114 süre,
600 sayfa ve 6236 ayetten ibaret Kur’an’ın her bir süresinin, her bir
sayfasının ve her bir ayetinin bize vermek istediği mesajları vardır. Yeter ki
okuyalım, okuduğumuzu anlayalım ve verilmek istenen mesajı almak isteyelim.
22.cüzü
okuyorum. Bu cüzde Ahzab, Sebe, Fatır süreleri ve Yasin süresinin ilk iki
sayfası yer almaktadır. Her okuduğumda beni derinden etkileyen 45 ayetten
ibaret Fatır süresinin son ayeti üzerinde durmak istiyorum. Ayetin mealinde
Allah “Şayet Allah, insanları yapıp ettikleri yüzünden hemen cezalandıracak
olsaydı, yerin üstünde tek bir canlı bırakmazdı; fakat onlara belirlenmiş bir
vadeye kadar mühlet veriyor. Vadeleri dolduğunda ise (herkes anlayacaktır ki)
Allah kullarını hakkıyla görüp bilmektedir” buyurmaktadır. Ayet, yaptığımız
bir hata yüzünden Allah’ın bizi hemen cezalandırmayacağını, belli bir süreye
kadar mühlet verdiğini, şayet böyle olsaydı yeryüzünde hiçbir canlının
kalmayacağını anlatmaktadır. Gerçekten Allah her canlı/insan suç işlediğinde
aynı anda cezasını verseydi, bugün ne yeryüzü olurdu ne insan ne de insanın
geçmişten bugüne gelen müktesebatı.
İnsan veya
kul olup da suç işlemeyen olur mu? Büyük veya küçük, bilerek veya bilmeyerek
her bir insan suç işler. Çünkü hatasız kul olmaz. İşlemiş olduğumuz bir suç
yüzünden Allah’ın bizi cezalandırmaya gücü mü yok? Hâşâ sümme hâşâ! İstese, suç
işlemeye niyet ettiğimiz anda veya suça teşebbüs ettiğimiz esnada ve suç
mahallinde bizi yerle bir eder. Buna imkanı, sınırsız güç ve iradesi
vardır. Üstelik yaptıklarından lâyüseldir. Ama Allah, Rahman ve Rahim
isimlerinin bir gereği olarak bizleri bağışlamakta, hata ve yanlışımızla
yüzleşmemiz için bizlere fırsat vermektedir. Zira yaptıklarımızdan sorumlu
olacağımız bir imtihanın içindeyiz. Çünkü Allah, kullarının günahlarını çok
örten, onları cezalandırmayan ve bağışı bol olan anlamında el-Gafur’dur,
günahları kökünden kazıyan anlamında el- Afüvv’dür, tövbeleri kabul edip
günahları bağışlayan anlamında et-Tevvab’dır; her günah işleyeni hemen
cezalandırmayan, hışım ve gazapta acele etmeyen anlamında el-Halim’dir,
zulmetmeyip herkese hakkını tam verme anlamında el-Adil’dir; kulun hak ettiği
cezası ne ise onun cezasını tam olarak veren, zarar verenin yaptığının
karşılığıyla ödeştiren, dilediğine ceza vermede şiddetli davranan, suçluları
müstahak oldukları cezaya çarptıran, acizlerin ve zayıfların alamadıkları
intikamlarını, onların yerine zalim ve zorbalardan alan anlamında
el-Müntekim’dir; çok sabırlı olan, günahkar kullarını cezalandırmakta acele
etmeyen, onların kendisine dönüşü için zaman tanıyan anlamında es-Sabûr'dur.
Kısaca Allah, hatasından dolayı insanı aynı anda çizip atmayandır.
Yukarıda
anlamları birbirine yakın Esmayı Hüsnâ’dan Rahman, Rahim, Gafûr, Afüvv, Tevvab,
Halim, Adil, Müntekim ve Sabûr isimlerine yer verdim. Tüm isimlerini içine alan
özel ismi Allah varken Allah, niçin diğer isimlere ayet sonlarında yer
vermektedir? Öyle zannediyorum Allah, isimlerimin anlamlarına bakarak beni daha
iyi tanıyın ve bu niteliklere sınırlı da olsa sizler de uyun, demek istiyor.
Peki, bir suç, bir yanlış veya bir hata karşısında merhametin ve affetmenin
neresindeyiz biz? Onları kazanmak için onlara bir şans daha veriyor muyuz? Bu
konuda sicilimizin pek iyi olduğu söylenemez. Zamanına göre, suçu işleyen
kimseye göre tavır alıyoruz: Çizip atıyoruz, dışlıyoruz, kara listeye alıyoruz,
orantısız güç kullanıyoruz, işlenen suçta toptancı davranıyoruz, ölüme ya da
yokluğa mahkûm ediyoruz.
Suçlu,
yaptığından dolayı suçunu itiraf edip nedamet getirse ve yaptıklarıyla göz
doldurup ağzıyla kuş tutsa dahi nazarımızda sıfır oluyor. Çünkü samimi değil
diye niyet okuyor ve güvenmiyoruz. Tüm bunları yaparken cuma hutbelerinde
imamların -şimdilerde dinleyemesek de- “Günahından tövbe eden hiç günah
işlememiş gibidir” hadisini kulak ardı ediyor ve “Seni Allah affetse bile biz
affetmeyeceğiz” davranış içerisine giriyoruz. Hâlbuki “Affetmek büyüklüktür.”
Sonuç olarak
bu ayetle Allah “Ben suç işleyenleri aynı anda yok etmiyorum. Onlara, bir vakte
kadar mühlet veya tövbe etmeleri için fırsat veriyorum. Siz de hatasından dolayı
pişmanlık duyan kimseleri kazanmak için onlara bu şansı verebilirsiniz” demek
istiyor. Bu ayete mühlet ayeti dense yanlış olmaz. Neyi murat ettiğini en iyi Allah bilir.
*18/05/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
*18/05/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder