23 Temmuz 2024 Salı

Aile Olmak ve Aile Kalabilmek *

Aile olmak zordur, aile kalabilmek daha zordur. Bu yönüyle bakıldığı zaman aile olmuş ama aile kalamamış aileler çoğunluktadır. Aile kalabilenin sayısı ise bir elin parmaklarını geçmez.

Aile demek; 

Aile bireylerini iyi günde, kötü günde görüp gözetmektir. 

Derdini dinlemektir. Derdiyle dertlenmektir.

Yükünü almaktır, yük olmamaktır, yük olan varsa elleşip yükü kaldırmaktır. 

Sıkıntı anında taşın altına elini uzatmaktır. 

Birbirini menfaatsiz ve çıkarsız sevip saymaktır.

Teklifsiz bir araya gelmektir, çat kapı gelip gitmektir. Bizdeyiz, sizdeyiz demektir.  Yabancı gibi olmamaktır. Samimiyet ve içtenliktir.

Oturup kalkmaktır, gerekirse yatmaktır, hal hatır sormaktır, beraber ağlamak, beraber gülmektir.

Birbirinin olmasını istemektir. Elinden tutup kaldırmaktır. Çekememezlik yoktur.

Bir dert ve sıkıntının ilk açıldığı, derman arandığı yerdir. 

Bireyler arasında sorun çıktığında veya kırgınlık ya da küskünlük olduğunda büyüklerin soruna el koyduğu, büyüğün kestiğinin yendiği, üzerine sözün söylenmediği yerdir.

Birbirlerini ziyaret dostlar alışverişte görsün, ayıp olmasın türünden olmayandır.

Birlikteliklerini iple çeken, bir araya geldikleri zaman mutlu olan ve mutlu ayrılan, geride mutluluk bırakılan yerdir.

Düğünde, cenazede, mutlu ve üzüntülü anlarda o evin ferdi gibi ayakta dolaşandır.

İlişkileri pamuk ipliğine bağlı olmayan yerdir.

Aynı soyadı taşımanın onurunun yaşandığı yerdir.

Büyüğün küçüğü sevdiği, küçüğün büyüğü saydığı, fikir danıştığı ortamdır.

Bireyler arasında yabancılık yoktur. Büyükler kendi arasında, küçükler kendi arasında arkadaş gibidir.

Birbirlerini mahremlerini mahrem bilirler, taşınmaması gereken sırrı içlerinde taşırlar.

Aradaki sorunlar kavga ve gürültü, patırtı ve itiş kakışla değil, nezaket ölçüleri içerisinde suhuletle çözülür.

Kısaca, ben bu ailenin ferdi olmaktan mutluyum, yeniden dünyaya gelsem bu değerli ailenin yine ferdi olmaktan kaçınmazdım denilen yerdir aile.

Böyle aile olup böyle aile kalabilen ailelere ne mutlu! Kıskanılmaz, gıpta edilir ancak.

*04.11.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

Yönetenler ve Yönetilenler

Gördüğümden, izlediğimden, olup bitenden, geldiğimiz noktadan şunu çıkarıyorum ki dünyada bir yönetenler var, bir de yönetilenler.

Yönetenlerin sayısı fazla değil. Sayıları bir elin parmaklarını geçmez. Bunlar parayı elinde bulunduranlar, para ve ekonomilere yön verenlerdir. 

Devlet değil bunlar. 

Ellerindeki devasa imkanlarla her devleti elleriyle oynatıyorlar. 

Bunlar ne karar alıyorlarsa, dedikleri oluyor. Planları milim şaşmaz. A planları olmuyorsa, B planlarını devreye sokuyorlar. Bu da olmuyorsa C planları devreye girer. Ama her hâlükârda dedikleri olur. 

Dünya siyasetine bunlar yön verir. İster krallık ister demokrasi ile yönetilsin, devletlere lider ya da yöneticiyi bunlar ayarlarlar. 

Ayarladıkları liderleri bir şekilde o ülkenin yönetimine getirirler. Hem de kurtarıcı olarak. 

Getiremedikleri takdirde gerekirse darbeye başvururlar, iç savaş çıkarırlar. 

Anlaştıkları liderler efendilerinin emrinden dışarı çıkmaz. Şayet çıkmaya kalkarlarsa bedelini ağır öderler.

Dünyada bu yönetenler dışında bağımsız devlet yoktur. Bayrağı olan ne kadar devlet varsa, bu ülkelerde ne kadar iktidar varsa hepsi bunların emrindedir. Ülkelerin durumları içişlerinde serbest, dışişlerinde bağlı özerk devlet gibidirler.

Bunlar devlet de olsa, o ülkenin cumhurbaşkanı veya kralı da olsa ülkesine emir verirken bunlardan emir alırlar. Emir alan cumhurbaşkanıdır, emir alan kral vs.dir. 

Bu durumda ülkesine yön veren yöneticiler de birer yönetilen mesabesinde olmuş oluyorlar.

Bir elin parmağını geçmez yönetenlerin yanında yönetilenlerin sayısı çoktur. Çoğunluk, yönetilen olmakla beraber yönetici gibi görünen, haddizatında yönetilen olan yönetici görünümlü kişilerin sayısı da az değildir. 

Şunu demek istiyorum. Devletlerin başında yönetici görünenler, aşağısına emir verirken yönetici, yukarısından emir alırken yönetilen durumundadır. Altına yegane güç olarak kök söktürürken, yukarısı da bunlara kök söktürüyor.

Bu yönüyle bakıldığı zaman ülkeler para babalarının elinde adeta valilikle yönetiliyor. Ülkesinde cumhurbaşkanı veya kral, para babalarının nezdinde ise vali. Valiler ise hep emri yukarıdan alır, altına emir verir.

Yönetenler tüm dünyayı ve ülkeleri böyle yönetiyor bence.

Yönetici gibi görünen yönetenler ise yöneticilerinin yazdığı senaryoyu oynayan birer aktör görünümündedir.

Terör örgütlerini kuran, onları besleyip büyüten, kendi adlarına vekalet savaşı yaptıranlar da bu az sayıdaki yöneticilerdir.

Kısaca statü ve makamımız ne olursa olsun sen, ben, bizim oğlan hepimiz birer yönetileniz. Gerçek yönetici olmak için çok fırın ekmeği yememiz de yetmez. Zira yönetenler ailesinden değiliz. Hepimiz yönetilenler ailesindeniz. 

Gençlerin Hayallerini ve Geleceğini Nasıl Yok Ettik? *

Önüme bir istatistik düştü. Ne derece doğru bilmiyorum. Piyasada her branşta mezun olmuş, öğretmenlik bekleyen o kadar mezunun olduğu göz önüne alınırsa istatistiğin gerçeği yansıttığı söylenebilir.

Bu istatistiğe göre öğretmen yetiştiren "Eğitim fakülteleri yarın kapatılmış olsa  20 yıllık atama ortalamasına göre atama havuzunda birikmiş öğretmen sayısı ile yeni mezuna ihtiyaç duymadan kaç yıl idare ederiz?" sorusuna cevap aranmış. 

Çıkan sonuç şu: Beden eğitimi (19), biyoloji (18), coğrafya ve din kültürü (23), fen (10), fizik (15), ilköğretim matematik (6), İHL meslek dersleri (97), İngilizce (5), kimya (14), lise matematik ve sosyal bilgiler (16),  okul öncesi (17), rehberlik (12), sınıf öğretmenliği (2), tarih (42), edebiyat (30), Türkçe (9) yıl. 

Bu durumda sınıf öğretmenliği dışında tüm branşlara yakın, orta ve uzak vadede ihtiyaç yok. Mevcut mezunları eritmek için kaç yıl gerekiyor? 

Bu durum insan iş gücümüzü iyi planlayamadığımızın ve gençliğin hayallerini yok ettiğimizin bir göstergesi. 

Bir ülke kendi insanına ve gencine kötülük yapmak istese, bunun için didinse, inanın, bu istatistik sonucunu ortaya koyamaz. Bunu ancak bizim ülkemiz yapar. Ki bu istatistik sonucunu elde etmek için YÖK, üniversiteler ve devletin ilgili organ ve yetkilileri çok uğraştı.

Öğretmenlik branşlarının çoğunda ihtiyaç olmadığı halde birinci öğretimin yanında ikinci öğretimler açıldı ve bir fabrikanın seri üretimi gibi yıllar yılı mezun verdiler. Mezun ettiklerini dışarı saldılar.

Bu kadar mezun verdikten sonra YÖK ikinci öğretimleri kapamayı yeni akıl etti. 

Her ile bir ve birden fazla olacak şekilde mantar birer gibi üniversiteler açıldı. 

Öncesinde ne işe yarayacaksa, hangi akla hizmet ise liseler zorunlu eğitim kapsamına alındı. 

Madem ki liseyi okuyacağım. Bari bir de üniversite okuyayım dedi gençler.

Tercih edilmediğinden dolayı birçok bölüm dolmadı. Ama biz inadına bu bölümleri açık tutmaya, yenisini açmaya devam ettik. 

Bugün öğrencisi yok diye bazı bölümleri kapatmaya kalksak buralara alınan öğretim üyeleri ne olacak? 

Görünen o ki bilerek veya bilmeyerek eğitim ve öğretimin anasını ağlattık. Ağlamakla kalmadık, kibrit suyu döktük.

Mezun veriyoruz ama iş veremiyoruz. Çünkü istihdam alanı yok. 

Piyasada her yıl atanmak için sınava giren üniversite bitirmiş milyonlar var.

Bütün bu okumuş işsizler maalesef bizim eserimiz.

24-25 yaşında bir öğretmenlik branşını bitiren bir genç bu yaştan sonra ne yapar ne eder? Kamuda veya özel sektör okullarında iş bulamayanları ne sanayi işe alır ne de bu gençler oralarda çalışabilir.

Bizim bu yaptığımız, kaç neslin umutlarını yok etmek ve tüketmektir. Herkesi lise ve üniversite mezunu yapacağız, istatistiklerde lise ve üniversite mezun sayısı çok gözükecek iştah ve süksemizin, 18 yaş işsizliğini 25 yaşa ötelemenin bir sonucudur.

Gelinen nokta şudur ki bugün okumamak okumaktan daha iyidir. Okuyup diplomalı işsiz olmaktansa, okumayıp ilköğretimden sonra bir meslek sahibi olmak en güzelidir. Kim böyle yaparsa kendini ve geleceğini kurtarmış olur. Geleceğine de güvenle bakar ve hayalleri olur. Bugün öğretmenlik bitirenlerin artık bir hayalleri olmadığı gibi geleceğe umutla bakacak bir gelecekleri bile yok.

Öğretmenlik branşında durum bu. Ya diğer bölümlerde durum nasıl? Öyle zannediyorum tıp fakülteleri dışında hepsi aynı. Bol mezun ve işsizlik.

*02.08.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.