21 Mayıs 2020 Perşembe

Çeşitli Ayet Meallerinden Bir Kesit *


Sayfam elverdiği kadar bugün size, Kur’an’ı Kerim’in 28.cüzünde geçen bazı ayet meallerine yer vermeye çalışacağım:

Allah, (eşi, kendisini boşadığı için) kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikayette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, sizin sürdürdüğünüz konuşmayı (zaten) işitmekteydi. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Mücadele, 1) Zıhar (eşini annesinin sırtına benzetme) ayetleri diye bilinen bu boşama şekli, bizim örfümüzde “Anam avradım olsun” şeklinde ifade edilir. Hanımını boşayan kocayı Allah 2.ayette eleştirirken kadını haklı bulur, 3. ve 4.ayetlerde de erkeğe verdiği cezayı açıklamaktadır. Peygamberle tartıştığı için hakkında ayet inen özgüven sahibi bu kadına (Havle) ancak şapka çıkartılır.  Bu arada hiçbir caydırıcılığı ve yaptırımı olmayan dini nikah ve erkeğin iki dudağına emanet dini boşanma, dini otoriteler tarafından tartışılıp bir karara bağlanmalıdır.

Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir.” (Saf, 2-3) Söylediğiyle yaptığı çelişenler dikkat etmeli, özellikle seçim öncesi vaat üzerine vaatte bulunup mavi boncuk dağıtıp seçim sonrası sözlerini tutmayan siyasilere duyurulur.

Tevrat'la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir...(Cuma, 5) Bildiğini yapmayanlar ve inandığı şeyleri yaşamayanlar, sırtında çokça kitap taşıyan eşeğe benzetilir. Nasıl ki sırtında taşıdığı kitaplar eşeğe bir fayda sağlamıyorsa beyin ve zihinde tutulup da uygulamaya geçmeyen bilgi ve inanç da kişiye fayda sağlamaz. Ancak bilgiyi taşımış ve kendine yük edinmiş olur.

“Onları(münafıkları=İçten inanmadığı halde dıştan inanmış gibi yapanları) gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kereste gibidirler. Her kuvvetli sesi kendi aleyhlerine sanırlar…” (Münafikûn, 4Olup biten her şeyi kendi aleyhlerine sanan kişilerin, ayette geçen “Her kuvvetli sesi kendi aleyhlerine sanırlar” cümlesine kulak vermelerinde fayda vardır.

Mallarınız ve çocuklarınız ancak birer imtihandır…” (Teğâbün,15) Mal ve çocuk övünç meselesi değil. Allah’ın imtihanları farklı farklıdır. Çocuk, eş, makam, şöhret vb de birer imtihan vesilesidir.
Eğer siz Allah'a güzel bir borç verirseniz Allah onu size, kat kat öder ve sizi bağışlar. Allah, şükrün karşılığını verendir…” (Teğâbün,17) Zor durumda olan birine borç vermeyi Allah, kendisine borç verilmiş gibi değerlendirmektedir. Buna karzı hasen denir.

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun…” (Tahrîm,6)
Ey iman edenler! Allah'a içtenlikle tövbe edin. Belki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter ve peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar…” (Tahrîm,8) Bu tövbe şekline nasuh tövbesi denir. Yani işlenen günahı bir daha yapmayacak şekilde terk etmek demektir.

Sonuç olarak Allah, hepimize aile saadeti versin. Yine yapmadığımız şeyleri söylememeyi, bildiklerimizi yaşamayı, münafıklar gibi içi farklı, dışı farklı olmamayı, mal ve çocuk başta olmak üzere imtihan edildiklerimizden alnımızın akıyla çıkmayı, darda kalan insanlara -onlardan bir karşılık beklemeksizin elleri rahatlayıncaya kadar onlara- borç vermeyi, kendimizi ve ailemizi cehennem ateşinden koruyacak ameller yapmayı, günahlarımızdan dolayı bir daha işlemeyecek şekilde gönülden tövbe etmeyi bizlere nasip etsin.

*23/05/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

19 Mayıs 2020 Salı

Ahlak Süresi *

İslam nedir sorusuna tek kelimeyle “İslam, ahlaktır” dersek yanlış olmaz. İslam alimleri İslam’ı anlatırlarken İslam’ı bir ağaca benzetirler: Kökü iman, gövde ve dalları ibadet; kokusu, gölgesi, verdiği oksijeni ve meyvesi de ahlaktır. Sahabiler peygamberimizin ahlakını sorduklarında “Siz Kur’an okumuyor musunuz? Onun ahlakı Kur’an idi” cevabını verir Hz Ayşe.

Kur’an başta iman, ibadet, doğa, ahiret, peygamberlerin ve eski toplulukların kıssaları gibi birçok konuya değinmiş olsa da özetlersek Kur’an’ın amacının hem bireyi hem de toplumu ahlaklı olmaya yöneltmek istediğini söyleyebiliriz. Namaz, oruç, hac, zekat gibi bireysel ibadetler bile kişiyi kötülüklerden uzaklaştırarak ahlaklı bir birey yapmaya çalışmaktadır. Buradan hareketle genel olarak Kur’an, tam bir ahlak kitabıdır.

Kur’an’ın 26.cüzünde yer alan hücreler/odalar anlamına gelen, 18 ayetten ibaret Hucurat süresi de edep, ahlak, insani ilişkiler, görgü ve nezaket kurallarından bahseden bir süredir. Bu süreye ahlak veya adabı muaşeret süresi dense yeridir. Baştan sonra insani ilişkiler, ahlaki ilkelerden bahseden ve bizi eğitmeyi hedefleyen bu süreden çıkaracağımız dersler vardır. İzninizle madde madde bu ahlaki/insani ve toplumsal ilkelere işaret edeceğim bu yazımda:
1.      Allah ve peygamberinin önüne geçmeyin. (Mümin, gerek hüküm, karar ve tercihlerinde ve gerekse davranışlarında Allah ve resulünün önüne geçmemelidir.)
2.      Seslerinizi peygamberin sesinden fazla çıkarmayın, birbirinize bağırdığınız gibi ona bağırmayın. (Hz. Peygamber’in yanında onunla ve başkalarıyla konuşurken onun sesini bastıracak şekilde yüksek bir sesle konuşulmamalıdır. Bugün peygamber aramızda olmadığına göre karşılıklı konuşmalarda veya büyüklerin yanında konuşmamız gerektiğinde nezaket ve ses tonuna dikkat edilmelidir.)
3.      Allah resulünün yanında ses tonunu düşürmek ve edebi takınmak takvanın bir gereğidir. (Bugün için peygambere ve büyüklere saygı göstermek şeklinde anlaşılabilir.)
4.      ve 5. Evlerin dışından bağıranların/seslenenlerin çoğu düşüncesizdir. Halbuki biraz sabırlı olmaları gerekir. (Bir eve gelip evin ziline basmayıp bağıranlar, birini çağırmak veya geldiğini haber vermek için arabasının veya servisin kornasına çalanlar, geç vakit vedalaşmalarda başkasını rahatsız edercesine hakeza kornayı kullananlar, düğün konvoylarında gürültü kirliliğine sebep olacak şekilde ellerini kornadan çekmeyenler bu iki ayete kulak vermelidir.)
6.      Pişman olmamak ve baltayı taşa vurmamak için işittiğimiz bir haberin kaynağı ve doğruluğu araştırılmalıdır. (Özellikle basında ve sanal alemde gördüğümüz, okuduğumuz veya gerçek hayatta duyduğumuz her olaya ve habere temkinli yaklaşılmalıdır. İşimize geliyor diye her habere atlamamak lazım. Çünkü piyasa dezenformasyon bilgilerle doludur. Birileri bu bilgi ile kendi menfaatine, muhatabın aleyhine bir algı oluşturuyor olabilir.
7.      ve 8. Allah imanı sevdirirken inkarcılığı, yoldan çıkmayı ve emre aykırı davranmayı çirkin göstermiştir.
9.      Müminlerden iki grup kavgaya tutuşur veya iki devlet savaşırlarsa aralarını bulun. Şayet itişip kakışmaya ve savaşa devam ederlerse haklı olanın yanında yer tutun. Adaleti elden bırakmayın ve herkese hakkını tam verin.
10.  Müminler kardeştirler. İki kardeşin arasını bulun. (Ne halleri varsa kozlarını paylaşsın demeyin. Birbirini yiyen ve öldüren Müslümanlara duyurulur.)
11.  a- Birbirinizi küçüksemeyin, alaya almayın. Alaya alınanlar -Allah katında daha değerli olabilir.
b-Birbirinizi karalamayın. (Birinin diğerini karalaması kendini karalaması gibidir.)
c-Kötü lakap takmayın.
12.  a-Zannın çoğundan sakının. Çünkü bazı zanlar günahtır.
b-Gizlilikleri araştırmayın. (Bir kimsenin gizlediği bir işini, bir davranışını araştırmak)
c-Gıybet yapmayın. Zira hangi biriniz ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır.
13.  Allah insanları bir erkek ve bir dişiden yaratmıştır. Tanışmaları için farklı kabile, aşiret, kavim ve ırklara ayırmıştır. (Hiçbirinin diğerine bir üstünlüğü yoktur.) Esas üstünlük, takva (Allah’a karşı olan sorumluluğunu yerine getirmek) iledir.
14.  Tek başına Allah’a inandığını söylemek yeterli değil, imanın kalpte kökleşmesi ve Allah ve peygamberine itaat ederek teslim (Müslüman) olmak lazım.
15.  Gerçek müminler, Allah ve peygamberine inanmada şüpheye düşmediği gibi aynı zamanda malları ve canlarıyla mücadele yolunu seçenlerdir.
16.  Allah’a dinini öğretmeye kalkmayın.
17.  Allah’a inanmayı/boyun eğmeyi başa kakmayın. İnanıyor ve boyun eğiyorsanız bu, Allah’ın size verdiği bir lütfüdür.
18.  Ne yaparsanız yapın, Allah hepsini görmektedir.

**20/05/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

17 Mayıs 2020 Pazar

Bir Mühlet Ayeti *

114 süre, 600 sayfa ve 6236 ayetten ibaret Kur’an’ın her bir süresinin, her bir sayfasının ve her bir ayetinin bize vermek istediği mesajları vardır. Yeter ki okuyalım, okuduğumuzu anlayalım ve verilmek istenen mesajı almak isteyelim.

22.cüzü okuyorum. Bu cüzde Ahzab, Sebe, Fatır süreleri ve Yasin süresinin ilk iki sayfası yer almaktadır. Her okuduğumda beni derinden etkileyen 45 ayetten ibaret Fatır süresinin son ayeti üzerinde durmak istiyorum. Ayetin mealinde Allah “Şayet Allah, insanları yapıp ettikleri yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerin üstünde tek bir canlı bırakmazdı; fakat onlara belirlenmiş bir vadeye kadar mühlet veriyor. Vadeleri dolduğunda ise (herkes anlayacaktır ki) Allah kullarını hakkıyla görüp bilmektedir” buyurmaktadır. Ayet, yaptığımız bir hata yüzünden Allah’ın bizi hemen cezalandırmayacağını, belli bir süreye kadar mühlet verdiğini, şayet böyle olsaydı yeryüzünde hiçbir canlının kalmayacağını anlatmaktadır. Gerçekten Allah her canlı/insan suç işlediğinde aynı anda cezasını verseydi, bugün ne yeryüzü olurdu ne insan ne de insanın geçmişten bugüne gelen müktesebatı.

İnsan veya kul olup da suç işlemeyen olur mu? Büyük veya küçük, bilerek veya bilmeyerek her bir insan suç işler. Çünkü hatasız kul olmaz. İşlemiş olduğumuz bir suç yüzünden Allah’ın bizi cezalandırmaya gücü mü yok? Hâşâ sümme hâşâ! İstese, suç işlemeye niyet ettiğimiz anda veya suça teşebbüs ettiğimiz esnada ve suç mahallinde bizi yerle bir eder. Buna imkanı,  sınırsız güç ve iradesi vardır. Üstelik yaptıklarından lâyüseldir. Ama Allah, Rahman ve Rahim isimlerinin bir gereği olarak bizleri bağışlamakta, hata ve yanlışımızla yüzleşmemiz için bizlere fırsat vermektedir. Zira yaptıklarımızdan sorumlu olacağımız bir imtihanın içindeyiz. Çünkü Allah, kullarının günahlarını çok örten, onları cezalandırmayan ve bağışı bol olan anlamında el-Gafur’dur, günahları kökünden kazıyan anlamında el- Afüvv’dür, tövbeleri kabul edip günahları bağışlayan anlamında et-Tevvab’dır; her günah işleyeni hemen cezalandırmayan, hışım ve gazapta acele etmeyen anlamında el-Halim’dir, zulmetmeyip herkese hakkını tam verme anlamında el-Adil’dir; kulun hak ettiği cezası ne ise onun cezasını tam olarak veren, zarar verenin yaptığının karşılığıyla ödeştiren, dilediğine ceza vermede şiddetli davranan, suçluları müstahak oldukları cezaya çarptıran, acizlerin ve zayıfların alamadıkları intikamlarını, onların yerine zalim ve zorbalardan alan anlamında el-Müntekim’dir; çok sabırlı olan, günahkar kullarını cezalandırmakta acele etmeyen, onların kendisine dönüşü için zaman tanıyan anlamında es-Sabûr'dur. Kısaca Allah, hatasından dolayı insanı aynı anda çizip atmayandır.

Yukarıda anlamları birbirine yakın Esmayı Hüsnâ’dan Rahman, Rahim, Gafûr, Afüvv, Tevvab, Halim, Adil, Müntekim ve Sabûr isimlerine yer verdim. Tüm isimlerini içine alan özel ismi Allah varken Allah, niçin diğer isimlere ayet sonlarında yer vermektedir? Öyle zannediyorum Allah, isimlerimin anlamlarına bakarak beni daha iyi tanıyın ve bu niteliklere sınırlı da olsa sizler de uyun, demek istiyor. Peki, bir suç, bir yanlış veya bir hata karşısında merhametin ve affetmenin neresindeyiz biz? Onları kazanmak için onlara bir şans daha veriyor muyuz? Bu konuda sicilimizin pek iyi olduğu söylenemez. Zamanına göre, suçu işleyen kimseye göre tavır alıyoruz: Çizip atıyoruz, dışlıyoruz, kara listeye alıyoruz, orantısız güç kullanıyoruz, işlenen suçta toptancı davranıyoruz, ölüme ya da yokluğa mahkûm ediyoruz.

Suçlu, yaptığından dolayı suçunu itiraf edip nedamet getirse ve yaptıklarıyla göz doldurup ağzıyla kuş tutsa dahi nazarımızda sıfır oluyor. Çünkü samimi değil diye niyet okuyor ve güvenmiyoruz. Tüm bunları yaparken cuma hutbelerinde imamların -şimdilerde dinleyemesek de- “Günahından tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir” hadisini kulak ardı ediyor ve “Seni Allah affetse bile biz affetmeyeceğiz” davranış içerisine giriyoruz. Hâlbuki “Affetmek büyüklüktür.”

Sonuç olarak bu ayetle Allah “Ben suç işleyenleri aynı anda yok etmiyorum. Onlara, bir vakte kadar mühlet veya tövbe etmeleri için fırsat veriyorum. Siz de hatasından dolayı pişmanlık duyan kimseleri kazanmak için onlara bu şansı verebilirsiniz” demek istiyor. Bu ayete mühlet ayeti dense yanlış olmaz. Neyi murat ettiğini en iyi Allah bilir.

*18/05/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.