19 Temmuz 2025 Cumartesi

Beş Litrelik Su ile Banyo

Gazlıgöl'ün karşısında yer alan İhsaniye ilçesi Yaylabağı Kasabasında bir kaplıcadayım.

Misafirliğimin ikinci günü cuma namazı için yakındaki bir camiye doğru yola çıktım. Ardımdan gelen bir araba durdu. Arabada iki kişilerdi. Cumaya mı gidiyorsun dediler. Evet dedim. Buyur, birlikte gidelim. Biz de şu yandaki kaplıca çalışanlarıyız dediler. İşleriniz nasıl dedim. Sezonu yeni açmamıza rağmen termali doldurduk şükür dediler.

İki, üç dakika kala camiye girdim.

Kısa boylu, anormal kilolu ve büyük göbekli biri kürsüde vaaz veriyordu.

İsraftan bahsediyordu vaazında. İsrafa dair sağdan, soldan örnekler verdi. Vaazın sonlarına doğru haftaya birkaç günlüğüne il dışında olacağını, kendisini göremedikleri zaman Cimer'e şikayet etmemeleri gerektiğini, bunun çok terbiyesizce olduğunu, böyle yapmak yerine müftülüğe sormalarının daha uygun olacağını söyledi.

Gördüğüm kadarıyla Yaylabağı beldesinde meskûn mahal yok. Yer, gök termal, otel ve apart. Burada olsa olsa kaplıcalarda çalışan yerli halk olur. Onlar da cumadan cumaya gelir, diğer vakitlere iş vakti pek geldiklerini sanmıyorum. Tıklım tıklım dolu olan caminin cemaatinin civar illerden kaplıca için geldiklerini sanıyorum. Dışarıdan gelenlerin de bu cami imamı nerede deyip Cimer'e yazacağına hiç ihtimal vermiyorum. Bence bu konuşma da İsrafa bir örnek idi.

Neyse döneyim tekrar israf konusuna. Ezan bittikten iki, üç dakika daha vaaza devam etti imam. Kürsünün arkasında kendisini yanlış görmüş olabilirim. Minbere giderken göbeğine bir bakayım dedim. Göbek aşağıya doğru sarkmış bile. Belli ki normal göbek değil görevlideki göbek.

Yanlış anlaşılmasın, kimsenin göbeğinde ve fiziki yönünde değilim. Ama israftan bahseden birinin göbeği bu şekil anormal olmamalı. Çünkü bu göbek fazla yemenin, dengesiz beslenmenin bir göstergesi. Özel bir durumu yoksa belli ki bu göbek israfın bir sonucu.

Sonra görevli yok diye Cimer'e yazmanın neresi terbiyesizce. Vatandaş seni yerinde bulamazsa niye müftülüğü arasın. Cami girişine izinli olduğunu yazarsın, olur biter.

Hutbeye çıktı. Hutbe de israf üzerine idi. Ağırlıklı olarak su israfı üzerinde durdu. Hutbe metnini baştan sona okumadı. Kah okudu kah araya kendisi ilaveler yaptı. Belli ki konuşmayı iyi beceriyor. Derken banyodaki yapılan israflara değindi. "Peygamber ne kadar suyla yıkanıyordu biliyor musunuz? Beş litrelik sudan daha az" dedi. Gülmemek için kendimi zor tuttum. Mübarek, peygamberin hiç mi özel hayatı yoktu. Kaç litre su ile gusül aldığını söylemek olacak şey değil. Şeffaflığın bu kadarı fazla. Bu kadar sudan az deyinceye kadar peygamber su kaynaklarını kullanmada özen gösterir, ne fazla ne eksik, yeterince kullanırdı dese, cemaatten biri bugünkü pet şişeye göre kaç litre su kullanırdı diye mi soracak? İşkembeden atmanın da bir sınırı olmalı bence.

Hasılı, banyoda beş litre sudan az bir suyla banyo yapmadı iseniz suyu israf ediyorsunuz millet. Benden söylemesi. Kaynağını yukarıda söyledim. Bu arada bu kilo ve göbek ile bu görevli beş litrelik bir su ile yıkansın, elini öpeceğim onun.

Sureti Haktan Görünen Bir Profil

Tanıdığım biri var. İslamcı olarak görüyor kendini. Bu davanın yılmaz savunucusu. Ayet okur, hadis okur. Birine cevap verirken ayet mealiyle cevap verir.

Siyasi görüşü de çok keskin. Tartışmaya girmekten kaçınmaz. Suçlayıcı bir dil ile yazar ve konuşur. Savunduğu partiyi eleştireni düşman beller. Yazı ve çizini okumadan, daha başlığına bakarak yazına cevap verir.

Ön yargıda üstüne yok. Birinin bir konudaki görüşünü paylaşsan, paylaşım içeriğinden ziyade o kişinin geçmişte neler yaptığını yazar çizer.

Farklı bir siyasi görüşe, o görüşü savunanlara saygısı ve tahammülü yoktur. Çünkü kendisinin savunduğu dini ve siyasi görüşü gibi doğrusu yoktur.

Sureti haktan görünür. Bir şeyleri dert edinmiş imajı verir.

Tüm bunları yaparken iticiliği kimseye vermez. İyi ki bu kişi etkili ve yetkili değil. Farklı görüş sahiplerini darağacında sallandırır.

Kısaca çiğ mi çiğ. Kırıcı üslubundan dolayı iticilikte üstüne yok. Çünkü haklı bir davayı savunuyor kendince.

Mangalda kül bırakmayan bu kişi din görevlisi değil ama dini senden iyi bilir. Siyasetçi değil ama siyaseti herkesten iyi bilir. Dış politika uzmanı değil ama dış politikayı herkesten iyi bilir.

Bir hakkı teslim edeyim. İzzet ve ikram ve yedirip içirme konusunda eli açık. Hiçbir masraftan kaçınmaz.

Üzerine vazife olmayan her işten anlayan bu kişi kendi işinde nasıl derseniz, işte burayı sormayın. Benim kendisiyle bir iş hukukum olmasa da kendisiyle iş yapanlar bunu daha iyi bilir. Şu var ki kiminle çalıştı ise o kimseyi mağdur ettiği bir gerçek. Mağdur ettiği kişiler de hep eş, dost, ahbap kişiler. Kimin kendisine işi düşmüşse, alaverenin dışında bir güzel tokatlamıştır. Borcunu ödemede de eli ağır.

Bu durum bir değil, beş değil. Kim kendisiyle iş yapmışsa illallah demiş. Ama ne de olsa tanıdık diye bunu kimsenin yanında seslendiremiyor. İçine atıyor. Patlayacak noktaya gelince kendisine yakın hissettiği birine gelip dert yanıyor. Başka elinden bir şey gelmiyor. Mağdur sanıyor ki sadece kendisini mağdur etti. Halbuki say say bitmez. Zaten herkes içine attığı için bu kişi de mağdur üretmeye devam ediyor.

Allah var, bana bugüne kadar madik atmadı. Kendisine gönderdiğim bir kişiye de gerekli desteği verdi. Onu da mağdur etti ise anlatmadığı için bilmiyorum.

Mağdurların dert ortağıyım desem yanlış olmaz. Ben de gidip şöyle şöyle yapmışsın diyemiyorum. Aslında demek lazım. Gerçi desen, lafa boğar, haklı çıkmak için elinden geleni yapar. Ağzı da iyi laf yaptığı için borçlu çıkarsın.

Şu var ki güven esasına dayalı alaverelerde bu tür durumlar eksik olmaz. Zaten bu tipler de güveni istismar ederek ayakta duruyor.

Hasılı bir insanı tanımanın yolu konuşması, fikri, zikri, asıp kesmesi, yedirip içirmesi, bol bonkörlüğü değil, iş ahlakıdır. Bunu da herkes ticari sır veya meslek sırrı gibi sakladığı için çekirge sıçramaya devam ediyor. Beni en çok üzen de sureti haktan görünmesi. Ama böyle görüntü vermenin belli ki iyi getirisi var. En azından götürüsünden fazla.

Sözün özü, kişiye özgü böyle bir yazı yazmak istemezdim. Acaba işinde ne zaman düzgün çalışır, karanlık ve gizemli işleri ne zaman bırakır diye epey bekledim. Görüyorum ki huylu huyundan vazgeçmiyor. İsimden bahsetmesem de her sakallıyı amcası kabul etmesin diye insanımızı en azından bu şekilde uyarayım istedim. Herkes eşeğini sağlam kazığa bağlasın. Kendinden başka kimseye güvenmesin. Ağzı laf yapıyor, ağzından bal damlıyor, benim görüşümde, benim tanıdığım diye açık çek vermesin.

Bu arada mağdur üretebilirsem ben de çok cömert olacağım. Haberiniz olsun.

Not: Yazıdaki profili merak edip sormayın. Boş verin kim olduğunu. Yazanın hayal ürünü deyip geçin gidin. 

16 Temmuz 2025 Çarşamba

Tek Tip Kıyafet Israrımız

Milli Eğitim Bakanı'nın açıklamasına göre 2025-2026 öğretim yılından itibaren ilk, orta ve lise öğrencilerine okul forması zorunluluğu getirilecek. Şayet bir erteleme söz konusu olmazsa.

Şimdiye kadar nasıldı, zaten öyle değil mi idi derseniz, okullarda okul forması vardı. Fakat bu forma tercihi, velilerin yüzde 51'inin serbest kıyafet ya da okul forması tercihine bağlı idi. Artık bu karara göre veliye görüşü sorulmayacak.

Gerçi velilere sorulduğu zaman velilerin kahir ekseriyeti zaten okul forması tercihinde bulunuyordu.

Okullarda tek tip okul formasını, öğrenciler dışında veliler, öğretmenler, idareciler, forma ticareti yapan firmalar ve vatandaşlar istiyor.

Forma olsun diyenler, okullarda düzen olsun, güvenlik sağlansın, öğrenci absürt kıyafetle gelmesin, zengin ve fakir çocuğu ayrımı olmasın düşüncesindeler.

Forma ticareti yapan firmalar da forma olsun ki bizim işimiz yürüsün. Bu sektörde çalışan az sayıdaki firma okul sezonunda para bassın düşüncesindeler.

İşin garibi beden öğrencinin, formayı öğrenci giyecek, zevkler ve renkler tartışılmaz dense de öğrenciye söz hakkı yok. Öğrenciler de son raddeye kadar bu formayı giymemek için direniyor. Kaçak göçek içeri girerim düşüncesiyle okula gelen öğrenci, idareciye yakalandığı zaman formam çantamda deyip gösteriyor. Derse girmeden elbise değişikliği yapıyor. Çoğu öğrencinin çantasında ya okul forması ya da sivil kıyafet var. Okul çıkışı okuldan çıkmadan sivilleri wc'ye girip değiştiriyor.

Okul idarecileri ve öğretmenlerin giriş ve çıkışlarda, teneffüs aralarında kıyafet kontrolü yaygındır. Okul müdürleri ise Allah'ın günü eline mikrofonu alır, şu günden itibaren okul kıyafeti olmayanı okula almayacağım uyarısı yapar.

Gören de veli, firma, müdür, öğretmenler ve üst düzey yöneticilerin gözünde eğitim ve öğretimin sorunu okul kıyafeti sanır. Şu öğrenciler direnmeyip okula okul formasıyla gelseler eğitimin hiçbir sorunu kalmayacak. Forma satışı yapanlarla birlikte anneler de çok sevinecek. Çünkü okul forma zorunluluğu olunca, çocuğu sabah sabah "Anne ne giyeyim" diye kendisini tatlı uykusundan uyandırmayacak. Çocuk kalkıp dolaptaki formasını giyip sessizce evden çıkacak.

Çocuk sessizce nasıl çıksın, daha kahvaltı yapacak demeyin. İstisnalar hariç evlerde kahvaltı yapan pek çocuk kalmadı. Ekseriyeti kahvaltıyı okul yolunda ya da sınıfta yapıyor. Aslında okul formasından önce okullardaki en büyük sorun kahvaltı sorunu. Herkeste mazeret hazır. Efendim, o saatte kahvaltı yapasım gelmiyor deniyor. Aslında sınıf ortamında simit, poğaça, dengesiz ve sağlıksız beslenmenin başlıca iki atıştırmalığı. Okula aç be aç gelen çocuk yol üzerinden aldığı bu iki ana menüyü ya teneffüste ya derste hocanın karşısında gizli ya da alenen yiyecek. Yarı gevip yutacak. Başka da yolu yok bunun. Gerçi bu sorun sadece çocukların değil, çalışan anne ve babaların çoğunun bir sorunu. Onlar da çocuklarından farklı değil. Çoğu işyerinde ya da arabasıyla giderken simitle geçiştiriyor kahvaltıyı.

Neyse görünen o ki ülkenin kahvaltı diye bir sorunu yok. Boşu boşuna gündeme getirmeyeyim. Biz dönelim en önemli görülen okul forması sorunumuza.

Bu konuda çok yazdım. Çok üzerinde durmayacağım. Ama şunları da yazmadan edemeyeceğim. İster milli eğitim camiası ister veliler, okul formasıyla ilgili ne sebep söylerlerse söylesinler, bilsinler ki öğrenciler tek tip kıyafetten hoşnut olmuyor. Tiksinti duydukları formaların içine onları hapsediyoruz. Hepimizin amacı çocuklarımızın mutluluğu ama serbest kıyafetle gelme mutluluğunu onlardan esirgiyoruz. Aslında her tek tip kıyafet tek tip insan yetiştirmek gibidir. Bir sürü psikolojisidir, kolaycılığa kaçmaktır. Onlardan birey olmasını esirgemektir. Daha küçük yaşta özgürlüklerini kısıtlamaktır. 

Kimse kusura bakmasın, okul forması adı altında forma ticareti yapan firmalara teslim olunuyor. Abarttın demeyin. İlk serbest kıyafet uygulamasını Bakan Ömer Dinçer getirmişti. Öğrenciler serbestçe okullara gelmeye başlamıştı. Böyle bir zamanda forma satışı yapan bir firma sahibi, "Ramazan abi, serbest kıyafetle birlikte bizim satışlar bıçak gibi kesildi. Sinek avlamaya başladık. Olmayacak böyle dedik. Ankara'ya gidip gele veli tercihi kararını çıkarttık. İşler tekrar yoluna girdi şükür" demişti. Bu anekdot bile firma sahiplerine boyun eğmenin bir örneğidir. Burada forma konusunda firmaların baskısı var. Milli eğitim de buna boyun eğiyor anlamı çıkmasın. Herkesi tenzih ederim. Ama bilerek veya bilmeyerek firmaların dediği oluyor. Bu arada forma satışı yapan firmalara kızıyor değilim. Onlar da ekmeğinin peşinde. 

Okul formaları da ah bir iş görse. Görselliğinin dışında çok bir işlevi yok. Çünkü kış geldi mi okul formalarının üzerine mont veya kalın bir şey giymek zorunda kalıyor öğrenci. Okuldan biri nerede senin forman dediği zaman gömleğin altındaki formayı gösteriyor. Bu durumda ne anladım ben formadan. Sadece giydirmiş olmak için galiba. Çünkü triko türü okul formaları yazın yakıyor, kışın donduruyor. Yani hiç sağlıklı değil. Bir iyi yönü var, diğer kıyafetler gibi pahalı değil, çabuk eskimiyor. Yıka yıka, giy. Ütü derdi de yok.

Bir de forma giydin, giymedin yüzünden niye hep okul idarecileri ve öğretmenler durmadan forma kontrolü yapmak zorunda olsun. Çünkü bu, bir nefreti beraberinde getiriyor.

Neyse karar verilmiş, benim dediğim olmayacak. Bari forma zorunlu olacaksa,

Okul idarecileri, lütfen kıyafetin üzerine okul arması işletmeyin. Rengin dışında yazı, çizi olmasın. Olur ya bazı çocuklar okul dışında da bu formayı elbise niyetine giymek isteyebilir.

Her okul ayrı ayrı okul forması belirleyeceğine, tüm Türkiye'de veya her şehirde her okul kademesi için tek tip okul forması belirlensin. Çünkü nakiller çok oluyor. Çocuk okul değiştirdikçe yeni forma almak zorunda kalabiliyor.

Biliyorum, katılmadınız bu düşünceme. No problem. Ama şu var ki bu ülke insanı kaportadan pardon kıyafetten çok çekti. Gelin şu çocuklara çocukluklarını zehir etmeyelim. Denetimli serbestlik çerçevesinde onları hayata hazırlayalım.