Birkaç
gündür akşam altı sularında bir başıma Evliya Çelebi Parkına gelir, iftara
kadar oyalanırım burada. Kameriyelerde az sayıda oturup iftarı bekleyenler var.
Bir kısmının da oruç diye bir derdi yok. Koymuşlar masalarının üzerine
nevalelerini. Atıştırıyorlar habire. Kimi de sigarasını tüttürüyor. Belli ki
efkarlılar. Çoğunluk ise parkın
etrafındaki yürüyüş parkurunda yürüyüş yapıyor. Ben de oturup etrafı
seyredenlerdenim.
Kimler
yürüyor diye yürüyüş yapanlara bakıyorum. İçlerinde az sayıda kilo ve göbek
sorunu olmamasına rağmen yürüyenler var. Bunlar mevcut vücut yapısını korumayı hedefleyenler
ve sağlık yönünden yürümenin faydasına inananlar olmalı. Çoğunluk ise kilo
sorunu ve göbekli olan kişiler. Hepsinin yürüyüşü de farklı. Kimi koşar adım
yürüyor, kimi gerçekten koşuyor, kimi normal adım yürüyor, kimi yanındakiyle
birlikte yürürken sohbet ediyor: Memleketi kurtaranı var, cehenneme girip biraz
yandıktan sonra cennete gidip gitmeyeceğini tartışanı var. Kimi de cep telefonuyla
konuşmasını yapıyor. Karşı tarafa “Kapatma telefonu, beni sonuna kadar
dinleyeceksin” diyor kızarak…
Dönen
bir daha dönüyor. Sayamadım kaç defa tur attıklarını. Hele bir kadın o kadar
yürüdü ki neredeyse düştü düşecek sandım. Ne koşuyor ne de yürüyor: Koşar adım.
Onun ve diğer yürüyenlerin tek derdi var: Müzmin göbekten kurtulmak. Göbekli
sayımız sadece bu yürüyenlerden ibaret değil elbet. Bu milletin çoğunun, özellikle
erkeklerin göbek ve kilo sorunu var zaten. Eve kapandığımız bugünlerde göbek
sorunu biraz daha arttı, o kadar. Bazılarının yediği, içtiği tüm vücuduna eşit
bir şekilde yayıldığı için anormal bir göbek ortaya çıkmıyor. Ama kilo
sorunları var, belli. Bazılarınınki ise şeffaf bir şekilde tamamen göbekte
toplanıyor. Yediği, içtiği göbekte toplananlara göbekleri “Arkadaş, ne yersen
ne içersen benden tüm vücuda eşit bir şekilde yaymamı ve gizlememi bekleme. Seni
cümle aleme gösteririm” diyor. Tüm vücuduna eşit bir şekilde yayılanlar ise
gizli şeker taşıyıcıları gibi.
Göbeği
indirmek için tek başına yürüyüş yeterli mi? Faydası olsa da tam yeterli
olacağını sanmıyorum. Bununla beraber yemeye ve içmeye de dikkat etmemiz lazım.
Bu, kolay mı? Değil elbet. Çünkü az ye, demesi kolay da az yemek kolay değil.
Bulduk mu, Allah ne verdiyse tıka basa yeme alışkanlığımız var. Ne bulduysak sünnetleriz evelalah. Yeter ki
sevdiğimiz bir yemek olsun. En iyi uyguladığımız sünnet de bu zaten.
Gelip
geçenleri ben böyle seyrediyor ve size gördüklerimi anlatıyorum. Ama ben de
gördüklerimden farklı değilim. Benimki tamamen göbeğe verenlerden üstelik.
Birileri göbeği eritmek için cansiperane mücadele ederken ben de oturup onları
seyrediyorum. Sanki birileri gelip bu göbeği indirecek veya bu göbek insafa
gelip kendiliğinden inecek. Daha çok beklerim.
Göbekten
başkası rahatsız olduğu gibi ben de rahatsızım. Ama göbeğin çıkmasının bir iyi
yönü var. Göbek ortaya çıktı çıkalı “Dost başa, düşman ayağa bakar” misali,
kimse ne başıma bakıyor ne de ayağıma. Vücudumu direk ortalıyor. Karşılaştığım kişilerle
konu sıkıntısı da çekmiyoruz. Konu, göbek. Dönüp dönüp bu göbeği nasıl
eriteceğimi anlatıp duruyor bana. Ben de çaresiz bir şekilde yutkunarak
dinliyorum. Bu arada beni bu kadar düşündüklerini sanmıyordum. Sağ olsunlar…
***21/05/2020 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder