2 Mayıs 2020 Cumartesi

Canlı Ders Kesmekeşi *

Salgın dolayısıyla devletin aldığı ilk tedbirlerden bir tanesi, okullarda yüz yüze eğitime ara vermesiydi. 16 Marttan beri okullar kapalı. Salgın etkisini kaybederse 1 Haziranda okulların açılması hedefleniyor.

Yüz yüze eğitim olmayınca MEB, paçaları sıvadı, uzaktan eğitim seçeneğini devreye soktu. Bunun için ilkokul, ortaokul ve lise olmak üzere EBA TV adı altında üç kanal tahsis etti. İnternet üzerinden ders dinlemek isteyenler için de cep telefonlarına 8 GB ücretsiz İnternet tanımlandı. Belirlenen öğretmenlerin anlattığı dersleri, belli saatlerde öğrenciler ister TV kanalından, ister İnternet aracılığıyla EBA’dan takip edebiliyorlar. Dersini saatinde dinleyemeyen öğrenciler için de derslerin tekrarları dahi düşünülmüş.  Gördüğüm kadarıyla sistem güzel ve başarılı bir şekilde işliyor.

MEB, tercih ettiği öğretmenlere, ulusal çapta EBA TV’den verdirdiği uzaktan eğitim dersini yeterli görmemiş olmalı ki geçen haftadan itibaren okulları da canlı ders yoluyla sürece dahil etti. Emir demiri keser misali okullar, öğretmenlerine EBA üzerinden canlı ders ve işlenecek konu planlaması yaptı. Sorun da bundan sonra başladı. Tanımlanan ders saatinde girdiği sınıflara ders işlemeye kalkan öğretmenlerin çoğu, dersini işleyemedi. Daha doğrusu sayfasını açamadı. Çünkü karşılarına şu şekilde sistem hataları çıktı:  Error Type: LastErrorType_Auth, Error code: 10429, Error Description: The Error Code: 10429 is not defined…auth sdk failed…init sdk failed…sdk init failed-14 gibi. Bir daha bir daha olmak üzere bir saatlik süre içerisinde yeniden girmeye çalışılsa da sistem ders işlemeye geçit vermedi. Sayfasına girip dersini işleyen öğretmen sayısı bir elin parmaklarını maalesef geçemedi. Girenlerin çoğu da cep telefonu marifetiyle gecikmeli de olsa dersini işleyebildi.

Okulların whatsapp grupları “Dersimi işleyemedim…giremedim” serzenişleriyle doldu taştı. Okullar, dersine giremeyen öğretmenlerden verilen dersi işleyememe nedenini bir word ortamında kayda geçirmesini, altına da sistemin verdiği hata fotoğraflarını eklemesini istedi. Nasıl girileceğine dair açıklamalar da yine whatsapp aracılığıyla yağmur gibi yağmaya devam etti: “Canlı ders uygulaması indirilerek bilgisayara kurulmalı, programı indirmeden önce bilgisayarlarda kurulu olan anti virüs programları ve güvenlik duvarı etkisiz hale getirilmeli, canlı derse başlarken birden fazla tıklanmamalı, bilgisayarınızda Windows 7 yüklü ise sorun çıkabilir…” gibi.

Bakanlığın, ulusal düzeyde yapılan uzaktan eğitim derslerine ilave olarak okullar vasıtasıyla ders öğretmenlerini de sürece dahil etmesi yerinde bir uygulama. Çünkü ders öğretmenlerinin kendi öğrencilerine anlattığı ders, uzaktan eğitime göre daha da verimli olabilir. Burada sorun yok. Canlı derse başlarken ortaya çıkan teknik hatalardan ya EBA alt yapısının yeterli olmadığı ya da öğretmenlerin kullandığı bilgisayarların, EBA vasıtasıyla canlı ders işlemeye uyumlu olmadığı anlaşılmaktadır. Bu sorun kısa zamanda giderilir ve öğretmenler uzaktan da olsa öğrencileriyle ders işlerlerse uzaktan eğitim konusunda öğretmenler, büyük bir tecrübe kazanmış olacaklar. Allah muhafaza bundan sonra yeni bir salgın durumunda uzaktan eğitim seçeneği B plan olarak hemen devreye sokulur ve bir aksama meydana gelmeden dersler işlenir. Zaten geçileceği dillendirilen “dijital dünya modeli” dünyaya uzaktan eğitimi dayatacak gibi.

*04/05/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

1 Mayıs 2020 Cuma

Okullar Bir Başka Bahara *

Salgın nedeniyle okullar, 16 Martta itibaren önce iki hafta, ardından nisan sonuna, şimdi de mayıs sonuna kadar tatil edildi. Milli Eğitim Bakanının yaptığı açıklamaya göre salgın etkisini kaybederse 1 Haziranda okulların açılması planlanmakta. O zamana kadar halen yapılmakta olan uzaktan eğitime devam edilecek.

1 Haziranda okullar iki haftalığına açılır mı, açılırsa da bir anlam ifade eder mi ya da yaz dönemi yapılacak bir telafi eğitimle, eğitim ve öğretim yapılmayan üç ayın telafisi giderilir mi? Tüm bunları zaman gösterecek. Bana sorarsanız bu aşamadan sonra açılacak okul veya yapılacak ders veya telafi eğitimi, dostlar alışverişte görsün, biz yaptık oldu türünden olur, bir faydaya haiz olmaz. Niçin derseniz? Nedeni de yapılan açıklamalarda gizlidir. Sayın Bakan, LGS sınavına girecek öğrencilerin birinci dönemin konularından sorumlu olacağını açıkladı. Benzer bir açıklamayı da YÖK Başkanı, YKS’ye girecek öğrencilerin de birinci dönem konularından sorumlu olacağını söyledi. Aynı şekilde yapılan ve yapılmakta olan uzaktan eğitimin de bu sürece bir katkısı olamaz. Çünkü uzaktan eğitimde işlenen konulardan da sınavlarda soru çıkmayacağı açıklandı. Bu açıklamalar, eğitim ve öğretimin bu dönem için bittiği anlamına gelir. Çünkü bizde eğitim ve öğretim ya da bilgi öğrenme; süreç odaklı değil, sonuç odaklıdır. Öğrendiğimiz bilgilerden biz, yapılacak merkezi veya ara sınıf sınavlarında sorumlu olmalıyız ki gördüğümüz veya göreceğimiz dersin veya konunun bizim için bir anlamı olsun. Bunun sağlamasını, sınavların yapılıp notların sisteme girildiği, okulların son haftalarına bakarak yapabiliriz. Karneye geçecek notlar kesinleştikten sonra bizim için okul, eğitim ve öğretim bitmiş demektir. Bu aşamadan sonra öğrenci, okula kolay kolay gelmez, gelse de ders işletmez. “Yine mi ders? Zaten notlar verildi” der. Öğretmen ders işlemeye kalksa da öylesine ders işlenmiş olur. Kolay kolay dinleyeni olmaz. Sadece dinler gibi yapılır. Yani prosedür yerine getirilmiş olur.

Eğitim ve öğretimin sekteye uğramasıyla ortaya çıkan sorun bu kadardan ibaret değil. Okulların tatil olmasıyla birlikte vatandaşı bekleyen başka sorunlar da oluştu. Çocuğu özel okula giden veya takviye amaçlı kurs/etüt merkezlerine giden veliler, okullara veya kurs/etüt merkezlerine taksit yatırmaya devam edecekler mi yoksa ödemeyi kesecekler mi? Bakanın yaptığı açıklamaya göre özel eğitim kurumları, yapılamayan dersleri telafi edecek bir planlama yapar ve bunu yerine getirirlerse ücretler ödenecek yoksa ücret ödenmeyecek. Telafi eğitimden verim alınamayacağını yukarıda izah etmeye çalıştım. Hasılı veli, taksitini yatırmaya devam etse de karşılığında çocuğu doğru dürüst hizmet almamış olacak. Hizmet alınmadığı için ödeme yapılmadığı takdirde özel eğitim kurumları, personelinin maaşını vermekte zorlanacaklar ya da veremeyecekler. Yani çözümü zor bir durumla karşı karşıyayız. Bunun, mutlaka bir orta yolu bulunacağını ümit ediyorum. En azından yemek ve servis ücretlerinin alınmaması, eğitim ve öğretim ücretlerinde de indirime gidilmesi gibi seçenekler şimdilik dillendiriliyor ve böyle de olması gerekir.

*02/05/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

30 Nisan 2020 Perşembe

Evde Kalıp Gitmese Bari!

Üç ay sonra -yapılırsa- üniversite sınavına girecek, dört ay sonra da 19'una basacak tekne kazıntısı bir oğlan var evde. 12 Marttan beri eve bir attı kendini. İçeriden dışarıya çıkarabilene aşk olsun. 

1.5 aydır dışarıyı unuttu, dört duvar arasında yaşıyor. İçinden gelirse ders çalışacak, gelmiyorsa oturup kalkacak, yatıp uyuyacak. Başkası gibi evde kalmaktan sıkılmıyor da. Eve ekmek lazım mı, alışveriş yapılacak mı derdi de yok. Varsa da nasılsa babası alıp gelecek. Zira oğlana göre bu görev, dışarı çıkmasında bir engeli olmayan babasına ait. Zira kendisi yasaklı. 

Yavrum! Ekmek almaya gittiğimde çok sayıda çocuk ve gençleri görüyorum, burası çarşı değil, mahalle arası. Hem senin için de bir değişiklik olur, gözün gönlün açılır, haydi bir ekmek al gel dediğimde "Olmaz baba! Biliyorsun bana yasak var. Başkası uymasa da ben devletin koyduğu kural ve yasaklara uyan biriyim" cevabı alıyorum. Ben de "Oğlum, öyle zannediyorum, kurallara uyan tek vatandaş ve tek aile biziz galiba" diyorum. Baktım olmayacak. Tıpış tıpış ekmek almaya gidiyorum. O da lutfedip sofraya oturuyor. Kızamıyorum. Çünkü onu bu anlayışa sevk eden de devletin ta kendisi. Yani arkası sağlam. Anlayacağınız oyun içinde oyun var: Babası getirecek, o ekmek elden su gölden deyip yiyecek. 

Eskiden okul dönüşü ekmek lazım mı diye bazen telefon açar, lazım dersek alır gelirdi. Bazen de evde vardır deyip eve kendini atardı. İş başa düşüp ekmek almaya yine ben giderdim, kısmen de o. Bazen de telefon açmadan nasılsa evde ekmek yoktur deyip üzerine vazife bilir, ekmek alır, aldığı ekmek benim aldığım ekmeğin üzerine katmerli olurdu. Son sınıf olduktan sonra kurstan geç geldiği için ekmek de almaz olmuştu. Hele bu ortam oluşunca ekmek diye bir derdi hiç kalmadı. Endişem, bu olağanüstü durum kalkınca "Oğlum, koş bir ekmek al gel" desem, "O da ne" diyecek olmasıdır.

Neyse tek derdim, ekmeğin alınacak olması olsun. Devlet bana bu görevi vermişse, daha maskem gelmedi demem, boynumun borcu bilir, çocuğum için -dökülen- saçlarımı süpürge eder, homurdana homurdana ekmek almaya giderim. Beni endişelendiren başka vahim bir durumun ortaya çıkma ihtimali.

Şimdi bu çocuk...Bakmayın siz benim çocuk dediğime. Kazık kadar maşallah! O, bu halinden memnun olsa da evde kala kala evden kalıp gitmesinden endişe ediyorum. Yarın evlilik zamanı evlendirmeye kalksam, gelin adayını benim bulmam gerekecek. Çünkü dışarıyı unuttu. Gidin siz bakın, bulun birini diyecek. O kadar da olmaz demeyin. Devletle bir olup "Alavere dalavere, Kürt Memet nöbete" misali, babasına ekmek aldıran bir zihniyet bunu da der. O vakit ben kime gider, kime ne söylerim? Bu asırda görücü usulle kim kızını verir? Müstakbel eş adayı ve ailesi, sizin oğlunuz da mı var? Allah Allah! Biz hiç görmedik de diyebilir.  Olmaz olmaz. O kadar da olumsuz düşünme, diyebilirsiniz. Ben başıma geleceği bilirim. Zira evde dura dura evde kalıp giden babamın bir amcası varmış. Ona çekebilir diye endişeleniyorum.

Babamın amcası (Tevfik Amca), Mısır'da eğitimini almış, hafızlığı sağlam, mikrofonun olmadığı zamanlarda okuduğu ezanları komşu köylere duyurmasıyla nam salmış biridir. Evlilik zamanı gelince dedemler, görücü usul ile birine nişan koyarlar. Bizim amca hiç evden çıkmadığı için nişanlısı,nasıl biridir diye merak eder, onu görmek ister ve amcamın oturduğu evin penceresinden evin içine bakar. Nişanlısının kendisine baktığını gören amcam -anlatıldığına göre- "Bu bana baktı" deyip evlenmekten vazgeçer ve hayatının sonuna kadar evlenmez ve evde kalır gider. Güneysınır ve civarının yakinen tanıdığı ve ardından hayırla yadettiği, tanışma imkanı bulamadığım Tevfik Amcamı bu vesileyle anmış oldum. Ona Allah'tan rahmet diliyorum.

Şimdi benim oğlan evde kala kala maazallah evde kalıp gitse burada suçlu kim olur? Devlete, suç senin desem devlet denen tüzel kişilik, burnundan kıl aldırıp suçu üzerine almaz. Sanırım endişemi anlatabildim.