21 Kasım 2024 Perşembe

Roka ile Brokoli Benzerliği

Bir cuma günüydü. Fotokopi çektirmek için okula gitmeye niyetlendim. Çıkarken alınacak bir şey var mı dedim. Acil bir şey yok ama şunu şunu alabilirsin. Bir de bunu dedi içişleri bakanı. Aklım var nasılsa. Ne gerek var yazmaya dedim kendi kendime. 

Cumadan önce okula gidip fotokopi işlerini hallettim. Dönüşte cumayı markete yakın bir camide kıldım. 

İmam vaazdan "Samet ve Rahim isimlerini koymanın caiz olmadığını" işledi. Hutbeyi bitirirken de "Dışarıda gıybet yapmayın, iftira atmayın. Yeni bir din ihdas etmiyoruz. Dinde reforma gitmiyoruz. Zuhri ahiri kaldırmadık. Pandemide tespihatın sevabından herkes faydalansın diye zuhri ahiri ve vaktin sünnetini tespihat ve dua sonrasına bıraktık. Camimiz açık. İsteyen kılar. Gelip bunu sorsanız, açıklardım" şeklinde cemaatini haşladı. Ardından “bir de cumanın son sünnetini kılmadan çıkıp gidenler var. Bunlar, sevabı hak edip almadan gidenler” dedi. 

İmam kafamı iyice karıştırdı. 

Çıkışta markete uğradım. Sipariş şu şu vardı dedim, aldım. Sebze reyonuna göz gezdirdim. Zira bir de yeşillik vardı sipariş. Hatırlamaya çalıştım. Ne mümkün. Yeşillikle de aram olmayınca, uçup gitmiş aklımdan. 

İçişleri bakanını arasam, evde torun vardı. Uyuma saati. Tam torunu uyuturken telefonum çalarsa, uyumaya çalışan torunun gözleri açılır, bir daha uyumaz. En iyisi oğlanı arayayım. Annesine sorsun dedim.

Aradım oğlanı. Annen ne yapıyor dedim. Çocuğu uyutuyor dedi. Evlat, evden çıkarken annen bir yeşillik istemişti. Neydi adı dedim. Hatırlamıyorum dedi. Öyle ya alışverişte gözü olmayan ne bilecekti ne istendiğini. Anneme sorayım mı dedi. Kapı kapalı mı dedim. Evet dedi. Kapıyı açarken torun uyanabilir, kalsın dedim. 

Bahtıma artık. Sebze ve meyve reyonuna özellikle yeşilliklere bir kez daha göz attım. Belki görünce ha şuydu diyeceğim. Hoş, yeşillik adına bir maydanoz, yeşil soğan, karnabahar, lahana, pırasa ve marulu bilirim. Bu arada yeşillik dağarcığım da fena değilmiş. Bir "r" olmalıydı alacağım yeşilliğin başında dedim. R ile başlayan yeşillik ne olabilirdi?

Galiba brokoli olmalı dedim. Başında olmasa da hemen ikinci harfinde baskın bir şekilde kendini gösteriyordu brokolinin "r" si. Tartıdaki kıza, kızım, brokoli hangisi dedim. İşte şu önündeki dedi. Burnumun ucundaymış. Önümdeki brokoliye baktım. Karnabaharın yeşil görünümlüsü dedim. Ne kadar kilosu dedim. Yeni geldi amca, bakayım fiyatına dedi. 100 lira imiş dedi. Annah dedim içimden. Bu annahı yer duysa ağlardı. 

Fiyatının tuzlu olduğunu, bir de başında olmasa da içinde r harfini baskın bir şekilde görünce, evin istediği bu olmalı dedim. Bu fiyata ben bu brokoliyi eve bastırmam ama ne edersin ki emir demiri keser. Kızım, şunu çıkarır mısın kasadan dedim. Tartıp verdi.

Ödemeyi yapıp eve geçtim. Aldıklarımı eve bırakıp çarşıya geçtim.

Gez dolaş, kürkçü dükkanına geri döndüm. Brokoli istememiştim. Niye aldın sorgusuna maruz kaldım. Sen ne istemiştin dedim. Demek ki zaruri bir şey değilmiş ki ev de hatırlamadı. Yahu r ile başlayan bir şey olmalı dedim. Tamam, şimdi oldu. Ben roka istemiştim dedi nice sonra.

Vay be, gitti 100 lira dedim içimden ama iş içten geçti. Bir rokayı, bir brokoliyi bir rokanın fiyatını bir de brokolinin kilosunu gözümün önüne getirdim. Ne fiyat yönünden ne görüntü yönünden ne de ihtiyaç yönünden bir bağlantı kurabildim. Nereden aklıma geldiyse bu brokoli. Eve bastırmadığım bu brokoliye verdiğim 100 lira, akşam yemeği öncesi içime ok gibi saplandı ama yapılacak bir şey yok. Halbuki roka alsaydım, 10-15 lira ile kurtaracaktım bu işi.

Saplanan oku hazmetmek için ha roka ha brokoli. Bir harf değişikliği ile brokolinin içinde roko var. Bu benzerlik insanı yanıltabilir, insanlık hali dedim ama saplanan ok hiç merhamete gelmedi. Züğürt tesellisi der gibiydi. 

Birkaç gün sonra akşam menüsünde brokoli vardı. Bir şey pahalı ise iyi olmalı. Şundan yiyeyim ki vücudum bayram etsin dedim. Zeytin yağı, sarımsaklı yoğurt, nar ekşisi ve limon suyu ile salata gibi yapılan brokoliye çatalı uzattım. Mide kabul etmedi. Öyle zannediyorum, dünya kuruldu kurulalı midem böyle eziyet görmemiştir. İlki böyle olur, ikincisine midem alışır deyip ikinci kez aldım. Midem Nuh dedi, peygamber demedi. Kilosuna 100 lira verdiğim brokoliden geçtim. İçine katılan yoğurda, nar ekşisine, limon suyuna yazık dedim ama olan oldu artık.

Son pişmanlık fayda vermese de benim için bir tecrübe oldu. En azından hayatımda brokoli yemedim demeyeceğim. Ben de pişman olup tecrübe kazanmak istiyorum diyorsanız, lütfen en yakın marketinize veya pazara gidin.

Yok, ben zaten haftalık brokoli alırım diyorsanız size afiyet olsun. Her ne kadar benim için bir şey ifade etmedi ise de zevklerle renkler tartışılmaz ise ağız tadı da tartışılmaz. Nimettir ne de olsa. Belki de vitamin deposudur. Faydası say say bitmez. 

Bu arada roka ile brokoliyi karıştıranınız varsa, bir iyilik yapmak isterim. Sizin için roka ve brokolinin görüntüsünü ekliyorum. Yine de karıştırmayın diye altlarına ismini yazdım. 

19 Kasım 2024 Salı

Telefonumun Kılıfı

Bugünlerde yeni mi aldınız hayırlı olsun diyen diyene.

Aldığım yeni bir şey yok aslında. 

Tek yaptığım, kaç senedir kullandığım cep telefonunun mevcut kılıfını değiştirip yenisini takmak. 

Sağ olun da telefonum eski. Yeni olan sadece kılıf diyorum.

Kısaca yeni olan telefon değil, kılıfıdır. 

Telefonu ne zaman aldığımı hatırlamıyorum. Sanırım pandemi döneminde almış olmam lazım. 

Mevcut telefonum işimi görüyordu aslında. Ben bu telefonla giderim diyordum. Beni yeni telefon almayan iten sebep telefonun yeni güncelleme kabul etmemesiydi. EBA'yı indiremiyorum. Aynı şekilde Hayat Eve Sığar uygulamasını telefonuma indirmeme izin vermiyordu telefonun sürümü. “Ne indirmeye kalksam, “Telefonunuz bu sürümü indirmeye uygun değil” uyarısı alıyordum. Mecbur kalmıştım yeni telefon almaya.

Pandemiden beri kullandığım telefonun kılıfı ne şekil olmuştu elimde tuta tuta. Sapsarı idi kılıf.

Hatta bir defasında bir telefoncuya girmiştim de "kılıfın kötü olmuş. Normalde ben bu telefonu ve kılıfını satmıyorum. Biri için getirtmiştim. Elimde bir tane kılıf var. Vereyim" dedi. Teşekkür ederim. Evde var. Onu takayım dedim.

Bugün yarın evde yeni kılıfı sordum. Aşağıda izbede dendi. İyi de izbeye kim gidecekti. Herhalde bir sene daha geçti üzerinden.

Bir gün aile efradından biri bir ihtiyaç için izbeye inince kılıfı da getirmiş. Öyle değiştirmiştim.

Yeni kılıf öncekine göre daha ince ve kibar idi. Yeni kılıfla beraber telefonum inceliverdi. Görenlere göre telefon yenilenmişti. Bir kılıf telefonu yeniler mi, yeniliyor. 

Merak ettiğim, cebimde, zaman zaman elimde taşıdığım bu telefonun insanlar nezdinde dikkat çekmesi. Zamanın ruhu olsa gerek. Belki de elbise, ayakkabı değiştirsen insanların o kadar dikkatini çekmiyor. Bu da dervişin fikri ne ise zikri de odur sözünü akla getiriyor. 

Zamanın ruhunu yakalayamadığımdan olsa gerek. İnsanların ne yeni ne de eski telefonu dikkatimi çeker. Hele ki kılıfı dikkatimi çeksin. Benim için telefon, konuşma, mesajlaşma, video ve fotoğraf çekmekten ibarettir. Bu özellikler varsa daha ne isterim. 

17 Kasım 2024 Pazar

Eden Bulur (2)

Nihayet gelen iki muhakkik basın özgürlüğünün gereğini yapar. Yazara bu sen misin bile demezler. Çünkü ben değilim dese inceleme ve soruşturma biter. Suç delilleri ortaya konmaz. O kadar yolu da boşu boşuna tepmiş olurlardı. 

Kendi halinde müstear isimle yazı yazan mütevazı yazarı genel idare hizmetleri sınıfından eğitim ve öğretim hizmetleri sınıfına tenzili rütbe olarak teklif ederler. Bakan da kanunun kendine verdiği yetkiyi kullanarak 71 ve 76.maddelere göre ilgili kişiyi yönetici görevinden alarak asli görevi öğretmenliğe döndürür. 

Bereket, mülki amir terör örgütleriyle bağlantısı var şeklinde bir şikayette bulunmamış. Öyle olsaydı, öğretmenliği bile mumla arardı ilgili yazar. Çünkü işin içine terör iddiası girerse yandı demektir. Öyle ya bugüne kadar terör haftasından kim kurtulmuş ki o kurtulacak. Bu da mülki amirin merhametini gösterir. 

Ama bu merhameti daha mülki amirliğin başında bir kelle aldığı havasını atmasına engel değil. Öyle ya hangi kula nasip olur daha görevinin başında iken kelle almak.

İdari yönden öğretmenliğe döndürülen ilgili kişiye, disiplin yönden teklif edilen cezayı vermek için son savunması istenir. Öyle ya hukuk devleti burası. Savunması alınmadan ceza verilir miydi. Savunmanın da şikayet eden kişiye verilmesi istenir.

Savunmanın yedi günlük süresi bitmeden mülki amirin şürekası günbegün öğretmenin kurumunu arar. Bizim bir kardeşimize bir şey yapanın savunması geldi mi diye. Ne yaptıysa artık. Cezayı vermek için dört gözle bekliyorlar. 

Meslek dayanışması denilen şey bu olsa gerek. Öyle ya bugün bir kardeşlerine bunu yapanın yani eserini ortaya koyanın başı ezilmezse ve hak ettiği ceza verilmezse, yarın bir başkası da kendilerine dair bir şeyler yazıp çizebilirdi. Bakmayın siz öğretmenin kurumunun sarı öküzü verdiğine. Çünkü onlarda verilecek sarı öküz çoktu. Yeter ki istesinler. Önemli olan mülki idarenin gönlünü almak değil mi? 

Başından büyük ve vazifesi olmayan işlere burnunu sokan müstear isimli yazar büyükşehirde tekrar öğretmenliğe döner. 

Her ne kadar tenzili rütbe olsa da mütevazı yazarın keyfine diyecek yoktur. Her gün o kadar yolu tepmeye devam etmeyecek. 8-5 mesaisi yapmayacak. Daha çocuk denecek yaştaki kişilerin oyuncağı olmayacak. 

İlgili kişi idarecilik defterini kapatmış, öğretmenliğe yeniden dönmüş. Emeklilik öncesi emeklilik hali yaşıyormuş. 

Bir gün kendisine bir mesaj gelmiş. Yazılardan suç delili tespit ederek şikayette bulunan mülki amirin de tayini çıkmış. Gittiği yerde mevcut köyden bozma ilçenin daha küçüğü bir ilçe imiş. 

Ardından meslek dayanışması gereği meslektaşını milli eğitime yedirmeyen ve kırmızıya dokunana hak ettiği cezayı onaylatan mülki amir de bir nevi tenzili rütbe gibi daha küçük bir yere nakil gider. 

Fazla vakit geçmez, daha küçük yere giden mülki amir gittiği yerde bir altı ayını doldurmadan merkeze çekilir ve mülki amirliği sona erer. Bir daha mülki amir olur mu, olursa yeni eserler vermeye devam eder mi bilinmez. Yine bir bilinemeyen var ki mülki amirlikten geri çekilmek, nasıl bir duygu? İşte bu da bilinmez. Ancak yaşayan bilir. Yalnız şu var ki kelle alanın kellesi alınır. Ama öyle ama böyle. Çünkü eden bulur.