30 Ekim 2019 Çarşamba

Farklı Fikirleri Kimler Dinlemez? *


Zaman zaman birileri hakkında şunu dinlemeyin; sapıktır, bunu dinlemeyin; itikadı bozuktur...
Falandan uzak durun; tehlikelidir.
Şu var ya şu...Kur'an'cıdır; sünnet ve hadisleri inkar ediyor. 
Falan mı? Kafanı bulandırır, bunun bir konuşmasını dinledim; Allah'ım! Aklıma mukayyet ol, beni affet, dedim. Bir daha mı? Tövbe tövbe! Beni dinden çıkartacaktı…ben kıymetli vaktimi onun gibi birini dinleyerek geçiremem.
Falan, sahabeye hakaret ediyor. 
Böylelerini konuşturmamak lazım.
Bunların kitapları okunmaz.
Sen bunun kitabını nasıl okur, konferansına nasıl gidersin? Halbuki o, şöyle biridir. Falan konuda şöyle bir düşünceye sahiptir.
Bunlar müsteşriklerin içimizdeki yerli işbirlikçileridir gibi sözler duyarsınız. Sizi uyarır dururlar.

Kur'an'da müminlerle ilgili Allah "O kimseler ki tüm sözleri dinlerler ve sözlerin en güzeline uyarlar" buyurmasına rağmen bu ayete karşı gelircesine bu tür uyarılar nedendir? Yapılanlar inanç ve fikir hürriyetine ve İslam'ın hoşgörü anlayışına sığar mı? Allah sapıtma ve inkar etme konusunda şeytana bile özgürlük verirken Müslümanlar aynı kıbleye baş koymuş Müslüman kardeşlerine niçin aynı hoşgörüyü göstermezler? Yanlış buldukları ve katılmadıkları bir görüşünden dolayı o kimseye niçin iki satırlık bir reddiye yazma yoluna gitmezler?

Bu tür uyarı yapanların hepsi yeknesak değil. Ne niyetle böyle yaptıklarını sorgulamaya çalışacağım. Uyarıların aşağıdaki sebep ya da sebepler dolayısıyla olabileceğini düşünüyorum.
1.Farklı fikre tahammülü yoktur.
2.Yeni bir fikre açık değildir.
3.Ön yargılıdır.
4.Kişiyi yeterince tanımıyor, kulaktan dolma bilgilere sahiptir. Bu kadarını yeterli görüyor.
5.Kendi fikrine güvenmiyor, fikrinin değişeceğinden endişe duymaktadır.
6.Halihazırda savunduğu fikirden ekmek yiyordur. Ekmeğinin elinden uçup gideceği endişesini taşımaktadır.
7.Aklını kullanmıyor, yeni ve farklı fikirleri sorgulamaktan kaçınıyor ya da kendi fikri konusunda yeterli donanıma sahip değildir.
8.Farklı fikre karşı çıkarak birilerine yaranmaya çalışıyor.
9.Kafasını doldurduğu bidat ve hurafeleri en doğru kabul etmektedir.
10.Geleneklere aşırı bağlıdır. İyi bir taklitçidir.
11.Ya çok samimi ya da samimi görünmeyi seçmektedir.
12.Eleştiri kültürü gelişmemiştir...

* 30/09/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.


29 Ekim 2019 Salı

Cumhuriyet Üzerine Bir Değerlendirme ***

Cumhuriyetin ilan edilişinin 96.yılını öğrenci, öğretmen ve çocuğu etkinliklerde görev alan az sayıda veli ile birlikte kutladık. Bazı yerlerde halkın katılımı olsa da çoğu yerde halk yok bu kutlamalarda. Protokol dışında devlet memuru da yok. Hasılı "Milletin, egemenliğini kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı devlet biçimi" olan cumhuriyet kutlamalarına halkın katılımı, neredeyse yok gibi. Halkımızın çoğunluğu tarafından tatil olarak değerlendirilen bugünün kutlaması, her zamanki gibi öğretmen ve öğrencilerin üzerinde dense abartmış olmayız.

Halkın cumhuriyet ile bir sorunu var mı? Sanmıyorum. Cumhuriyet ve değerlerine soğuk bakanların bile cumhuriyet ile bir sorunlarının olduğunu düşünmüyorum. Çünkü bir yönetim biçimi olan cumhuriyet, İslam dininin "Onların işleri istişare iledir" fermanı gereğince Müslümanlarca günümüzün en uygun yönetim şekli kabul edilmesi lazım. Zira halkın temsilcileri vasıtasıyla oluşan Meclis, bir nevi şura/istişare heyetidir.

Durum bu iken yani cumhuriyet İslam'a en uygun yönetim biçimi olduğu halde mütedeyyin insanlardan oluşan bir kesim, niçin cumhuriyete ve cumhuriyetin değerlerine karşı çıkar? Kimin, niçin karşı çıktığı veya soğuk baktığı, dilinin altında gizli olduğu için sebep ya da sebeplerini bilme imkanımız yoktur. Fakat psikologlar kendisine tedavi için gelenleri anlamak ve ona göre bir tedavi önermek için kişilerin çocukluğuna inmeye çalıştıkları gibi ben de bunun nedeninin geçmişte olduğunu düşünüyorum. Din ve cumhuriyet gibi değerler her birimizin ortak değeri olması gerekirken bu değerlere tavır alabiliyoruz çoğu zaman. En azından soğuk bakıyoruz. Niçin böyle derseniz? Bana göre suç, bu değerlerden ziyade bu değerleri uygulayan, anlatan kişilerde olduğunu düşünüyorum. Bu değerlerin arkasına sığınarak yapılan veya dayatılan bazı hususlar dolayısıyla kişilerin yaptığından nefret eden insanımız, ister istemez bu kişilerin savunduğu değerlere de mesafe koyuyor. Çünkü bu güzel değerlerin uygulayıcısı insandır. Dünyanın en kötü sistemi iyi insanlar elinde adalet dağıtabiliyor iken en iyi sistem de kötü uygulayıcılar elinde berbat bir sisteme dönüşebiliyor. 

Nasıl ki din adına yapılan veya dayatılan ya da manevi baskı uygulayan kişiler yüzünden bir kesim, dine ve dini yaşayışa soğuk bakıyorsa cumhuriyet adını kullanarak geçmişte yapılan birçok uygulama ve baskı, cumhuriyetin doğru anlaşılmasının önüne geçmiştir. Bugün cumhuriyet yönetimine karşı çıkanlar sanmayın ki padişahlık sistemine özlem duyuyorlar. Karşı çıkanların elinde imkan olsa onlar da yönetim biçimi olarak cumhuriyet yönetim biçimini tercih ederler.

Hasılı bugün kimsenin cumhuriyetle, laiklikle ilgili bir sorunu olmasa da halen bu ve benzeri değerlere soğuk bakış varsa nedenini geçmiş uygulamalarda aramak lazım. Kişilerin yaptığı, değerleri bağlamasa da kişi uygulamalarından hareketle değerlere mesafe koyma gibi değişmeyen bir huyumuz var. Geçmiş yapılanlar geçmişte kaldı. Kötü örneklerin izi belleklerimizden silinsin isteniyorsa kanun yapıcıların kanun yaparken halkın değerlerini ve hassasiyetlerini gözetmelerinde fayda vardır.

***31/10/2019 tarihinde  Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

İhtiyarlık Başa Belâ -2-

Ölüm sıra takip etmiyor, vakti gelen darı bekaya göçüp gidiyor. Zaman zaman eş ve dostun cenaze merasimine katılarak defnediyoruz. Gün geçmiyor ki minarelerden ölen biri için sala verilmemiş olsun.

Başkalarını defnederken ayakta olsam da ölüm vaktimin her geçen gün biraz daha yaklaştığını hissediyorum. Çünkü vücut yavaş yavaş "Pilin bitiyor" uyarısı veriyor. Çok hastaneye giden ve ilaç kullanan biri olmasam da eskisi gibi abdest tutamıyorum. Bir zamanlar sabah abdesti ile yatsıyı kılan ben, en iyi halimde iki, bilemedin üç vakit namaz kılabiliyorum. Eskiden wc'ye gitme benim elimde iken şimdi inisiyatif benden gitti. Geldi mi gücün atıyorum tuvalete kendimi. Sabırsız mı sabırsız. Tuvalet dolu, bu arada wc yok, şu namaz vaktini de bekleyeyim demiyor. Yeter ki gelsin. Az sabır desen ne laf anlıyor ne de söz. Hoplatıyor. Böyle giderse -hiç temenni etmiyorum ama- tuvalete varmadan altıma da kaçırırım. Böyle durumlarda çocuk olmayı ne kadar arzu ederdim. Utanmaca, sıkılmaca yok. Bulduğun bir köşeye tutturuverir, rahatlarsın. Gören de ayıplamaz, hatta gülüp geçer gider. Bu yaşta aynısını ben yapsam, gören en hafifiyle “Çüş be amca! Yaşından başından utan” der. Halbuki ihtiyarlık bir nevi çocukluktur. Ne varmış yaşımda, başımda? Çocuklara gösterilen bu hoşgörü ihtiyarlara da gösterilse ne olur? Sanki kıyamet mi kopar? Hoş, ayıp karşılanmasa da yapacak değiliz elbet. Ama yapmasak da alternatif olarak bir kenarda beklese fena olmaz. Ne olur ne olmaz değil mi ya! Bu arada bir başka alternatif daha aklıma geldi. Böylesi durumlarda yanımda lazımlık falan mı taşısam diyorum ya da Arapların giyindiği gibi entari giyinmek. Bu da nereden çıktı demeyin. Bu zıkkım özellikle üşüttüğüm zamanlarda hoplatmaya başlayınca güç-bela tuvalete kendimi atıyorum. Boş kabin bulabilirsem, şükür diyorum ama pantolonun düğmesini çözmek bir mesele oluyor bu durumlarda. Halbuki üzerimde entari olsa düğme, fermuar derdi yok. Çömelip oturuyorsun. Bu Arapları bu vesileyle daha iyi anlıyorum. Hem sıcaklarda yürüdükçe entari sallandıkça serinletir hem de wc ihtiyacı olduğunda protokol uygulamaya gerek yok.

Siz gülün bakalım. Ama size; gülme komşuna, gelir başına demek isterim. Çünkü bu işler parayla değil sırayla. Bugün bana yarın size. Motor fren tutmayıp hoplatmaya başlayınca anlayacaksınız beni o zaman. Hatta adam beni anlatmış diyeceksiniz. Ama o zaman iş işten geçmiş olacak. Ev dışında gittiğiniz bir yerde sağa sola bakarken gözünüz bu aralarda tuvalet nerede diye arayıp duracak. Çünkü hiç beklemediğiniz anda az sonra başınıza ekşiyecek. Demedi demeyin. Aynen vaki olacak. Nasıl ki ihtiyarlık gelecekse bu da gelecek.

Bu işin sonu nereye mi varır? İleri boyutlara varır ise -öyle zannediyorum- prostattan ameliyat olmaya kadar gider. Ameliyat başarılı mı olur yoksa başarısız mı şimdiden bir şey diyemiyorum. Yine iyi huylu mu, kötü huylu mu olur, onu da bilemem. Ama bildiğim bir şey var, prostattan ameliyat olunca hastanede elinde idrar torbası dolaşır durursun. Dolaşa dolaşa herhalde utanma duygusu da yok oluyor.

Nasıl beğendiniz mi ihtiyarlığı? Daha iliklerime kadar yaşamadım ama bu ihtiyarlığı, anlatmak ve yazıya geçirmek bile zor gördüğünüz gibi. Bir de yaşamasını düşünün bu işin. Hasılı, zor dostum zor. Bu ihtiyarlık başa bela dense yeridir.