm ramazanı kapladı. Sosyal medyanın her bir yerinde ilahi okuyan okuyana. Siyasetçinin ağzında ilahi. Çocukların ağzında ilahi. Okullarda ilahi. Açığında ilahi, kapalısında ilahi. 

İlahi söyleyenlerin ne kadarı samimi ne kadarı rol yapıyor bilinmez ama bu ramazan ilahiye doyduk dense yeridir.

İleride bu ramazan ilahili ramazan diye anılırsa hiç şaşırmam. 

Bu vesileyle insanımızın çoğunda bir cehver olduğu ortaya çıktı. Çoğunun sesi güzel, makamı da iyi yapıyor. 

Beni üzen de bu ses bu yetenek bu aşk varken insanımız şimdiye kadar neredeydi? Bizi niçin ilahiden mahrum bıraktılar? Tüm yeteneklerin ortaya çıkması için illa bir Roman vatandaşın fitili ateşlemesi mi beklenmeliydi? Zamanında ortaya çıksalardı da kulaklarımızın pası bir güzel silinse olmaz mıydı?

Zamanında ortaya çıksalardı hem ortalık birkaç ilahi okuyana kalmazdı hem biz ilahi ziyafetine doyardık hem onlar zamanında meşhur olurdu hem de bu meşhurluktan mütevellit paraya para demezlerdi. 

Şu gösterdi ki bu milletin genlerinde din geni var, sanat geni de var. Bu millet sanattan anlamaz diyenler bu yetenekleri görünce sanat bu milletin geninde varmış, biz tanıyamamışız diye öyle zannediyorum, mahcup olmuştur. 

Hazır iş bu raddeye gelmişken içinde sanat ruhunu barındıranların, amatörce ilahi söylemeyi bırakıp üçü beşi bir araya gelerek ilahi korosu oluşturmasında ve ekip ekip tüm Türkiye'yi dolaşarak sanatlarını icra etmesinde fayda görüyorum. Gecikmiş de olsa bir yerden başlamaları gerekir. 

Havzan'da Sahur Sükûneti

Okulda teneffüs arası laflarken bir öğretmen, "Davul sesi niye duymuyorum" dedi. Bir başkası "Orucun haftası dolarsa iftar vakti zilinin çalması yakındır. O zaman anlarsın davulcunun olduğunu" dedi. Bu cevabı diğerleri de "Doğru" diyerek tasdikledi. 

Babası, Havzan'da ikamet eden bir öğretmen de bana dönerek, "Hocam, Havzan'da bu ramazan davulcu yok. Haftası dolunca da iftar vakti evine gelmezler. Muhtar bu sene davulcu kabul etmemiş" dedi. Bu benim için güzel bir haberdi. Helal olsun muhtara. Gidip muhtarı tebrik etmem lazım dedim. 

Bu sene zaman zaman uyumayıp sahuru bekledim. Bazen de sahura kadar uyudum. Ne uyanıkken ne de uykuda iken davul sesi duydum. Davul sesi niye duymuyorum diye de hiç merak etmedim. 

Gündüzünde bu konuşmanın geçtiği gece sahura doğru davul sesi duydum ama ses çok uzaklardan geldi. Belli ki komşu mahallelerde davulcu var. Bu gelen ses de o mahalle davulcularının sesi. Şu var ki uzaktan gelen bu davul sesi beni hiç rahatsız etmedi. 

Davuldan niye rahatsız oluyorsun. Ramazanda davul eşliğinde kalkma geleneğimizi ben seviyorum. Bu gelenek devam etsin diyenler olsa da bir zamanlar önemli bir işlev gören bu geleneğe günümüzde pek değil, hiç ihtiyaç kalmadığını düşünenlerdenim. İhtiyaç kalmadığına göre bu geleneğin devam etmesinin bir anlamı yok. Olsa olsa nostalji olur. Ramazanda davul çalarak üç beş kuruş harçlık almayı uman davulculara katlı sağlar. Başka da bir faydası yok. Çünkü bugün günümüzde kimse davulcu ile sahura kalkmıyor. 

Davulcuya niye ihtiyaç kalmadı? Günümüz insanının çalışma şekli değişti. Eskiden herkes gündüz çalışır, gece uyurdu. Çoğu evlerde insanımızı sahura kaldıracak çalar saat yoktu. O zamanlarda insanımızı sahura kaldırmak için bulunan bu davul bir ihtiyacı gideriyordu. Halbuki günümüzde herkeste cep telefonu var. İstediği saate kurup sahura kalkabiliyor. 

Yine günümüz insanının azımsanmayacak oranda vardiya usulü çalıştığı da malum. Bizim uyanık olduğumuz saatte onlar uyuyor, bizim yattığımız vakit onlar çalışıyor. 

Bir diğer husus, oruç tuttuğu halde uykum bölünmesin diye sahura kalkmayanlar var. Kimi yatmadan önce sahuru yapıp yatıyor. Çünkü günümüzde herkes evine yakın yerde çalışmıyor. İlçelere günlük gidip gelenler var. Bu insanlar çok erkenden yola düşmek zorunda. Bu insanlar sabah işe dinç gitmek için uykularını almaları gerekiyor. Sahur her halükarda uykuyu ikiye bölüyor. Bu kış günlerinde sahurlar uykuyu bölse de erken yatılsa uyunan süre yeterli olur ama hangi insanımız erken yatar. Toplum olarak geç yatma alışkanlığımız var. 

Bir diğer husus, sahurlar eskisi gibi aynı vakitte yapılmıyor. Üstelik son yıllarda Diyanet'in imsak vaktinden farklı olarak Süleymaniye Vakfının daha geç vakitte imsakı başlattığı alternatif bir imsakiye daha var. Bu iki takvim arasında mevsime göre değişse de 45 dakikalık bir fark var. Belli oranda insanımız Süleymaniye Vakfına göre sahur yapıp oruca niyetleniyor. 

Eskiye oranla oruç tutmak istediği halde oruç tutamayan insanımızın sayısı da az değil. Çünkü şeker hastası olup doktoru tarafından oruç tutması yasaklananlar var. 

Bir diğer husus dine mesafeli olduğu için oruç tutmayan insanımızın sayısı da az değil. Her geçen yıl daha da artıyor. 

Davula ihtiyaç olmadığına dair verdiğim örnekler ne derece isabetli bir gerekçe olur bilmiyorum. Bana kalırsa davulla sahura kalkma geleneği tarihteki yerini almalı. 

Kendi adıma söyleyeyim. Bu sene mahallemde davulun çalmamasıyla, sahura kalkamama sorunu yaşamadım. Davul çalmadı diye bir eksiklik hissetmedim. Üstelik davul sesi duymayınca mahallem sakindi. Bir yerde sakinlik varsa orada huzur olur diye düşünüyorum. 

25 Şubat 2026 Çarşamba

Esnafın Yüz Karası

Fî tarihinde öğrencilere okul kıyafeti belirlemek için öğretmenlerle bir toplantı yaptık. Üç kişilik bir ekip belirledik.

Ekip olarak Konya merkezde buluştuk. Okul kıyafeti satan firmaları gezip kıyafet belirleyeceğiz. Bir yere bağlı kalmayalım. Girdiğimiz yerden beğenip çıkmayalım. Hepsini gezelim diye aramızda konuştuk.

İlkine girdik. Şu olsun, bu olsun, şu rengin şurasında şu renk çizgi olsun, erkek kıyafeti şöyle, kız kıyafeti böyle olsun şeklinde görüş bildirdik. Daha doğrusu içimizden biri seçti, biz de olur dedik. Ne dediysek firma sahibi de "ooo çok güzel" dedi durdu. Okulların açılmasına az kaldı, bu dediklerimizde karar kılarsak okul açılmadan istediğimiz kıyafetler hazır olur mu dedim. "Ayıp oluyor hocam. Bu iş bizim işimiz. Okul açılmadan okul sezonu kıyafetleriniz hazır" dedi. Firma sahibinin her şeye olur demesi bizim ekibin hoşuna gitti. Başka firmaları gezip dolaşmaya, vakit harcamaya gerek yok. Burada kalalım dediler.

Ardından çay içmeye geçtik. Firma sahibine, okul açılmadan kayıt döneminde kız ve erkek numune kıyafet istiyorum. Getirir misin dedim. "Elbette hocam. O iş bizde. Numunesi olmaz" dedi.

Başka konulara girdik. Konuştukça konuştuk. Firma sahibine, bizim çaylar ne oldu dedim. "Hemen geliyor" dedi. Biraz daha bekledik. Çayımız bir türlü gelmedi. Firma sahibine, sizin çaycının adı Dursun mu dedim. "Yok, şu" dedi. Biraz daha konuştuk. Çayın geldiği geleceği yoktu. Çaycının adı Dursun mu dedim. Nihayet jeton düştü. Güldü. Bir daha hatırlattı, çaylar gelsin diye. 

Biraz daha geçti. Dilimiz damağımız kurudu. Çaylar yine gelmedi. Bizim okul kıyafetleri sizin çay işine dönmez. Okul sezonuna yetişir değil mi dedim. Güldü. "Olur mu hocam. Sözümüz söz. Kıyafet de hazır olur, numune de" dedi. 

Nice sonra çayı içip çıktık. Ekibin yüzü gülüyordu. Başka yere gitmemize gerek yok. Haydin dağılalım dendi. Ayrılmadan, bu firma sahibini gözüm pek tutmadı. Okul sezonu bizi mağdur eder endişesi taşıyorum dedim. Bu endişem yersiz görüldü. Çok ince düşünme dediler. Ayrıldık. 

Okul sezonu geldi. Ne numune geldi ne kıyafetimiz hazırdı. Kaç defa telefonla görüştüm. Bugün, yarın, haftaya dedi durdu. 

Kayıt yaptıran öğrenci ve veli, okul kıyafetini sordu. Şu renk dedik ama ortada numune yok.

Firma sahibine, çayların gecikmesinden belliydi, senin kıyafetleri hazır etmeyeceğin. Hani numune dedim. "Ben numune getirecek kadar enayi miyim. Benim numunemi görecek olan, gider başka bir firmadan alır. Siz öğrencileri bize yönlendirin. Kıyafetleriniz, istediğiniz şekilde hazır" dedi. O zaman, zamanında numune getireceğim diye niye yalan söyledin dedim. Dedim ama dediğimle kaldım. Çünkü karşımda facia mı facia biri var. 

Bu iş hiç içime sinmedi. Acemiliğin kurbanı olmuştuk. Kıyafet sorana dilimizin döndüğü kadar tarif ettik. Utana sıkıla falan firmaya giderseniz, kıyafetinizi alırsınız dedik. Dedik ama gören de bu okulun firma ile bir alaveresi var düşüncesini hep içimizde taşıdık. Yine de bu firmaya gidip okul kıyafetini gördükten sonra oradan almak zorunda değilsiniz. Diğer firmalara da bakıp oradan alabilirsiniz dedik. Firma ismini soranın çoğu da "Keşke o firma ile anlaşmasaydınız, neyse" şeklinde görüş bildirdi. Belli ki firma mimli biri. Çoğunun ağzı yanmış. 

Öğrenciler, dediğimiz yerden kıyafetlerini aldı. Alınan kıyafetleri öğrencilerin üzerinde gördüğümüzde, şurada şu renk çizgi tercihimizi göremedik. Elinde olanı vermiş firma. Buna da istemeyerek razı olduk. 

Okul açıldıktan sonra bazı öğrencilerde farklı renk okul kıyafeti gördüm. Niçin böyle aldınız?Bu renk bizim seçtiğimiz renk değil dedim. Öğrencilere, firma sahibi demiş ki "Biz okul müdürünüzle görüştük. Sizin kıyafetiniz bu" deyip eline geçeni vermiş. Gidin değiştirin dedikten sonra da birkaç defa böyle yapma. Ayıp ediyorsun. Çocukları mağdur etme şeklinde telefonda serzenişimi söyledim. Bazen de "Tamam, müdürüm, çocuklar yanlış vermiş. Gönder, değiştirelim" dedi. 

Müdahale ede ede öğrenciler renk tonları farklı olsa da okulun kıyafeti şöyle böyle oturdu. 

Okul sezonunun ortasında firma sahibi, "Müdürüm, gelip gitmiyorsun. Buyur gel çay ikram edeyim. Okuyan çocukların gelsin. Kıyafetlerini vereyim. Paranın lafı olmaz aramızda" telefonu açtı. Beni ve okulumu mağdur ettin. Hiç sözünde durmadın. Ben senin gibi esnaf görmedim. Çayını içmeye gelmem. Hele çocuklarımın kıyafetini almak için asla uğramam. Gider başkasından alırım. Senin gibi sözünde durmayan birinin değil çayını, kıble olsa senin tarafına dönüp namaz kılmam dedim.

Çocuklarımın kıyafetlerimi gidip başkasından aldım. 

Bu esnaf yıllar yılı bu sektörde. Kah küçülür kah büyür. Her okul sezonu "Tüm okul kıyafetleri burada" şeklinde büyük afişler bastırır dükkanının önüne asar. Bu sahtekarlığıyla yıllar yılı bu sektörde nasıl ekmek yer, inanın anlamış değilim. Belli ki her okul sezonunda bizim gibi birkaç acemiyi tokatlayarak yoluna devam ediyor. 

Firmanın bu yaptığını kıyafet seçen ekibime birkaç defa, firma bizi mağdur etti dedim. Hiç oralı olmadılar. Olur böyle şey deyip geçip gittiler ve hiç umursamadılar. Nasılsa uğraşan bir amele vardı. Niye üzerlerine alsınlar. Öyle değil mi? Zira sıkıntı çekip strese giren, o firmayla telefonla da olsa uğraşan kendileri değildi. 

Sitenin bir işini yapan kişinin sözünde durmamasını görünce yıllar önce başımdan geçen bu anıyı hatırladım. Belli ki her sektörde sözünde durmayan, yapmam demeyen, ama zamanında gelmeyen, hep yarın diye erteleyen kişiler var. Taşıdıkları mide nasıl bir mide ise anlamış değilim.