1 Eylül 2019 Pazar

Konya Ölmesin! ***

Konya’nın trafik yoğunluğunu rahatlatmak ve şehir insanının toplu ulaşım araçlarıyla gideceği yere kısa zamanda, daha rahat gidebilmesini sağlamak amacıyla 2012 yılının Ekim ayında “Konya için niçin metro düşünülmez” anlamında “Bilgi Edinme” hakkımı kullanmıştım. Yazıma başbakanlıktan cevap beklerken 30/10/2012 tarihinde Konya Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Planlama Raylı Sistem Dairesi Başkanlığı’ndan “Şehrimizin ihtiyacı olan yeni raylı sistem hatları inşa etmek ve bu kapsamda modern tramvay vagonları alınması ile ilgili çalışmalar sürdürülmektedir. Bilgilerinizi rica ederim.” şeklinde bir cevap geldi.

Belediyemiz bu süreçte dediği gibi Alâeddin ile SÜ yerleşkesi arasında yeni raylı sistem hatları inşa etti ve vagonları da yeniledi.

Metro beklentim sönmeye yüz tutmuş, kendimi yeni raylı sisteme hazırlamış ve gelip gideceğim yerlerin ulaşım durumuna göre pozisyon almış iken Başbakan Ahmet Davutoğlu Konya’ya metro müjdesi vererek umutlarımı yeşertti. (24/04/2015)

Arkası gelmeyecek galiba derken Başbakan Binali Yıldırım, “Konya'ya yapılması planlanan metro hattı ihalesinin bu yıl yapılacağını” açıklayarak umutlarımızı yineledi. (03/03/2018)

Galiba bu iş yattı derken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “İnşallah Konya metrosunun yapımına başlıyoruz. Bu hattın ilk etabının ihalesini eylülde yapıyoruz” dedi. (01/09/2019) 

Metro yapılır mı yapılmaz mı bilmiyorum. Ama yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik gibi görünüyor. Çünkü birinci ağızdan ihalesi yapılacak denilerek müjde yenilendi. İnşallah Konyalının beklediği metro umudu bir başka bahara kalmaz. Ki kalmamalı. Çünkü Konya 2015 yılından beri metro projesinin hayata geçirilmesini bekliyor. Umarım devletin imkanları buna el verir. Şu hikayedeki gibi olmasını kimse temenni etmez:

Kral, dondurucu bir kış günü gecenin soğuğunda nöbet tutan bir muhafıza sorar: "Üşümüyor musun ?"
Muhafız: "Ben alışığım kralım" der. 
Kral: "Olsun sana sıcak tutacak elbise getirmelerini emredeceğim" der ve gider. Ancak bir süre sonra emri vermeyi unutur.
Ertesi gün duvarın yanında muhafızın soğuktan donmuş cesedini bulurlar. Muhafız duvara bir şeyler karalamıştır. Duvarda şunlar yazılıdır: "Kralım, soğuğa alışkındım, fakat senin sıcak elbise vaadin beni öldürdü."

Alıntısını yaptığım bu hikayeyi bilmeyenimiz yoktur. Hikayeden çıkaracağımız mesaj; yapmayacağımız/yapamayacağımız veya unutacağımız vaadi vermememiz gerektiğidir. Bunu sadece metro müjdesi/vaadi için söylemiyorum. Tüm müjde ve vaatler de böyledir. Çünkü her müjde bir umuttur, insanları beklentilere iter. Vaat yerine getirilmediği takdirde büyük hayal kırıklığı olur. Kişilerin vaat verene güveni kalmaz. Bu yüzden umutları ve güveni yok etmemek gerekiyor.

Hasılı Konya, nice yıldır metrosuzluğa alışkın. Ama üçtür verilen müjde/vaat boşa çıkarsa ölür…

***03/09/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

31 Ağustos 2019 Cumartesi

Doğal Gaz ile Isınmaya Devam *

Zamanında gel şu doğal gazı bağlatmayalım. Bugün hesaplı olduğuna bakma. Bu doğal gazın ne yapacağı belli olmaz. Çünkü dışarıdan geliyor. Üstelik ta Rusya'dan. Babam rahmetli "Ben bu Moskof'tan ben pek korkarım" derdi. Biz yine anam babam usulü odun, kömür, tezek ile ısınma yoluna gidelim, dedim.

Ama efendim, herkes bağlatıyormuş. Herkes bizim bildiğimizi bilmiyor mu? Demek ki var bir bildikleri. Sadece biz kaldık bağlatmayan. Üstelik çok da kolaylıkmış. Düğmeye bastın mı çalışıyormuş, perdeleri islendirmiyor, duvarlar bembeyaz kalıyormuş. Dışarıdan geldiğin zaman kova doldurma ve soba yakma derdin olmuyor. Hele mutfağa pek bir şey gelmiyormuş. Tüpten çok ucuz. Tam yemek pişerken tüp bitti derdi de yokmuş.

Ne kadar bağlatan bağlatsın, kimsenin bir bildiği falan yok. Kolaylık ve rahatlık olduğuna bakma. Her rahatlığın bir bedeli vardır. Benim bu yaştan sonra bedel ödemeye ve bir "Moskof"a para kazandırma niyetim yok. Varsın duvarlar kirlensin, ben silerim. Perdeler islensin; ben çıkarır, makineye atar, yıkar, takarım tekrar. Hiçbiri mesele değil. Mesele soba yakmaksa sobayı kurar, kovayı doldurur, yakarım. Biraz meşakkati olsa da en azından iliklerime kadar ısınırım. Üşüdükçe birkaç odun daha atarım, gürül gürül yanar. Üzerinde hem kestane pişiririz. Mutfağa bir şey gelmiyormuş. Sen yemek pişir de varsın gelsin. Tam pişirirken tüp biterse gerekirse yarı çiğ yeriz.

Böyle dedim, daha başka diller de döktüm. Her fani erkek gibi yorulduğumla kaldım. Sonunda senin dediğin gibi olsun. Madem sen huzur bulacaksın, benim huzurumun ne önemi var dedim. Gidip bir firma ile anlaştım. Bereket taksitle imiş. İşin içinde taksit varsa benim için sudan ucuz sayılır. Yüklü ödemeyi taksitlendirdim. Uzun bir beklemenin ardından evime doğal gaz bağlandı. Sahiden düğmeye basınca çalıştı. Ailecek bir sevinç bir sevinç! Sanki cenneti kazandık. 

Sevindik ama sorun bitmedi. Eskiye ait ne varsa kurtulmalıydık. Hem ev genişlemeli, hem bir fakiri sevindirmeliydik. Belki bir gün lazım olur demedik. Sobasından, borularına, alt sergisine varıncaya kadar sobaya ait ne varsa verdik bir tanıdığımıza.

Yıllar yılı ufak tefek gelen zamlarla birlikte yarı ısındım, ısınmadım. Hayat böyle devam etti. Soba yakmadık ama islenmeyecek dediğimiz perdeler yine süresi içinde yıkanmaya devam etti. Zaman zaman takmak da bana nasip oldu. Yıllık temizlik zamanı yine evlerin duvarlarını sildik. Sonunda anladım ki kaldırıp attığım sobanın dışında her şey eskisi gibiydi.

Birkaç yıldır yaşadığımız enflasyonlu hayatla birlikte her şeye gelen zam gibi zamdan doğal gaz da nasibini aldı. Ödedik naçar. Çünkü bu rahatlık için değerdi. Bereket birkaç yıldır eski kışlardan kış görmedik. Kışlar bizi teğet geçti. Değilse doğal gaza gelen zamlarla ısınmanın bedeli daha da ağır olacaktı. 

1 Eylülden geçerli, doğal gaza gelen ikinci yüklü zam ile birlikte bu doğal gazla ısınmanın suyu çıktı. En iyisi eskiye dönmek dedim. Ciddi ciddi düşünmeye başladım. Ama içinden çıkamadım. Eskiye nasıl dönecektim ki? Evde ne soba vardı ne de borusu. Verdiğim kişiden sobayı istesem, olmaz. Zira verilen geri alınmaz. Paraya kıyıp üzerinde kestane pişireceğim yeni bir soba alayım dedim. Orta yerde ne odun var ne de kömür. Sonra odun ve kömürün yanına mı varılır şimdi? Zira bunlar da dolara endekslidir. Acaba tezek bulabilir miyim? En azından tam ısınamasam da evin soğuğu kırılır. Ama tezeği kim yapar, kim satar, kim elini sürer bu devirde? Kimse böylesi b.ktan işe girmez şimdi.

Ben böyle içinden çıkılmaz bir şekilde düşünmeye devam ederken hafif kestirmeye koyuldum… Yeni taşındığım evde baca nerede diye bir göz attım. Problemin çözümsüzlüğü burada. Şimdi hapı yuttum. Zira havuz probleminden beter bir durum var karşımda. Çünkü evde baca namına bir şey yok. Evi yapan alternatif düşünme diye işi kökten çözmüş derken uyandım. Gözüm baca aradı hemen. Bereket baca varmış evde. Bu iyi haberdi benim için. Şimdilik kullanmasak da aklımın bir köşesinde bulunsun. Ne olur ne olmaz.

Hasılı sonu belli olan doğal gaz ile ısınmaya elim mahkum, devam şimdilik. Sonu nereye varır bilmem. Bildiğim tek şey gelen faturalar ocağıma incir dikecek. Bir de kış çetin geçerse işte o zaman görün siz beni. Umarım kış aylarında yüklü gelecek doğal gaz faturalarını doğal gaz dağıtım şirketleri, vatandaşa ödemede kolaylık olsun diye yılın diğer aylarına taksitlendirme yoluna giderler.

*02/09/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Bir Şeye Susamak *

Suyun kıymetini bilmek için susamak gerekiyor. İhtiyaç yok iken su içmek insana eziyetten başka bir şey değildir. Bu durumu diğer ihtiyaçlarımız için de söyleyebiliriz. Fikir ve yaşantı da böyledir. Mesela sosyal hayatta bir insan, içinde bulunduğu ortamda, ortamın kendisine sunduğu albenili hayatı tatmadan diğer hayatın kıymetini bilmez. Ne demek istediğimi birkaç örnek vererek açmak isterim.

Adaletiyle ünlü Hz Ömer'i ele alalım. Cahiliye döneminin başaktörlerinden birisidir. Çoğunluk gibi puta tapar. Mevcut toplumsal yapıya savaş açan Hz Muhammed'i öldürecek kadar da gözü kara biridir. Putperestliğin en önde gidenlerinden iken aynı zamanda yaşadığı hayatı sorgulamaya devam eder. Çünkü hem mantıksız buluyor hem de içindeki boşluğu doldurmuyor. Sonunda hepimizin bildiği gibi düşmanı bildiği dine giriyor ve yeni dinin en önde gelenlerinden oluyor. Halifeliğe kadar yükseliyor ve bu görevi de hakkıyla yerine getiriyor. Bugün bile onu ve dönemini hayırla yad ediyoruz.

Ünlü komutanlarımızdan Halit b. Velit hakeza. Cahiliye dönemini yaşamakta iken cesareti, akıl ve zekasıyla Müslümanlara Uhut Savaşında yenilgiyi tattıran bir komutan iken sorgulayıp Müslüman olduktan sonra da kalitesini konuşturmaya devam etmiş, girdiği hiçbir savaşı kaybetmemiştir.

İngiliz bestekar ve müzisyen iken aynı zamanda Hıristiyan hayatı yaşayan Yusuf İslam, içindeki boşluğu İslam'la dolduruyor.

Yeni kaybettiğimiz Şule Yüksel Şenler 25 yaşına kadar mini etek giyen, başı açık, makyaj yapan, tırnaklarına oje süren biri iken ailesinin karşı koymasına rağmen yaşadığı hayatı terk ederek tesettüre giren birisidir.

Size dört tane örnek verdim. İkisi putperestlikten, biri Hıristiyanlıktan Müslümanlığa geçiyor. Son verdiğim örnek ise Türkiye'de yaşayan birçok kişi gibi Müslüman, ama Müslümanlığın gereğini yerine getirmeyen biri. Bu dört şahsiyet, önceki yaşadıkları hayatta el üstünde tutulan önemli kişiler iken yaşadıkları hayatın hayat olmadığının farkına varan ve iyi bir sorgulama sonucu yaşantılarının zıddı bir hayatta karar kılıyorlar. Karar kıldıktan sonra inzivaya çekilmiyorlar. Bundan sonra tüm birikimlerini yeni hayatları için harcıyorlar. Burada çok güzel hizmetlere imza atıyorlar, insanlara faydalı oluyorlar.

Bu örneklerden nereye gelmek istiyorum? Daha önce deli dolu yaşayan, yaşadıkları hayatın her türlü pisliğini gören, görürken de bu hayatın ucundan, köşesinden veya tam göbeğinden tutan kişiler, içinde bulundukları hayatı tadarken aynı zamanda içlerinde hissettikleri boşluğu sorgulamış ve bu hayatı terk etmişlerdir. Yeni hayatları onlara sorumluluk yüklemiştir ve bu sorumluluklarını da en güzel şekilde yerine getirmişlerdir. Çünkü bir hedef ve ideal için yaşamaktadırlar artık. İçlerinde hissettikleri susuzluğu yeni hayat tarzlarında bulmuşlar ve susuzluklarını gidermişlerdir. Aksiyon adamı veya kadını olmuşlardır.

Örneğini verdiğim bu dört kişiden birinin yerinde olmak isterdim. Çünkü onların daha önceki debdebeli hayatını yaşamadığım için kendimi içinde bulduğum nimetlerin farkında değilim. Farkında olmadığın için faydalı da olamıyorum. Zira kendim de düzgün yaşamıyorum. Aksiyon adamı hiç değilim. Buradan şuraya gelmek istiyorum. Kötülüğü görmeden iyiliğin kıymeti bilinmez. Bu yüzden özellikle eğitimde, insan yetiştirme ve insan kazanmada zamanlama, susama önemlidir. Kıvama gelmeden başa örtülen başörtü kişi için bir şey ifade etmeyebilir. İhtiyaç hissetmeden bir şeyi öğretmek de böyledir. Baskı, nefreti doğurabilir. Baskı gören o anda sesini çıkarmasa da fırsatını bulduğu ilk anda tepkisini, tersini yaparak gösterebilir ya da bastırılmış duygularla yaptığından zevk almadan yaşamaya devam edebilir. Bu durumu araba aksamıyla anlatayım. Manüel bir arabayı yürütmek için debriyajın bir kavrama noktası vardır. Hareket edecek aracın tavıdır o. O tavı yakalayan şoför gaza yüklenince aracı bağırtmaz, hoplatmaz ve stop ettirmez. Eğer şoför o tavı yakalayamadan aracı kaldırmaya kalkarsa yürütmenin dışında o araca her türlü eziyeti yapmış olur. Birini kazanmak veya çocuk yetiştirmek için tav zamanını beklemek gerek. Erkeni de yanlış, gecikilmesi de. Tam tavı... Çünkü demir bile tavında dövülür.

*07/09/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.