17 Ocak 2026 Cumartesi

Emekliler Daha Ne İster?

Emekliler, devletten beklediği zammı 2026'da da alamadı. Hem kızgınlar hem de üzüntülüler. "Biz kaderimize terk edildik. Bize el uzatan yok. Ne olacak bizim bu halimiz diye düşünüp duruyorlar.

Emekliler haklı olmaya haklı. Yalnız emeklilerin yoktan anladığı yok. ”Nerede ben çalışırken benden yapılan kesintiler?” deyip duruyorlar. Birinin yok, canımı mı alacaksınız derken emeklinin ben anlamam demesini anlamak mümkün değil.

Hoş, ne kadar kızıp üzülseler de kaderlerine terk edildikleri doğru değil. Hükümet onlar için çırpınıyor dense yeridir.

Hükümet maaş konusunda, "olsa dükkan senin" dercesine fazla zam veremese de onlara bazı haklar verdiği su götürmez bir gerçektir.

Dalga geçme diyenlere*, 2024 yılının emekliler yılı ilan edildiğini ve bazı haklar verildiğini hatırlatırım.

2026'ya gelince, sizin yılınız bitti. Başınızın çaresine bakın. Bende bu kadar demedi. Maaş konusunda bir arpa boyu yol gidilmese de yine bazı hakların verildiğini burada hatırlatmadan geçemeyeceğim:

Devlet tiyatrolarının oyunları ücretsiz. (Gidin tiyatroya. Oyuna kendinizi kaptırarak hem hoşça vakit geçirin hem de daha önce ortaya koymadığınız sanat yönünüzü keşfedin. Seyrede seyrede ahir ömrünüzde belki tiyatrocu olur çıkarsınız. Hem bu vesileyle birlikte hayat damarlarınızdan biri kesilmemiş olacak. Sonrasında tüm ülkeye turneye çıkarsınız. Paraya para demezsiniz. Zaten istediğiniz para değil miydi? Alın size para. Bu durumda devletin verdiği emekli maaşının yüzüne bile bakmazsınız. Zamanında, oturduğum yerden para ayağıma gelsin diye düşünmeyip paranın olduğu yere doğru böyle sebep işleseydiniz, kim tutardı sizi.)

Topkapı'dan, Göbeklitepe'ye, Sümela Manastırı'na varıncaya kadar Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı tüm müzelere giriş ücretsiz. (Böyle geze geze ufkunu açılacak. Çok okuyan değil, çok gezen bilir sözü doğruymuş diyeceksiniz.)

Öğretmenevi, polisevi, DSİ, karayolları vb. tesislerde konaklama, yeme ve içmede yüzde 15 ila yüzde 50 arasında indirim. Belediye tesislerinde yüzde elliye varan indirim. (% 50’ye varan indirimi küçümsemeyin. Kim yapar bu derece yüksek indirimi. Memleketin her bir yerinde bu tür tesisler bolca var. Tek yapacağınız, tatile çıkmak. Para nerede demeyin. Yüz verip astar istemektir bunun adı.)

Maaşını aldığınız bankalardan yapacağınız EFT'ler ücretsiz. (Zaten ücretsiz gönderiyoruz demeyin. Yeter ki EFT yapacak paranız olsun.)

Şehirler arası otobüslerde yüzde 20 indirim. (mesela, yanınızdaki emekli olmayan yüze seyahat ederken siz 80’e gideceksiniz.)

Şehir içi toplu ulaşımlarda yine indirim söz konusu. 65 yaş üstü iseniz otobüsler zaten ücretsiz. (Daha ne istersiniz. Kısaca beleş)

Bu haklar emeklilere tanımlanmış. Bu hakları kullanmak ve bu haklardan yararlanmak için emeklilerin tek yapacağı, e devletten girip başvuru yapıp kartlarını almak ve SGK'den de kimlik kartlarını çıkartmak.

*Şakanın sırası değil diyenler için. İzahı olmayan şeylerin mizahı olurmuş.

16 Ocak 2026 Cuma

Emeklileri Emekletmemenin Yolu

Bazıları, “en düşük emekli maaşı alanlar ne kadar çalıştılar, bu aldıkları onlara yeter” dese de çoğunluğa göre pek az üst düzey emekli dışında, emekli maaşı alanların durumu içler acısı. Hükümet de biliyor verilen maaşın az olduğunu.

Gel gör ki imkanlar çerçevesinde emekliye insanca yaşayabileceği bir maaş vermek bir türlü mümkün olmadı.

En düşük emekli maaşını 19 binden 20 bine çıkarmak da sadra şifa olmuyor. Yatırdığı prime göre maaşı 20 bin olan da “en düşük prim yatıranla biz eşitlendik. Biz ne anladık yüksek prim yatırdığımıza” şeklinde serzenişte bulunuyor. Bazıları da “tarım bağkuru yatıranlarla aynı emekli maaşı alıyoruz. Hiç olur mu böyle şey” diye dert yanıyor.

Bazı emekliler de "25 yıl çalıştık. O kadar prim ödedik. Bizden yapılan kesintiler nerede? Kesintiler niçin bizim maaşımıza yansımıyor? Kesintiler fonlarda değerlendirilmiş olsaydı, bugün bu durumda olmazdık" diyor.

Bir diğer husus çalışan memurlara yüzde 18 oranında zam yapılırken emeklilere yapılan zam oranının yüzde 12 olması da bir çelişki. Zam yapılırken oranda bir ayrıma gidilmemeli. Eğer farklılık olacaksa en düşük maaş alanlara yapılacak zam oranı daha fazla olmalı.

Hasılı, eskiden emekliliği gelenlere, hayırlı olsun, darısı bize denirdi. Şimdilerde ise emekliliği gelene herkes nasıl geçinecek diye acınarak bakılıyor.

Haddinden fazla olan emekli sayısına her geçen yıl yeni katılan emeklilerle birlikte bu durum çok sürdürülebilir gözükmüyor.

Bu durumda ne yapılabilir? Bilelim ki tedbir almada çok geciktik. Yalnız yanlışın neresinden dönersek kârdır diye düşünüyorum.

Emeklilerin emekletilmemesi için bundan sonra;

Erken emekliliğin her türlüsüne bir set çekelim. Günü gelmeden kimse emekli olmasın.

Her çalışandan her ay kesilen emekli kesenekleri başka bir giderde kesinlikle kullanılmamalı. Kâr getiren fonlarda değerlendirilmeli.

Her çalışan, emekli kesintisinin nereye yatırıldığını, emekli olurken ne kadar birikmişi olduğunu bilmeli.

Devlet emekli aylığını kişinin değer kazanmış birikmişinden ödemeli.

Emeklinin maaşı devletle emeklinin ortak kararı ile belirlenmeli. Emekli maaşı belirlenirken kişinin insanca yaşayabileceği şekilde günün şartlarına göre artırılmalı.

Emekli olan birinin ortalama 25-30 yıl daha yaşayacağı hesaba katılmalı.

Emeklinin birikmişi fonlarda değerlendirilmeye devam etmeli.

Kişinin emekli birikmişi bittiği halde kişi vefat etmedi ise devlet emekli maaşı yerine sosyal yardım yapmalı.

Kişinin birikmişi bitmeden vefat ederse geri kalanı vereselerine eşit bir şekilde defaten ödenmeli.

Emekli vefat ettikten sonra emekli maaşı oğluna, kızına, hanımına tevarüs etmemeli. Bunun tek istisnası, çocukları 25 yaşına gelinceye kadar emeklinin emekli maaşını almaya devam etmeli. Daha önce iş bulan olursa bu yaştan önce ödeme kesilmeli.

Anlatmak istediğim emekli maaşı kişiye özel olmalı. Böyle yapmak için her rüşt çağına gelenin sigorta kapsamına alınması, kamu ve özelden iş bulunması, iş bulunamayana işsizlik fonundan maaş ödenmesi. Ödenen maaş, kişiyi çalışmaya teşvik eder ve zorlar şeklinde olmalı.

Bu önerim, yeni sosyal güvenlik sistemine tabi olan ve emekliliğine daha olanlar için. Mevcut emekliler için başka kaynaklar zorlanmalı. Bu insanlara namerde muhtaç olmayacak, kendi kendine yeten bir maaş verilmeli.

Umarım meramımı anlatabilmişimdir. Devlet bu önerinin temelini atar ve uygulamaya koyar, aksayan yönleri düzeltirse, her emekli, kendi birikmişinden maaş alır. Emekli de devlete yük olmamış olur.

14 Ocak 2026 Çarşamba

Kamuda Tasarruf Neyimize!

e-okul ve e-mesem'le birlikte karnelere ihtiyaç kalmadı ise de adettendir, yine de vermeye devam ediliyor.

Karneye niye ihtiyaç yok? Çünkü öğrenci ve veli, not bilgisini dijital ortamda anlık görebiliyor. Hangi dersten kaç puan aldığını biliyor. Bu durumda karnelerin eski anlamı kalmadı.

Bundandır ki eskiden olduğu gibi karne heyecanı kalmadı. Bu yüzden karnesini almaya gelen öğrenci sayısında her geçen yıl azalma durumu söz konusu. Karne almaya gelen de adet yerini bulsun diye almaya geliyor. Alır almaz da ikiye katlayıp buruşturuyor.

Eskiden karneler hatıra olsun diye saklanırdı. Şimdi karne saklayanın bir elin parmaklarını geçtiğini sanmıyorum.

Yeni nesil öğrenciler ailem zayıfımı bilmesin endişesiyle karnedeki notların değiştirildiğini bile bilmez. Bilse bile değiştirme imkanı yok. Değiştirse bile mumu yatsıyı bile bulmaz. Çünkü tüm karneler dijital ortamdan çıkarılıyor.

İlkokul ve ortaokul öğrencileri için belki bir anlam ifade eden karneler, çoğu öğrenci, özellikle lise öğrencileri için bir kağıt parçasından ibaret. Bu yüzden karnesini alma gereksinimi bile duymuyor. Daha önce çıkarılan karneler de müdür yardımcılarının masasında kalabalık etmekten başka bir işe de yaramıyor. Arkasını müsvedde olarak kullanmak istese o da mümkün değil. Çünkü karnelerin arka yüzü basılı geliyor. Haliyle arkası kullanılmaz yığınla karne, kağıt israfı olarak önümüzde duruyor.

Alıcısı olmayan karnelerin hepsini yazdırıp çıkarmak israf olsa da hangi öğrencinin karnesini alıp almayacağı bilinemediği için çoğu müdür yardımcısı, çareyi tüm karneyi basmada buluyor. İçlerinde sayıları az olan bazı müdür yardımcıları ise karneyi önceden basmıyor. Karne günü ve saatinde hangi sınıfta hangi öğrenciler karne almaya gelmişse, sadece o öğrencilerin karnesini yazdırıp çıkarıyor.

Gelen öğrencilerin isimlerini yazmak, listeden o isimleri tek tek bulup yazdırmak karne günü telaş ve meşakkati artırsa da bıkıp usanmadan sadece gelenlerin karnesini çıkarmaya devam ediyor. Liste oluşturulduktan ve karne dağıtıldıktan sonra gelen öğrenciler için tekrar karne basmak, iş yükünü artırsa da israf olmasın diye bu meşakkate değer diye düşünüyor olmalı.

İki yıldır tanıdığım bir müdür yardımcısı pes etmeden, sadece gelen öğrencinin karnesini basıyor. Azmin yanında Kürt inadını da yabana atmamak lazım. Çünkü Türk olan eski oda arkadaşı da tıpkı onun gibi sadece gelenlerin karnesini basmayı denedi. Baktı ki arkası gelmeyecek. Pes edip hepsini bastı ve isim listesi almaktan vazgeçti. Halbuki Türk gibi başlayıp Kürt gibi bitirmeyi esas almalı.

Yine bazı okullar kağıt israfını önlemek için daha önce kullanılmış kağıtların öbür yüzüne sınav kağıtlarını ve yoklama kağıtlarını basarak değerlendiriyor.

Sadece gelen öğrencilerin karnesini basmayı, müsvedde kağıtların arka yüzünü sınav ve devamsızlık evrakı olarak kullanmayı kaç okul yapıyor bilmem. Ama böyle yapan okulların olduğunu düşünüyorum. Çünkü israf olmasın diye kullanılmış kağıtların arka yüzünü kullanan kadar hiç kullanmayan okul ve kurumun olduğu bir gerçek. Hatta çoğu kullanmıyor, geri dönüşüme gönderiyor desek yanlış olmaz. Kısaca israfı önleme konusunda bir birlik yok.

Şu da bir gerçek ki bazı okullar tasarruf tedbirleri çerçevesinde israfı önlemek için kullanılmış kağıdın arka yüzünü kullanadursun. Tasarruf konusunda kamu sınıfta kalır. Çünkü en büyük israf kaynağı kamudur. Herhalde çoğu kurum mensubu, itibardan tasarruf olmaz diye düşünüyor olmalı.

Tasarruf düşüncesiyle, müsvedde kağıdın arka yüzüne sınav ve yoklama kağıdını basan okulların bu niyetlerini takdir etmekle beraber bu şekil kullanılmış kağıtlarla ilgili şu düşüncemi de burada ifade etmek isterim.

Sınav sorularını ve devamsızlık kağıdını müsvedde kağıda basmak;

Sınavın ve yoklamanın ciddiyetini azaltıyor. Soruları eline alan öğrenci sınav sorularına odaklanacağı yerde kağıdın arka yüzüne merak sarıyor. Sınav esnasında gereksiz soru sorarak gülüşmelere sebebiyet veriyor. Okulun kağıdı yoksa ben alıvereyim diyor. Üstelik bu tür müsvedde kağıtların çoğunda, başkasına ait kişiye ait özel ve kimlik bilgilerinin yer aldığı da gözden kaçmıyor. Bu kimlik bilgisi pekala kötü amaçlı kullanılabilir.

Bir diğer husus, sınav evrakı ve yoklama fişi denetime tabi resmi evraktır. Resmi evrakın bu şekil müsveddeye basılması pek doğru olmasa gerek.

Bir diğer husus, müsvedde kağıtlar daha önce düzgün istif edilmediğinden buruşmuş olabiliyor. Bazısı tel zımbayla zımbalanmış olabiliyor. Bu kağıtlar güzelce istiflenmeden, tel zımba teli çıkarılmadan fotokopi makinesine gözden kaçarak konabiliyor. Bazısının arka yüzündeki yazı diğer tarafa geçmiş olabiliyor. Bu tür kağıtlara basılan sorular tam net okunmuyor, silik çıkabiliyor, arka yüzün yazısı ile soru kağıdı karışıyor. En önemlisi de gözden kaçan zımba teli fotokopi makinesinin dramına zarar verebiliyor. Makinenin dramı ise fotokopi kağıdından daha pahalıya gelir. Hülasa tasarruf edelim derken daha fazla zarar etme durumu söz konusu olabilir. Yani pirince giderken evdeki bulgurdan olma durumu ortaya çıkabilir.

Yine de çoğu okullardaki bir tasarruf bilinci kamunun diğer yerlerinde de olması dileklerimle.

Not: İdarecilik yaparken müsvedde kağıtları atmaz, resmi olmayan durumlarda bu kağıtları kullanırdım. Bu kağıtları gören Bakanlık Başmüfettişi Sayın Şükrü Türkmen, "Bunlar ne? Niye burada tutuyorsun" diye sormuştu. Atmayıp arka yüzlerini kullanıyorum dedim. “Tasarruf için mi” dedi. Evet dedim. "Tasarruf senin işin değil. Tasarruf neyine?" demişti. Bundan mütevellit yazımın başlığı "Kamuda Tasarruf Neyimize Olsun!".