10 Ocak 2023 Salı

Keşke Her Gün Seçim Olsa!

Yağmur ve kar bereketi yönünden kış bu yıl kesat geçse de 2023 seçimleri yapılıncaya kadar bereketli ve hareketli günler geçireceğimiz gün gibi aşikar. Çünkü seçime çok olmasına rağmen bizim ülkemiz için beş kala diyebiliriz. 

Arka arkaya açıklanan müjdeler... 

Verilen vaatler... 

Yapılan icraatlar... 

Olmaz, mümkün değil denen sorunların çözülmesi... 

Şimdi bunlara bazı örnekler verelim:

Asgari ücretliye beklenenden yüksek zam verilmesi, 

Yukarı çıkış eğiliminde olan enflasyonun baz etkisi gösterip düşüşe geçmesi, 

Zincir marketlerin ürünlerinde sabit fiyat belirlemesi, 

Doğal gaz ve elektriğe her ocak ayında yapılan fiyat ayarlamasının bu yıl yapılmaması hatta bazı sektörlerin doğal gazında indirime gidilmesi,

EYT sorununun çözülmesi, 

Sağlık çalışanlarına, din görevlilerine, emniyet ve öğretmenlere 3600 kat sayısının verilmesi, 

Otoban ve köprülere yıl sonuna kadar zam yapılmaması, 

Memur, emekli ve işçiye sözleşmede belirtilen zam oranının üzerinde zam yapılması,

Siyasette çalınmayan kapıların çalınması,

Her pazartesi yeni müjdelerin açıklanması, 

Doğal gaz müjdesi ve yerli gazın çıkarılacak olması, 

Yerli otomobil TOGG'un görücüye çıkması ve seri üretime başlaması,

Ucuz kredi verilmesi, 

Toplu konut hamleleri, 

Konutların doğal gaz ısınma giderinin üçte ikisini devletin sübvanse etmesi...

Örneklerde de görüleceği üzere ülke insanının başına talih kuşu kondu. Akşam sabah bereket yağıyor. Tüm bunlar milletin başına yağmur gibi yağarken artık kimsenin sırtında yumurta küfesinin kalmadığı görülüyor. Tüm bu müjde ve yapılan icraatlar insanımız hak ettiği için mi yapılıyor yoksa ölüm kalım savaşı seçime yatırım mı? Bunun takdiri okuyucuya ait. Hak verilmişse gecikmiş de olsa adalet yerini buldu diyebiliriz. Yok, seçim yatırımı ise keşke her gün bayram olsa temennisi gibi bu ülkede keşke her gün seçim olsa diyesi geliyor insanın.

Araba ve Ben (4)

Üç dört yıllık eski model eski kasa Şahin'i ev alacağımda satınca, ev borcunu ödeyinceye kadar yine arabasız kaldım. Nihayet 2011 yılında yine birilerinin aracılığıyla 2000 model Nissan Primera alabildim.

Şahin'den başka araba sürmeyen biri olarak aldığım Nissan'ı eve getireceğim. Aradan bir altı yıl geçince araba sürmeye yabancılaşmışım. Vitesleri nasıl atılır diye birine sordum. Sağ olsun gösteriverdi. Çarşı trafiğine girmeden kenar ve köşeden yavaş yavaş evin yolunu buldum.

Binmeyi ve sürmeyi sevmediğim, binmek için merak etmediğim bu araba macerası yazısı sıkmaya başladı. 11 yılını bende dolduran eski ama yeni arabamla ilgili birkaç anekdota yer vererek bitmeyen bu araba yazısını tadında bırakayım istiyorum. 

Yazın pikniğe gideceğiz. Kayınpeder ve kayınvalide benim arabaya bindi. Dönüşte kayınvalideyi indireceğim. Kayınvalidenin oturduğu koltuk içeriden açılmadı. Ne kadar uğraştıysam da açılmadı. Arabaya değil, kayınvalideye kızıyorum. Bir bindi, kapıyı bozdu. Hele bir de ben bir şey yapmadım demesi yok mu diyorum. 

Aylarca böyle bindim arabaya. Arkaya binen birileri olmuş ve yolda ineceklerse, soldan inemeyeceklerine göre yolda duran birinin yanına duruyor, ön sağ kapının camını indirerek arkadaş, şu arka kapıyı açabilir misin diye önceleri yardım istedim. Sonraları camı indirerek kapıyı dışarıdan açmasını söyledim inecek olandan. 

Baktım böyle olmayacak. Bir kaportacıya gittim. Kapının böyle böyle bir derdi var dedim. Arka sağ kapıyı dışarıdan açmasıyla kapaması bir oldu ustanın. Tamam, gidebilirsin dedi. Şaka yapma. Bir şey yapmadın ki dedim. Dene dedi. Arabanın içine geçerek içeriden açtım. Hayret bir şey. Açıldı kapı. İnip adama, ne yaptın, okuyup üfledin mi dedim. Meslek sırrı dedi. Para teklif ettim. Borcun yok dedi. (Bayılıyorum ustaların böyle demesine) Bari şunun derdi neymiş bir söyle dedim. Çocuk kilidi kapalıymış dedi. Bu arabada çocuk kilidi mi varmış dedim. Olmaz mı dedi. Sanırım kapı açılmıyor diye gelen ilk müşteri benim dedim. Tek tük de olsa arada bir senin gibi çıkar böyle dedi. Ayrılırken bunu kimseye söyleme. Aramızda sır kalsın dedim. Tamam dedi, gülüştük. Bu duruma mahcup mu olmalıydım yoksa toplumda bu duruma düşen  ender kişilerden biri olduğum için gurur mu duymalıydım, bilemedim.

Arabayı benden fazla oğlanlar sürdü. Biri bıraktı, diğeri aldı. Bir gün oğlan, akşamları ön ekran karanlık. Kaçta gittiğimi göremiyorum dedi. Yanmayan farları kaportaya vurarak çalıştırdığım gibi arabanın ön kaputuna vurdum. Ekran görünür oldu. Bu iş babanın işi evlat dedim. Ama benim ustalık bir gün sürdü. Çünkü ertesi günü oğlan yine yanmıyor dedi. Yine vurdum. Çünkü elimdeki tek malzeme bu idi. Bu sefer ne kadar vurduysam yanmadı. 

Bu işin oto elektrikçi işi olduğunu öğrendim. Sürdüm ustaya. Usta beni şoför mahallinde indirmeden direksiyonun sol tarafında bir yere dokunarak ekranı yaktı. Tamam dedi. Neredenmiş dedim. Ekran düğmesi var şurada. O kapanmış, açıverdim dedi. Benim için büyük, ustası için çocuk oyuncağı olan bu dertten böylece kurtuldum. Şimdi ekranın nereden açılıp kapandığını bile biliyorum. Artık kaporta kendisine vurmamdan kurtuldu. Böyle tamirlere can kurban. Ustalar para da almıyor, seni oyalamıyor da. Böyle durumlarda tek yapacağınız sanayide bir ustaya uğramak. O kadar da olsun. Arabanın özelliklerini öğrenmemek için inat edersen, sanayiye gitmekten de gocunmayacaksın. 

*

İki anekdotla sayfayı yine doldurmuşum. “Buldum buldum” başlığıyla ayrı bir yazı konusu edindiğim için burada ayrıntısına girmeden kısaca üçüncü bir anekdota daha yer vereceğim.

Arabamın dikiz aynalarını otomatik ayarlayan bir düzenek olduğunu bir 11 yıl elle ayna düzelttikten sonra arabamda böyle bir özellik olduğunu öğrenmiş oldum. Araba bende durdukça daha ne özelliklerini öğreneceğimi şu anda bilmiyorum. Aslında bunları ben öğrenirim öğrenmeye de bu konuda tek eksiğim merakımın olmaması.

İşin özü, arabam olsa da olmasa da araba ve ben gördüğünüz gibi birbirimize çok yabancıyız.

9 Ocak 2023 Pazartesi

"Elinizin Körü"

Kıbrıs Savaşında durumun ne olduğunu saat başı verilen radyo haberinden rahmetli dedem dinlemek isterdi. Bazı saatler öyle olur ki haberler Galatasaray ve Fenerbahçe arasında oynamakta olan maçın skorunu verirdi. GS: 0, FB: O şeklinde.

Bir böyle, iki böyle sonunda dedem, 0-0 elinizin körü dedi çekip gitmişti. Öyle ya. Ülke savaş halinde. Radyo savaştan haberler vereceğine maç anlatıyor ve skor veriyordu. Kızmayıp da ne yapsın.

Pandemi çıkmadan ve çıktıktan sonra her TV programında saatlerce salgın ve salgından korunma yolları anlatılmaya başlayınca başta haberler ve TV programları olmak üzere kabak tadı verircesine hep salgından bahsederek uzmanlar bir güzel korku pompalamışlardı. Sayelerinde haber izlemeyi bıraktım.

Bir altı ay sonra o değilden televizyonu açıp yine salgın tartışmasını görünce kaybettiğim ve kaybedeceğim bir şey yok deyip televizyonu yine kapatmıştım.

Salgın bitince TV'lerdeki salgın salgını da bitmiş, rahat bir nefes almıştım.

Ama sevincim fazla sürmedi. Şimdi de milletin tek derdi seçimmiş gibi her akşam seçim konuşması gırla gidiyor. Karşılıklı tartışmacılar kendi arasında gelin güvey oluyor. Ne bitmez seçim tartışmasıymış böyle dedim ve rahmetli dedemin elinizin körü sözünü hatırlayarak televizyonun kapat düğmesine bastım. Oh be dünya varmış.

Hayrınıza seçim yapılır ve televizyonlarda seçim tartışması biterse, haber verin de dünyada ve Türkiye'de ne olup bittiğinden haberdar olayım.