7 Şubat 2018 Çarşamba

"Z" veya Cipsi Nesli *

2000 ve sonrası yıllarda doğan nesle "z" nesli adı veriliyor. Bu neslin özelliği olarak interneti, sosyal medyayı çok kullandıkları, bunlarla sosyalleştikleri; akıllı telefon, tablet vb. teknolojilerde çok aktif oldukları söylenir. Oyunları teknoloji dense yeridir. Aynı zamanda çok çabuk tüketen bir nesildir. Çünkü bağımlılık yapan teknoloji eskidikçe yerine yenisiyle yenilenmesi gerekiyor. Bu da yeni masraflar demektir. 
Ben internet, sosyal medya, dijital ortamda yetişen bu nesli şeytanı bol bir nesil olarak değerlendiriyorum. Çünkü okumaktan başka çaresi olmayan bu neslin ders çalışmasının önündeki en büyük engeli sanal âlemdir, dijital ortamdır. İmkansızlıklar içerisinde yetişen önceki nesillere göre daha şanssızdırlar. Yetiştikleri ortam, sorumluluk yaşlarını geciktiriyor. 
1965-1979 arası doğan X ve 1980-1999 arası doğan Y neslinin ulaşabildiği imkanlardan daha fazla bir imkan içerisinde yetişen bu 2000’lerin neslini ben, çok sağlıklı görmüyorum. Zihnen sağlıklı yetişmedikleri gibi bedenen de sağlıklı yetişmiyorlar. Bakmayın siz; vücutlarının birden geliştiğine, boylarının uzadığına. Hormonlu bir vücut onlardaki. Çünkü düzenli yemek yeme ortamları yok. Zira yemek yemeyi sevmiyorlar. Abur-cubur ve atıştırmalık onların istediği. Ne sebze yerler, ne yemeğini, ne de meyve. Besin değeri yüksek ne kadar yiyecek varsa yememe rezervleri var. Çoğumuzun hazzederek yemediği pırasa, ıspanak, kabak vb yemeklerden bahsetmiyorum. Eskilerin keşke olsa da yesek dedikleri eti bile yemiyor bunlar. Nerede besin değeri fazla olmayan simit, tost, döner, bisküvi, kraker, mısır patlağı, çiğ köfte, makarna, patates cipsi varsa ölümüne yerler. Bu tür yiyecekleri günlük yeseler kolay kolay bıkmazlar. Bir de hamur işini severler. Hele patates cipsini üç öğün önlerine koysan asla bıkkınlık duymazlar. İçecekleri de hep gazlı içecekler. Bunlar vejetaryen mı derseniz? Hayır vejetaryen değiller. Yiyecekleri et, mangalda pişerse ne ala. Yoksa mümkün değil. Zoraki yeseler de içleri götürmüyor. Faydalı, besin değeri yüksek ne kadar yiyecek varsa sanki düşmanlar. Hemen burun kıvırırlar. Beslenmeleri sağlıklı olmadığı için çabuk hastalanıyor, ilaçla ayağa kalkıyorlar. Çünkü vücutları dengeli beslenmediği, her tür besinden yeterince almadığı için zayıf düşüyor. Bağışıklık sistemleri de yeterince görevini yapmıyor.
Sebze ve et yemeği yemeyenlerin sayısı azımsanamayacak kadar çoktur bu neslin arasında. İçlerinde epey obezi de var. Hangi anneyi dinleseniz çocuklarının et ve sebze yemeği yemediğinden şikayetçi. Bir dokunsan, bin ah işitirsin onlardan. “Ne yedireceğimi şaşırdım” dediklerini çok duyarsınız. Bunun tedavisi nasıldır, bu çocukları sıcak yemek yemeye nasıl yönlendirebiliriz, bu konuda anne ve babalar neler yapmalıdır? Uzmanlar bunun üzerine kafa yorarlarsa zihinlerini bilişim teknolojilerine kaptırdığımız bu z neslinin en azından bedenlerini kurtarabiliriz. 06/02/2018, Ramazan Yüce, Konya
* 14/03/2018 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

6 Şubat 2018 Salı

Komşuluk hukukuna riayet önemli elbet!

Araba kullanmayı ve sürmeyi pek sevmem. Şoförlüğüm de iyi değil zaten. Hele arka arkaya gitmek ve aracı park etmek işkence mi işkence benim için. Bugüne kadar nizami bir şekilde park ettiğim hiç vaki değil. Bu yüzden zorunlu olmadıkça gideceğim yere aracımla gitmem. Ya yürür, ya toplu taşıma araçlarını kullanır, ya da gideceğim yöne gidecek olan eş-dost olursa onların himmetine sığınırım.

Arabayı garaja koyduğum zaman günlerce içeride kalır, çıkardığım zaman da kolay kolay içeriye koymam. Çünkü girdirmek ayrı bir dert. Bir de iki kişi kullandığımız için ilk koyan çıkması gerektiğinde arkadaki aracı da çıkarmak gerekiyor. Tatil dönemi ara ara kullanırım diye arabayı garaja koymadım. Aracı evin önüne koyarken  kapısı duvara değmeyecek şekilde mesafeli bıraktım. 

Sabah kalktım, arabama yukarıdan baktım. Sileceklerden birinin kaldırılmış olduğunu gördüm. Acaba trafik polisi, Konya trafiğini halletti de apartmanın bahçesindeki araçları mı hale yola koymaya başladı diye düşündüm. Az sonra ekmek almaya giden çocuğum, arabanın üzerine bırakılmış aşağıdaki notu getirdi.

"Sayın araç sahibi!
Aracınızı lütfen geçişi engelleyecek şekilde park etmeyin. Garajı kullanmıyorsunuz bari kullananların giriş-çıkışını zora sokmayın.
Komşuluk hakkına riayet etmenizi rica ediyorum." Prof. Dr….

Komşum ne ara geldi? Aracını garajına koyduğuna göre demek ki geçebilmiş benim aracımın yanından. Ama yine de dikkatli geçmesine sebebiyet verdiğim için komşum yerden göğe kadar haklı. Bundan sonra içi rahat olsun. Komşuluk hukukuna titiz bir şekilde riayet ederim. Kendisine verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dilerim. Hakkını helal etsin. Buradan helallik diliyorum. Zira benim onda, onun da bende telefonu yok. Şimdi görsem, "Bu kimdi" diye tereddüt ederim. Suç bastırmak gibi olmasın, yaptığımı mazur gösterme gibi bir niyetim yok. Mademki komşum, komşuluk hakkına riayete önem veriyor ve bana bunu hatırlatıyor. 

Komşuluk, sadece arabanın geçişini zorlaştırmada hatırlanmaz. Komşu dediğin birbirinin külüne muhtaçtır. Bir defa komşu, baktı ki geçmekte zorlanabiliyor, “Komşu aracınızı çekebilir misiniz, geçemiyorum” diye komşusunun ziline basabilmelidir. Ayrıca komşusuna, “Sayın araç sahibi” diye hitap etmez, ismiyle hitap eder. Notun altına prof. unvanını yazmaz. Zira burası ne bilimsel bir platform, ne de üniversite kampüsü. Sadece ismini yazması, ya da yan taraftaki komşun demesi yeterli idi. Ayrıca garaja araba koymak için ortak olarak kullanılan bahçenin toz, toprak, gazel, kağıt vb nedenlerle temizlenmesi gerektiğinde bahçenin temizliğini ya sırayla yapmalı, ya da gönüllü yapana teşekkür etmeyi bilmeli. Burada amme hizmeti yapılmıyor. Ayrıca bir komşudan komşuluk hakkı bekleyen kişi, eğer o komşusu kendisinden sonra taşınmışsa evine kadar gelip “Komşu! Hoş geldiniz, benim adım şu, ben de şu yan tarafta oturuyorum, bir ihtiyacınız varsa kapımız her zaman açık” diyebilmeli. Yok, hoş geldine gelemiyorsa en azından giriş ve çıkışta karşılaştığında dilinin ucuyla da olsa “Hayırlı olsun” diyebilmeli. Yok, “Ben bir ev sahibi olarak asla bir kiracıya hoş geldin demem, üstelik üniversite hocalığıma bu işler ters, ben koskoca bir akademisyenim” diyorsa o zaman kimse komşuluk hakkına riayetten bahsetmesin. Önce komşuluk hukukunun kendisini ilgilendiren kısmını yerine getirsin.

Aslında bu yazdıklarımı ben de üşenmeyip bir kağıda yazıp komşunun arabasına sıkıştırmak istiyordum. Zira resmiyete resmiyet! Ama arabasını dışarıya park etmiyor. Bu yüzden aynıyla mukabele edemiyorum. 06/02/2018, Ramazan Yüce, Konya

Futbol ve Siyaset *

Bizde futbol ve siyaset bir tutku dense yeridir. Sezon boyunca yediden yetmişe futbol konuşur; seçim olsun, olmasın siyaset yaparız. Futbolun kulüpleri, siyasetin de partileri olur. Her ikisi de dernekler yasasına tabidir. Olağanüstü bir seçim kararı alınmamışsa dört yılda bir seçimleri olur, başkan ve yönetimini seçer. Her ikisinin de fanatikleri vardır. 

Her hafta oynanan futbol maçına yaz-kış, soğuk-sıcak, gece-gündüz demeden sürekli giden taraftarları vardır. Maça gidemeyen şifreli kanaldan maçı izler. Ardından özetlerine bakar, pozisyonları değerlendirir. Hafta boyunca maçın kritiğini yapar, hakemi eleştirir. Kulüpler etine-buduna, gücüne göre bir hedef belirler. Kimi şampiyonluğu, kimi küme düşmemeyi, kimi de üst sıralarda tutunmayı hedefler. Şampiyonlar ligine veya Avrupa kupalarına katılma yine hedefleri arasındadır. Takım galip gelirse yönetimle taraftar arasında bir uyum olur. Takım sürekli mağlup olur, işler yolunda gitmezse daha statta iken seyirci, "Yönetim istifa!" protestosunu yapar. Başkan ve yönetim, ara dönemde ek transfer yapmak, teknik direktörü değiştirmek gibi yollara başvurur. Gerekirse uygun bir zamanda kulübü olağanüstü kurultaya götürür. Ya yeniden aday olur, ya da kulübü yönetecek aday çıkmasını ister. Seçilirse güven tazelemiş, kaybederse kulübe taze bir kan, yeni bir soluk gelmiş olur. Türkiye'nin ezeli kulüplerinden biri dışında kulüplerin çoğunda başkan ve yönetim başarısızlık gibi nedenlerle genelde değişir.

Takımların bağlı bulunduğu yasalara göre yönetilen siyasi partilerde ise başarılı olsun veya olmasın, istersen girdiği tüm seçimleri kaybetsin kolay kolay genel başkan değişmez. Olağan veya olağanüstü ne kadar kurultay yapılırsa yapılsın, durum aynıdır. Başkana sınırsız yetki veren bu siyasi partiler yasası olduğu, delege sistemi değişmediği, başarısızlık sonucunda olması gereken istifa mekanizması olmadığı müddetçe dünya bir araya gelse başkan değiştirilemez. Kiminde aday çıkmaz/çıkarılmaz, kiminde çıkarsa da kazanamaz. Ancak konu mankeni olur. Sonuç, mevcut genel başkan yoluna devam eder. Başkan delegesinden, delege ise başkanından memnundur. Kime ne? Çekemeyen hasetçiler çatlasın! Öyle değil mi diyebilirsiniz. Ne diyelim? Allah sevgilerini ve memnuniyetlerini artırsın.

Futbol kulüpleri ile siyasi partilerin kıyaslanması bile abestir. Çünkü futbol izleyenlere seyir zevki veren bir spordur, olsa da olur olmasa da. Hayatın vazgeçilmezi değildir. Geçmişte amatörce oynanan bu futbol, şimdilerde profesyonel bir şekilde yapılmakta ve büyük paralar dönmekte. Siyaset ve siyasi partiler ise demokrasinin ve ülke yönetiminin vazgeçilmezidir. Olmazsa olmazımızdır. Ama nedense spor kulüplerindeki başarıya endeksli başkan ve yönetim değişimi, siyasi partilerde ara ki bulasın. Halbuki siyaset bir vitrin işidir, kendini ve zihniyetini pazarlama sanatıdır. İktidar olmak için yapılır. Kaç tane seçime girdiği halde koltuğu bırakmayan ve her defasında yüksek oyla seçilen genel başkanları görünce akıl havsalam almıyor. Seçen delege ne diye seçiyor? Başarısını bir türlü kaç seçim gösteremeyen genel başkan niye aday olur? Haydi koltuk kişiye itibar kazandırır, insan kolay kolay bırakamaz diyelim. Çoluğu-çocuğu, eşi-dostu “Zorla güzellik olmuyor, bu kadar başarısızlık yeter artık! El âlemin yüzüne bakamaz olduk” da mı demiyor.

Unutmayalım ki bu ülkenin iktidarı ne kadar önemliyse ana muhalefeti ve muhalefeti de bir o kadar önemlidir. İktidar olan parti, muhalefetin nefesini arkasında hissetmeli. Muhalefet ise iktidarın hatalarına yapıcı muhalefet yaparak kendisini iktidar adayı olarak pazarlamayı bilmeli. Eğer bu iş böyle yapılmayacaksa bu ülke, “Yenilen pehlivan güreşe doymaz” misali iktidar-muhalefet hiç değişmeden yoluna devam eder. Benden söylemesi. Ki benim için hava hoş! 06/02/2018, Ramazan Yüce, Konya

* 14/02/2018 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.