2 Temmuz 2021 Cuma

Din Görevlileri İtibar mı Kaybediyor? *

MAK Danışmanlık A.Ş. Sahibi Mehmet Ali Kulat’ın bir dakikalık bir videosunu dinledim. Bir araştırma sonucundan bahsediyordu konuşmasında. “Özal zamanında bir araştırma firması şöyle bir soru soruyor: ‘‘Karı-koca olarak acilen bir yere gitmek zorunda kalsanız, çocuklarınızı aşağıdaki meslek gruplarından hangisine öncelikli olarak emanet edersiniz? Seçeneklerde aşağı yukarı tüm meslek gruplarına yer verilmiş. ‘Din görevlilerine teslim ederiz’ seçeneği, birinci sırada tercih edilmiş. Aynı soruyu hiç değiştirmeden bu sene biz sorduk. İlk on sırada din görevlileri olmadığı gibi din ve dindarlıkla özdeşleşen bir meslek grubu da tercih edilmemiş”.

Kulat konuşmasında, Özal zamanındaki araştırmayı yapan firmanın hangisi olduğunu belirtmiyor. Sadece ilgili firmanın dini hassasiyetleri ön planda tutan bir firma olmadığını söylüyor.

Her iki araştırmanın hangi ilin hangi semtlerinde hangi atmosferde hangi deneklerin üzerinde yapıldığını, araştırmalarda bir algı ve yönlendirme amaçlanıp amaçlanmadığını bilmiyoruz ama detaylarını bilmesek de elimizde bir araştırma sonucu var ve bunun üzerine değerlendirmede bulunabiliriz.

Değerlendirmede bulunmadan önce şunu da ifade etmek isterim. Hiçbir meslek grubu yüzde yüz güvenilir veya yüzde yüz güvenilir değildir. Her meslek grubunda iyi ve güvenilir kimseler olduğu gibi tersi de mümkündür. Her konuda olduğu gibi bu konuda da toptancı yaklaşım yanlış olur.

Şimdi gelelim değerlendirmeye…Soru aynı olmasına rağmen cevapların farklı olması bana ilginç geldi. İlginçten de öte vahim geldi ve beni üzdü. Gerçekten 90’lı yıllarda, güvenilirlikte birinci çıkan bir meslek grubunun, ne değişti de 30 yıl sonrasında ilk onda esemesi okunmuyor? Bu konuda farklı farklı değerlendirmeler yapılabilir. Her bir değerlendirme de kendi içinde makul ve mantıklı olabilir. Ben de burada bu konuyla ilgili -katılır veya katılmazsınız- şahsi değerlendirmede bulunacağım:

1.    Dindar ve mütedeyyin yani dini hassasiyetlerini ön planda tutan insanlar, 90’lı yıllarda makam, mevki ve imkanlarla denenmemişlerdi. Çünkü ne iktidarda ne bürokrasi de etkin ve söz sahibi idiler. 2000’li yıllardan sonra bu kesim devletin aşağı yukarı her kademesinde etkin ve söz sahibi oldu. Birçok makam ve mevkide şimdi bunlar var. Yani 2000’den sonra dindar ve mütedeyyin insanlar makam, mevki ve imkanlarla test edilmişlerdir. Nazarımda, ne kadar insan görmüşsem, hepsinin denenmeden önce pek dürüstler. Ne zamanki değişik imkanlarla insanımız denenince hepsi olmasa da büyük çoğunluğu bu testi geçemiyor. Yani dürüstlük ve güvenilirliği ara ki bulasın. Bu demektir ki dürüstlüğümüz imkansızlıktanmış. İmkanlar ortaya çıkınca ne dürüstlük kalıyor ne de güvenilirlik.

2.      Başka FETÖ olmak üzere bazı cemaat-tarikatların, vakıf ve dernek müntesiplerinin dini kullanma ve taciz olaylarına adının karışması da olabilir.

3.      2000 öncesi basının, yeşil sermaye diye adlandırdığı kar ve zarar ortaklığına dayalı holdinglerin batması ve ortaklarına makul bir açıklamada bulunmamaları da bu araştırma sonuçlarında etkin rol oynamış olabilir.

Yazım uzamasın diye başka tespitte bulunmayacağım. Sebebi her ne olursa olsun acaba ne olabilir diye başta din görevlileri olmak üzere dini hassasiyeti yüksek kişilerin kendilerini sorgulamaları ve bir özeleştiriye tabi tutmaları iyi olur diye düşünüyorum. Çünkü kimse kimseye itibar elbisesi giydirmez. Kimse de kimsenin itibarını düşürmez.  

 * 03/07/2021 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.

29 Haziran 2021 Salı

Eyvah, Vali Geliyor! *

Hayatınızda hiç vali karşıladınız mı? Cevabınız evet ise o zaman valinin nasıl karşılandığını bilirsiniz. Eğer bugüne kadar bir vali karşılamadı iseniz, bundan sonra karşılamayacağınız anlamına gelmiyor. Zira her an başınıza gelebilir. Burada ben daire amiri değilim. Onu daire amirleri düşünsün. Çünkü vali karşılama onların görevi diyebilirsiniz. Bence büyük konuşmayın. Ya amiriniz bir günlüğüne izin alır, şaşar-döner; yerine sizi vekil tayin eder, o gün de valinin ilçenize geleceği tutar. Bu durumda ne yapacaksınız? Vekil asıl gibi olduğuna göre eliniz mahkum, valiyi karşılayacaksınız. Ölme eşeğim ölme diyerek bence işi yokuşa sürmeyin, olmaz olmaz hiç demeyin ve valinin nasıl karşılandığını eşekten düşenden bir dinleyin:

Her şey esnek mesai gereği esnekçe çalışırken mesainin bitmesine beş kala, bir kaymakamlık personelinin dairenize gelip "Vali ilçemize geliyor, karşılanacak, takım elbise ve kravat takılacak" haberini getirmesiyle başlıyor. Bu bir emirdir, emir de demiri keser. Mesai bitiyormuş, işin varmış, bir yere gidecekmişsin. Bunları unut. Vali ne zaman gelir? Nereden geliyor? Çok bekler miyiz? Bunlar senin bileceğin sorular değil ki başkası da bilmiyor. Senin görevin vali gelinceye kadar beklemektir. Burada yapacağın ilk iş, evinde bekleyen, gecikmenden dolayı seni merak eden varsa, evini araman ve “Beni yemeğe beklemeyin. Ne zaman geleceğim de belli olmaz” demektir. Ardından kılık kıyafetin vali karşılamaya müsait mi ona bakacaksın. Değilse kötü günler için daha önce akıl edip dolabına koyduğun gömlek, pantolon, kravat, ceket ve iskarpin varsa, onları tek tek çıkarıp üzerine geçirmektir. Şayet bunlar yoksa bir hızla yerinden fırlayıp evinden bunları getireceksin. Eğer ilçede evin yok, gidiş-geliş yapıyorsan, birinden emanet kıyafet bulacaksın. Bu da yoksa bu durumda yandın demektir. Zira seni ben bile kurtaramam. Belki tek kurtuluşun, ilçende tepeden tırnağa giyinebileceğin bir mağaza varsa ucuz-pahalı, kaliteli-kalitesiz, üzerine uyar-uymaz, bol veya dar demeden gidip oradan giyinmektir. Burada; efendim, yaz kıyafeti var. Hem bu sıcakta takım elbise ve kravat da neymiş demeyin. Zira çok komik olursunuz. Çünkü sıcaktan çatlasanız da patlasanız da serbest kıyafet de olsa, makama çıkarken karşılama ve uğurlamalarda grand tuvalet giyineceksin. Nokta.

Diyelim ki kıyafet sınavını geçtin, kaportayı düzelttin. Şimdi sıra beklemede. Kaymakam, belediye başkanı, tüm daire amirleri ve sen vekil beklemeye koyuluyorsun. Vali gelecek ama ne zaman gelecek, nereden gelecek? Kim bilebilir ki bunu. Vali bu. Ne zaman teşrif edersiniz de denmez. Vali, makamından çıkıp sür şu ilçeye deyip direk gelmez ki. Çıktı mı birkaç ilçeye birden uğrar, hepsini toptan halleder. İlçelere düşen de kusursuz bir karşılama için ellerinden geleni yapmaktır. Şimdi gelecek, az sonra gelecek derken hep dairende bekleyemezsin. İniyorsun kaymakamlığın bahçesine. Kah oturuyor kah kalkıyor kah adımlıyor kah çömeliyorsun. Güneş vurdukça gölgeye doğru oturuşunu ve duruşunu değiştiriyorsun. Bekleşenlere hal hatır sorsan da sağdan soldan konuşsan da tadı yok. Çünkü herkes birbirini yarım ağız dinler. Çünkü herkesin gözü yolda, kulağı da “Vali geliyor” sözünde.  Bu söz de bir türlü söylenmez. Çünkü ufukta vali görünmüyor. Bilin ki şimdiye kadar kara tren kaç defa gelip gitmiştir.

Nihayet beklenen misafirin ilçeye yaklaştığı haberiyle beraber karşılama alanına geçip ip gibi diziliyorsun. Ceket ilikli ve eller yanda. Maskeyi zaten söylemeye gerek yok. Bereket, maskenin altında burnundan nasıl nefes aldığını kimse görmüyor. Bir vakit de böyle bekliyorsun. Valinin arabasının alana girmesiyle beraber korumalarda bir koşuşturma. Kapı açılıyor ve vali önümüzde. Daha önceden ayarlanan kız çocuğu çiçeği valiye takdim ettikten sonra vali, sıradan herkesi selamlıyor. Vali kimin önüne gelmişse; o, sen de kimsin demeden sen kendini ve hangi dairenin amiri olduğunu söylüyorsun. Bir bakıyorsun, vali yalnız değil. Ardında onu takip eden biri daha var: Vekil. Ama bu vekil, vekil daire başkanı gibi bir günlük vekil değil, tam bir vekil. Yani milletvekili. O da selamlıyor sıradan. Her kendini tanıtana hem vali hem vekil nasılsınız diyor. Sen de beklemekten öldüm, nasıl iyi olayım demiyorsun. Teşekkür ediyorum efendim diyorsun.

Vali ve vekil en sondaki kişiyi selamladıktan sonra kaymakamlık makamına yönelmeden önce vali, “Arkadaşlar, elde olmayan sebeplerle araya iki program daha sıkıştırmak zorunda kaldık. Sizleri beklettik. Kusura bakmayın. Gelin hep birlikte şu merdivenlerde bir hatıra fotoğrafı çekinelim” demez mi? Dedi insan evladı.

Misafirler, makama çıktıktan sonra işiniz bitmiyor, bizden bu kadar. Evli evine diyemezsiniz. Zira siz evinize gelen misafiri kapıda karşıladıktan sonra nasıl giderse gitsin der misiniz?

Vali ve beraberindekiler kaymakamlık makamında iken aşağıda kalan daire amirleri, kendi aralarında “Helal olsun valiye. Ne kadar da mütevazı imiş. Bu kadar bekletti ama gönül almayı da bildi. Allah sayılarını çoğaltsın” diyerek bir hakkı teslim ederlerken onca uyarıya rağmen valiyi gömlek, pantolon ve spor ayakkabısıyla, kravatsız bir şekilde karşılamaktan çekinmeyen komşu daire vekil müdürü ise “Tamam ama neye yarar? Helallik diledi mi, helallik diledi mi” demez mi?” Pes doğrusu! Adam ne yaptı yahu? Sonra daha ne desin? Hoş helallik dileseydi de böyle düşünen birinin helal edeceği de şüpheliydi ya neyse…

Vali bir 45 dakika makamda kaldıktan sonra akşam 20 sularında kapıdan görünür, vedalaşır ve ilçe belediyesini ziyarete geçer. Bundan sonrasını da belediye düşünsün. İşte biz buna vali karşılama ve uğrulama diyoruz. Toplam ne kadar mı beklenildi? Duruma göre değişir ama bu vali karşılama ve uğurlama bir dört saat sürdü efendim.

* 30/06/2021 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.

28 Haziran 2021 Pazartesi

Piknik Keyfimiz *

Piknik yapmak, pikniğe gitmek, buralara gidince mangal yakmak milletimizin vazgeçilmezlerindendir. Bunun için hafta içi, hafta sonu, tatil veya mesai sonrası fark etmiyor. Yeter ki hava piknik yapmaya müsait olsun.

Konya için söylüyorum. Eskiden şehir içinde ve şehre yakın piknik yerleri pek yoktu. Arabasına atlayan şehrin havasından ve gürültüsünden uzak yerlere giderek kafa dinlendirmeye çalışır, felekten bir gün çalardı. Gölge yapacak bir ağaç ve bir çeşme varsa, işte orası piknik yeriydi. Arabası olanlar bu şekil uzak yerlere giderlerken arabası olmayanlar ise otobüs ve dolmuşa binerek  Meram Bağlarına çıkarak orada piknik yaparlardı.

Toplumun bu piknik yeri ihtiyacını gidermek için belediyeler, son yıllarda şehir içinde park ve bahçe adı altında birçok piknik yerleri üretti: Hadimi, Olimpiyat, Adalet, Birlik, Dutlukırı, Kozağaç, Akyokuş, Meram Bağları, Rahmet Ormanları şehrin içinde yer alan belli başlı piknik yerlerinden bazılarıdır. Buralar tuvaletinden mescidine, kamelyasından çocukların oynayacağı oyun alanına ve mangal yerine varıncaya kadar düşünülmüş yerlerdir. Büyük bir ihtiyacı karşılayan bu yerlerde özellikle hafta sonları yer bulmak gerçekten zor. Pikniğe gitmeyenler de bu piknik yerlerine yakın yerlerden geçerlerken piknik yerlerinin üzerine çöken dumanı görünce ve burunlarına et kokusu gelince bundan rahatsız olsalar da buraların piknik yerleri olduğunu bilir ve bu durumu yadırgamaz. Çünkü buralar belediyeler tarafından halka açık olarak piknik yeri olarak belirlenmiş. Buralarda mangal da yakılır, semaverde çay da kaynatılır.

Piknik keyfimizle ilgili bu yazdıklarım hepinizin malumu hususlardır. Burada başka bir piknik türünden bahsedeceğim: Belediyelerin mangal yakmak için ayırdığı piknik yerlerinden başka piknik yerleri bugünlerde yaygınlaşmaya başladı. Önceden de var mıydı bilmiyorum ama bugünlerde özellikle müstakil evlerin çokça bulunduğu mahallelerde mangal yakmak iyice arttı. Eviniz müstakil ise veya müstakil evlerin olduğu mahallelerden geçerken mahalleyi kaplayan dumanı görmemeniz ve etrafa yayılan et kokusunu hissetmemeniz mümkün değil. Rüzgarla beraber evine kadar geliyor bu duman ve et kokusu. Ne kapı açabiliyorsun ne de pencere. Sağ olsun müstakil ev sahipleri ne hafta içi biliyorlar ne de hafta sonu. Biri yakıyorsa ben de yakarım deyip mangalı ateşliyor. Öyle zannediyorum, evim müstakil nasılsa, istediğimi yaparım dercesine, bahçesinde mangal yapmayı normal görüyor bizim insanımız.

Siz bu durumu nasıl karşılarsınız bilmiyorum ama ben normal görmüyorum. Öyle ümit ediyorum ki bu mangal sefamız kısıtlılığın olduğu günlerle sınırlı olur. Bunu da bir yere kadar normal görebiliriz. 1 Temmuzdan itibaren kısıtlılıklar kalkacağına göre müstakil ev sahipleri bundan sonra başkasını rahatsız eden duman ve et kokusunda daha hassas olacaklar diye düşünmek istiyorum. Benim endişem 1,5 yıldır salgınla yaşayan insanımızda bu bahçesindeki mangal keyfinin bağımlılık yapması. Çünkü her şeyin bir ilki olur. Bir yaptık mı arkası gelir. Eğer böyle olursa yaz boyunca yandık demektir.

Bu durum müstakil ev sahiplerinin inisiyatifine ve vicdanına bırakılamayacak kadar önemlidir. Burada belediyelere, valiliklere büyük görev düşüyor. Nasıl ki bir kurban kesiminde bile şehrin üst yöneticileri “Nerelerde kurban kesilecek, nerelerde kesilemeyecek” kuralları koyuyor ve kurban kesilecek yerler ayarlıyorsa, belediyeler tarafından belirlenen piknik yerlerinin dışında meskun mahallerin olduğu yerlerde mangal yakmayı da yasaklamalıdır. Öyle zannediyorum belediye ve valilik bu konuda üzerine düşeni yapacaktır.

* 02/07/2021 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.