7 Mayıs 2020 Perşembe

Bu Göbeği Erit de Göreyim! *

Salgın dolayısıyla;
Yasaklarla tanıştık. Daha önce yaptığımız birçok davranışımızı yapamaz olduk.
Temizliği öğrendik hem de paranoyak seviyesinde. Yıkadığımız yeri bir daha yıkıyoruz. Olur olmaz her şeye dokunamaz olduk.
Camiyi, cemaati, cumayı unuttuk.
Kimseye ziyarete gitmiyoruz, kimseyi evimize kabul etmiyoruz.
Tokalaşmıyoruz, sarılmıyoruz. 
Sosyal mesafeyi öğrendik. Eskisi gibi insanlarla laubali değiliz. Tanışmak için bir nerelisin bile diyemiyoruz.
Maske takar olduk. Sokak ve caddeye çıkınca, alışveriş için bir işyerine girince, biriyle karşılaşınca, kalabalık bir ortama girince hemen maskemizi geçiriyoruz yüzümüze. Gördüğüm kadarıyla maskesi olmayan yok. (Sosyal medyada maskem yok, maskem gelmedi diyenlerin gerçekten maskeleri yok mu?)
Her akşam anlatıla anlatıla hepimiz koronavirüs üstadı olduk. Bir yere dokunduğumuzda, alışveriş yaptığımızda, dışarıya çıkıp girdiğimizde ne yapacağımızı çok iyi biliyoruz: Lavaboya marş marş!
Ölümü burnumuzdan soluduğumuzdan hayat pahalılığına ve paramızın her gün değer kaybetmesine aldırmıyoruz bile. Sağ kalırsak bir ara düşüneceğiz.
Evlere kapandık, sıkılsak da çıkmıyoruz.(Kurallara uyanlar için)

Hasılı virüs kapmamak, postu deldirmemek ve normal hayata bir an evvel adım atmak için her şeyi yapıyoruz. Bunların hepsine eyvallah! Herkes için söylemiyorum ama iki aydır evden dışarı çıkmayanları bekleyen büyük bir tehlike var. Daha doğrusu ortaya çıkan bir durum var: Kurallara uyup evden çıkmadılar ama göbekleri kural dinlemedi, dışarıya çıktı. Çıkan bu göbek nasıl geri çekilecek, vücut nasıl eski halini alacak? Bunun için epey bir efor sarf etmeleri gerekecek. Göbeği eritmek için bazıları günlük yürüyüş programını devreye sokacak. Bazıları soluğu diyetisyende alacak, sıkı bir rejim uygulayacak. Kimi de ekmeği bırakacak. 

Göbeğini sorun görenler, bu dertten nasıl kurtulacağım diye kara kara düşünürken bazıları da "Göbeğin çok kötü olmuş" diyecek. İşin yoksa bu tiplere cevap ver dur. Çünkü her karşılaşmada değişmez konu senin göbek olacak. Onlara ne cevap verirsen ver, sana söyleyecekleri "Az ye...yemeği azalt...ekmeği bırak...spor yap..." olacak. Çevren, seni ücretsiz muayene eden ve sana tedavi öneren diyetisyenden geçilmeyecek. Sanki akıl danışan var onlara. 

Hasılı aldık başımıza belayı. Obezdik zaten, iyice obez olduk.  Geldi mi, kolay kolay gitmez vücuttan. Çünkü tıpkı virüs gibidir obezlik. Bugünden yarına bu işin üstesinden gelin de göreyim...

*09/05/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

6 Mayıs 2020 Çarşamba

Bir Din Bilgini Profili ***

Nice akademisyenler bilirim, çoğu sahasında yeterli değil. Yeterli ise de satıcılığı yoktur. Satıcılığı varsa da kibrinden yanına varılmaz. Tüm bilgileri, kendilerinden bir şey koymaktan ziyade öncekilerin bilgilerini nakletmekten ibarettir. Nice makam sahipleri bilirim, gücünü koltuğundan alır. Koltuğa otururken dağları ben yarattım gibi oturur. Koltuk altından gidince esemesi okunmaz, yok olur gider. 

Bahsettiğim akademisyen ve koltuk tipleri bir şey üretmez. Övmeyi ve övülmeyi pek severler. Ömürlerini kendilerini koltuğa getirenleri övmek ve savunmakla geçirirler. Övüp savunacak ki koltuğu yoksa kendisine koltuk verilsin. Koltuğu varsa koltuğu sallanmasın ya da daha üst makamlara göz kırpsın ve daima mukarrabünden olmaya devam etsinler.

Akademisyen olmuş ve bir koltuğa layık görülmüş niceleri de vardır ki altlarında koltuk olsa da koltuk altlarından çekilse de kalitelerini daima konuştururlar. Varlıkları, söz sahibi olmaları ve adlarından söz edilmesi koltuğa bağlı değildir. Çünkü kendilerini yetiştirmiş ve kişilikleri oturmuş kişilerdir bunlar. Nerede olurlarsa olsunlar, saygınlıkları devam eder ve sözleri dinlenir. Sayıları az olsa da var böyleleri. Mehmet Görmez bu tip akademisyen ve koltuk sahiplerinden biridir.

Sayın Görmez Diyanet İşleri Başkanı olarak atandığında, oturduğu koltuğun hakkını tam verenlerden oldu. Koltuğundan güç almadı, koltuğuna güç verdi. At sahibine göre kişner misali teşkilatta ağırlığını hissettirdi. Döneminde Diyanete güven geldi, hutbelere kalite getirdi. Konuşması can kulağıyla dinlendi. Nabza göre şerbet vermedi. Doğru İslam'ı, güzel bir üslupla anlattı. Laik, anti laik, aklıselim herkesin gönlünü kazandı. Görev süresi devam ediyorken itibar kazandırdığı ve yakıştığı koltuğa yapışıp kalmadı, kendi isteğiyle ayrıldı.

Koltuğu bıraktıktan sonra köşesine çekilmedi. Kaldığı ve durduğu yerden mesaj vermeye devam ediyor hala. Yeter ki bir meseleyi dert edinsin. Mesajını kah video vasıtasıyla iletiyor kah televizyon kanalına çıkarak veriyor. Konuşurken boş konuşmuyor, dolu dolu konuşuyor. Konuştuğu kelime ve cümleleri seçerek ve tartarak ne konuştuğunu bilerek konuşuyor. Yerinde tespitlerini usturuplu sözlerle ifade ediyor.

Kendisini ne zaman dinleme imkanı bulsam konuşmalarında rol yok, samimiyet var. Kibirden eser yok. Bir bilim adamına yaraşır şekilde vakar ve tevazu var. Mesajını normal ses tonunda veriyor, bağırmıyor. Türkiye'ye ve Müslümanlara yol gösteriyor. Bir konuda nasıl bir duruş sergilememiz, ne yapmamız ve ne şekil bir tavır almamız gerektiğini kırmadan dökmeden, kişiselleştirmeden ve kimseyi suçlamadan beliğ bir şekilde ifade ediyor. Her konuşması yüreklere dokunuyor. Bu yüzdendir ki her kesim kendisini can kulağıyla dinliyor, tepki göstermiyor ve kendisine saygıda kusur etmiyor.

Kendisi, bir olayı açıklarken ya da bir problemi çözmeye çalışırken meseleyi kişiselleştirmiyor ve kendinden söz edilmesini istemiyorsa da ben bu yazımda kendisini konu edindim. Çünkü âlimdir nazarımda, bir bilim adamıdır, bir din bilginidir. Türkiye'nin bir değeridir. Nezaket erbabı beyefendi bir kişiliktir. Duruşuyla, görüntüsüyle, kendiliğinden aldığı inisiyatifleriyle mesaj yüklü biridir. Herkese saygı gösterdiği kadar herkesten saygı gören bir kişiliktir. Allah kendisinden razı olsun, sayılarını çoğaltsın.

***09/05/2020 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

5 Mayıs 2020 Salı

Tünelin Ucu Göründü Gibi! ***

Kabine toplantısının ardından Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın basın toplantısında açıkladığına göre;
-65 yaş üstü gruba 10 Mayıs Pazar günü, 0-14 yaş grubuna 13 Mayıs Çarşamba günü, 15-20 yaş grubuna 15 Mayıs Cuma günü 11.00-1500 arası dışarı çıkabilme imkanının verilmesi,
-Antalya Aydın Erzurum Hatay Malatya Mersin ve Muğla için seyahat kısıtlamasının kaldırılması,
-Askerlik terhis(31 Mayıs) ve celp(5 Haziran) işlemlerinin başlatılacak olması,
-AVM’lerin, berber, kuaför ve güzellik salonlarının 11 Mayıstan itibaren açılacak olması,
-25-26 Temmuza ertelenen YKS’nin 27-28 Haziranına çekilmesi, LGS’nin 20 Haziranda yapılacak olması,
-Adliyelerde ara verilen duruşmaların 15 Haziranda sona ermesi…söz konusu olacak.

Erdoğan’ın açıkladığı bu planlamalar Türkiye için tünelin ucundaki ışığın göründüğü anlamına geliyor. Fakat bu ışık 15 Mart öncesi yaşadığımız normal hayata dönüş anlamına gelmiyor. Kısmi bir rahatlama söz konusu. Yine sosyal mesafeye riayet edeceğiz, yine maske takmaya devam edeceğiz. Hepimiz eski mesafe ve yaşantıyı unutacağız artık.

Açıklanan bu kısmi rahatlamanın ve daha ileri aşamasının olabilmesi için devletin açıkladığı kurallara riayet hepimizin birinci önceliği olması gerekiyor. Hafif bir rehavet koronavirüsle mücadelede gelinen noktayı sekteye uğratır ve ikinci dalgayı beraberinde getirebilir. Bu da onulmaz yaralar açar. Bu kısmi rahatlamayı bile rüyamızda görebiliriz.

Sayın Erdoğan’ın normal hayata adım anlamına gelen bu açıklamalarını akşam ekranlardan izlerken aynı günün gündüzünde, mahalle aralarında gördüğüm iki olaya burada işaret etmek istiyorum. Sokağa çıkma yasağının sona erdiği ilk iş günü bir imza için okula giderken 10-15 kadar ortaokul öğrencisi önüme geldi. Aralarında ne sosyal mesafeye riayet var ne de maske takanı. Güpegündüz yan yana ve önlü arkalı dolaşıyorlar. Güya 20 yaş altı bu çocukların dışarıya çıkmaları yasak. Yasaklara uymayan bu çocuklara kızmadım, ne de olsa onlar birer çocuk. Kızılacaksa ailelerine kızmak gerekiyor.

İmzamı attıktan sonra bir umum parka uğradım. Belediye kameriyeleri verniklemiş, oturulmasın diye de girişlerine şerit çekmiş. Zaten pek de oturan görmedim. Parkın etrafındaki parkurda az sayıda yürüyüş yapanları gördüm. Bu arada oturakların vernikli olmasına aldırmadan bir kızımızla, bir oğlumuzun kameriyede oturmalarına şahit oldum.  Sarmaş dolaş olmuşlar, aşk hayatı yaşıyorlar belli.  Güya bunlara da çıkış yasağı var! Çünkü yaşları 20’nin altında. Ne yasak dinlemişler ne de elbisemize vernik bulaşır endişesi duymuşlar. Benimki de laf! Gönül ferman dinler mi?

Gördüğüm kadarıyla virüs tehlikesine karşı uygulanmakta olan yasaklara uyma konusunda, ana arterler ve çarşı merkezlerinde gösterilen hassasiyete mahalle aralarında pek riayet edilmiyor.  Devlet her mahalle arasında yasağı takip edecek polis bulundurmayacağına göre burada ailelere büyük görevler düşüyor.

***07/05/2020 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.