29 Ocak 2025 Çarşamba

Futbolda Kaht-ı Rical *

İthalat ve ihracat ürünlerinde ithalatın daha fazla olduğu, gelir ve gider tablomuzun denk olmadığı, bu yüzden sürekli cari açığımızın olduğu bir gerçek.

Gelir gideri karşılamadığından sürekli borç almak suretiyle devamlı faiz borcu ödemek durumunda kalıyoruz. Yani boyumuzdan büyük harcıyoruz ama boyumuz kadar üretmiyoruz. Ayağımızı da yorganımıza göre uzatmayınca ekonomik yönden iki yakamız bir araya gelmiyor.

Bu durum sadece ekonomide değil, hemen hemen her alanda böyle. Mesela futbolumuzu ele alalım.

Süper Lig kulüplerinin;

Çoğu futbolcuları yabancı,

Çoğu teknik direktörleri yabancı,

2024-2025 sezonunun ilk yarısında bazı kritik maçlarda görev yapan VAR hakemleri yabancı,

Sezonun ikinci yarısından itibaren tüm maçlarda görev yapacak VAR hakemleri yabancı.
Orta hakemlerin de yabancı hakem olması dillendiriliyor.

Hele şuna bakar mısınız. Süper Lig kulüpleri 14 yabancı alabiliyor. İki tanesi tribünde olmak şartıyla 12 tanesi oynayabiliyor.

Bu kadar yabancının içinde bu ülke futbolcusunu bulmak için mumla aramak gerek.
Adeta Süper Ligi, futbolcusundan teknik direktörüne ve VAR hakemlerine varıncaya kadar ülke futbolu yabancı işgali altında dense yeridir.

Kısaca futbolumuz yabancı futbolcu ve teknik adamların para kazandığı bir cennet. Cennet ülkede yaşıyoruz dedikleri bu olsa gerek. Bir farkla. Yabancılar için cennet bu ülke.

Bu yabancı futbolcu bu yabancı teknik direktörler bu yabancı VAR hakemleri bizimkilerden daha mı ucuza görev yapıyor? Böyle olsa hiç gam yemem. Adeta yabancılara ödenen paralar bizimkilere ödenenin kaç katı. Üstelik avro cinsinden.

Yabancı futbolcu ve teknik direktörler hedeflenen başarıyı yakalayamadığı zaman imzalanan sözleşme bitinceye kadar kuruşu kuruşuna parasını alıyor. Öncesinde gönderilenler ise tazminatlarını alıyorlar. Maaşı gecikti mi kıyameti koparıyorlar. Kulübü şikayet ediyorlar ve kulübü mahkûm ediyorlar.

Süper Ligimiz futbolcu ve teknik adamı yönünden bu bolluğu yaşarken Avrupa ve dünya kupasında ise gözle görülür bir başarımız yok. Ligde aslan kesilen takımlar Avrupa maçlarında tel tel dökülüyor. Yabancı bolluğundan milli takıma seçecek alternatif futbolcumuz pek yok. Seçilenlerin çoğu da Avrupa kulüplerinin alt yapısından yetişenler.

Bizde alt yapıya önem verme yok. Alt yapıdan doğru dürüst futbolcu yetişmiyor. Halbuki yabancıya çuval dolusu para verip borç batağına saplanmaktansa alt yapıdan yetişen futbolcularla başarıyı kovalamak daha kolay. Unutmayalım ki GS’nin 2000’li yıllardaki UEFA ve Süper Kupa başarısında GS alt yapısından yetişen futbolcuların payı büyüktü. GS’nin o zamanki kadrosunda üç, dört yabancı var idi. Diğerleri kendi çocuğumuz idi.

Ülkenin milli takımının teknik direktörü b12e yabancı diyeyim de ne demek istediğim daha iyi anlaşılsın. Her alanda olduğu gibi futbol alanında da durumumuz bu.

Sanırım, futbolumuzda yabancı olmayan bir Federasyon başkanı bir de kulüplerin başkanları kaldı. Onları da yabancılardan seçelim, olsun bitsin. Belki de başarısızlığımızın sebebi bunlardır.

Sahi futbolda da bu kaht-ı ricali neye borçluyuz?

*12.02.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

Tarihi Buğday Pazarındaki Bir Çay Ocağının Duvarından (2)

Bir önceki yazımda, Tarihi Buğday Pazarındaki Bir Çay Ocağının duvarında bulunan yazılara yer vereceğimi söylemiştim. Bu yazımda bu duvar yazılarından okuyabildiklerime sayfamda yer vereceğim:

"Kavga yok. Çay var".

"Bana gönül koyma. Çay koy".

"Çaysız bir hayat düşünsene. Tövbeeee bismillah".

"Zabağnan zor uyanıyozzz".

"Hayat, hesapla değil, nasiple yaşanır".

"Papatya çayının beni sakinleştirmesi için bardağıyla beraber birinin KAFASINA VURMAM LAZIM".

"Sahi, sevgi neydi?". (Bu yazının altında "Selvi boylum, al yazmalım" filminden bir fotoğraf. Türkay Şoray'ın kucağına başını koymuş Kadir İnanır'ın bir resmine yer verilmiş.

"Oksijeni bilmem ama yaşamak için çay şart!".

"Hayat kaç dakika nefes aldığınız değildir. Aslında hayat, nefesinizi kesen kaç dakika yaşadığınızdır".

"Dobarlan, bırakma kendini".

"Herkesin acısı sevgisi kadar!" (Müslim Gürses)

“Bugün de bitti. Gram akıllandık mı? HAYIR”.

“Seni seviyorum cümlesinden daha güzel bir cümle var elbette. Gel, ÇAY Koydum, içelim”.

“Gözlerimin kahvesinden koy ömrüme, kırk yılın hatrına sen kalayım..”.

“MÜSLÜMAN;

 Nimetle buluşunca "Elhamdülillah"

 Enteresanlıkla karşılaşınca; "Sübhanallah"

Hata edince; "Estağfurullah"

 Darılınca ; "Hasbunallah"

 Tevekkül anında; "Tevekkeltüalellah"

Zorlukla karşılaşınca; "La havle vela kuvvete illa billah"

Musibet anında; "İnna lillahi ve inna raciün" der..”.

“Çay içiyorsak sebebi var”.

“Gönül kimi severse aşk onda güzeldir”. Neşat Ertaş

“Çay neredeyse mutluluk oradadır”.

“Hiçbir zaman doğru insan çıkmaz karşına; ya zaman yanlıştır ya da insan”. Dostoyevski

“Her şeyden biraz kalır diyor birileri,

 çoğulluk haklılıktır

kavanozda biraz kahve

kutuda biraz ekmek

insanda biraz acı

insanda biraz mutluluk...”. Turgut Uyar

“Çünkü sen ölüme yağmur oldun”. (Müslim Gürses’in resmi)

“Garibanın yüzü gülür mü?“.

“Kaybettiğim her şeyin sonunda kendimi kazandım”.

“Yaz dostum, güzel sevmeyene adam denir mi?” Barış Manço

“Çay, lav yuuu”. (çay bardağı resmi)

“Bize üç çay bir de wifi şifresi”.

“Sen benim ne çektiğimi biliyor musun?”.

“Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler”. (Sezen Aksu’nun resmi)

“Senin sesin güzeldir”. (çay resmi)

“DEVAMKE”.

“Sonra çay bize bir gerçeği daha öğretti. Bekleyen her şey soğur, acır ve bayatlar”. (çay resmi)

“Mars’ta su bulsam, önce bi çay koyarım. Çay önemli!”.

“Benim sana verebileceğim pek bir şey yok aslında. Çay var içersen, ben var seversen”.

“Mutluluğu bulan konum atsın”.

“Kendimi seviyorum. Çünkü bu işi biri yapması lazım”.

“Herkesi mutlu edemezsin. Çünkü sen kahve değilsin”.

“İyi şeyler zaman alır”.

“Oldu oldu. Olmadı, çay içeriz”.

“Kahve neredeyse mutluluk oradadır”.

“Çayın demsizini, insanın denizini sevmem”.

“Olursa olur. Olmazsa sanki bir bize mi olmuyooo”.

“Biz keyifçi insanlarız. Her türlü güleriz”.

“Kahven’den bir yudum bile almamışsın. Korktun mu beni kırk yıl sevmekten? “.

“Seni seviyorum cümlesinden daha güzel bir cümle var elbette

Gel, oralet koydum içelim”.

“Üzülme param, ben de bittim”.

“Çay veren insan kötü olur mu hiç? “.

“Kahvesiz bir hayat düşünsene

Tövbeee bismillah”.

“Bir kahve içsek de

Kırk yıl kitlesem”.

Şükür ki bitti. Ben yaz yaz yoruldum. Çaycı ise tüm bunları ayrı ayrı duvara iliştirmekten üşenmemiş.

Not: Yazım hataları var. Halk ağzı var. Bir kısmını düzeltmekle beraber çoğunun yazımına sadık kaldım. 

Tarihi Buğday Pazarındaki Bir Çay Ocağının Duvarından (1)

İşim olmadığı zaman çarşıya yürür, Aziziye civarında bir çay ocağına oturur, arkadaşlarla laflarız.

Bazen de kimseye haber vermeden çay ocağına gidip bir başıma oturduğum olur. Otururken bir, iki, bazen üç yazı yazdığım olur.

Havanın güneşli olduğu zamanlarda da Tarihi Buğday Pazarının içinde çaylarımızı yudumlar, ardından dağılırız.

Adı Tarihi Buğday Pazarı olsa da buğday namına bir şey yok burada. Buğday yerine bol çay ocağı açılmış. Bu tarihi yerin içinde ve dışında kaç esnaf var saymadım ama içinde 7-8 adet çay ocağı var.

Bu kadar çay ocağı burası için fazla mı fazla. Çünkü esnafa çay vermekten ziyade dışarıdan gelen müşterilere çay satışı yapılıyor.

Oturma yerleri de müsait olunca hem oturmak hem çay içmek hem de eşiyle dostuyla buluşmak isteyenlerin uğrak yeri oluyor burası.

Tarihi Buğday Pazarında oturmak istediğimizde genelde tercihimiz, Doğu kapısının sağındaki çay ocağının önü olur.

Bugün biraz erken çıktım.

Hava da yaz günlerinden kalma olunca, Buğday Pazarına yöneldim.

Arkadaşlar çıkıncaya kadar hem çayımı yudumlayayım hem de bir şeyler yazayım istedim.

Boş masa yoktu. Nereye oturayım derken çay ocağının önündeki masa boşaldı.

Yüzüm çay ocağına dönük oturunca, çay ocağının duvarlarındaki yazılar dikkatimi çekti.

Neler yoktu neler. Adeta her şey yazılmış. Yazılar çay ocağı sahibinin nelere ilgi gösterdiğini de ortaya koyuyor.

Daha önceki oturmalarımızda çay ocağına uzak masalarda oturduğumuz için çay ocağının duvarı bu şekilde dikkatimi çekmemişti. Çay parasını vermek için içeriye girince de hesabı ödeyip çıkar gideriz.

Hiçbir çay ocağının duvarını bu şekil süslemeli ve yazılı görmemiştim. Adeta ilmek ilmek işlenmiş. Bu işi yaparken de hiç üşenilmemiş.

Yazmak da canım istemeyince, camdan görünen yazıları üşenmeden okumaya başladım.

Dedim bu duvar yazılarından bir yazı çıkar.

Çayı getiren görevliye, içerinin fotoğraflarını çekebilir miyim dedim. Elbette dedi.

Az sonra masama gelen bir arkadaşla oturup çayımızı içtikten sonra hesap ödemek için içeri girdiğimde, sahibinden tekrar izin aldım. Duvarın fotoğrafını çekebilir miyim dedim.

İzin çıkınca sizler için fotoğrafladım.

Sadece fotoğrafları koymakla da kalmayacağım.

Fotoğraftan okuyabildiğim yazıları da sizler için aktaracağım. Yalnız gevezeliğim bir sayfayı duvar yazılarına diğer sayfamda yer vereyim.