13 Kasım 2017 Pazartesi

Depremler ve Kıyamet *

Dünyanın herhangi bir yerinde ne zaman bir deprem meydana gelse kıyametin zamanıyla ilgili peygamberimizin işaret parmağıyla orta parmağını birleştirip “bu kadar yakın” sözü gözümün önüne gelir. Yine bir kişinin kıyametin zamanını sorduğunda peygamberimizin “Kıyamet için ne hazırladın” sorusuna adamın “hiçbir şey” dediği aklıma gelir.

Hayatımızın bir parçası olan ve bizi zaman zaman gafil bir şekilde yakalayan veya göz göre göre gelen depremler bana kıyamet sahnesini hatırlatır. Ben depremleri kıyametin küçük bir provası veya sahnesi olarak görürüm. Halihazırda kıyameti görmedik ama deprem ve kıyamet bizi aniden ve biz gafil bir haldeyken yakalıyor/yakalayacak. Nasıl ki kıyamet kopacak, bu âlem sona erecek ve biz buna kalben inanıyorsak depremler de hayatın olmazsa olmazıdır. Ne zaman bir gaflete düşsek, birbirimizi kırıp geçirsek, birbirimizi boğazlasak, şımarsak, oyun ve oynaşa kendimizi versek ardından bir deprem gelir; kendinizi kaybetmeyin, ahireti unutmayın, size kıyameti hatırlatırım der gibi.

Nasıl ki kıyametin geleceğine inanıyorsak bir doğa olayı olan depremlerin de olmasını bekliyoruz. Fay hatları belli. Zira Allah tren ağları gibi yerin altını döşemiş evreni oluştururken. Fiziksel yasalara göre bakalım insanlar tedbir aldı mı, evini-barkını sağlam yapmış mı, bina yapacağı yerin fizibilite çalışmasını adam gibi etüt etmiş mi diyerekten sırası gelen fay hattı devreye giriyor. Sonuç olarak Japonya’da daha şiddetlisi olmasına rağmen ne bina yıkılıyor, ne de insan ölüyor. İş İslam dünyasına gelince her yer felç ve hercümerç. Deprem bölgesinde depreme karşı böyle tedbir alıyorsak kıyamet kopunca halimiz harap demektir. Çünkü depreme tedbir almayan bizler mi kıyamet koptuktan sonrası için tedbir alacağız? Sonuç, yıkım, ölüm ve gözyaşı, her zamanki gibi.

Bildiğiniz gibi Kuzey Irak merkezli deprem, yıkıcı ve öldürücü etkisini İran’da gösterdi. Tek beklentimiz ölümün fazla olmaması şeklinde. Şimdi depremi görünce “Bundan sonra ilk işimiz adam gibi depreme dayanıklı evler yapalım” deriz. Depremin etkisi geçince unutur, yine bildiğimizi okumaya devam ederiz, atın ölümü arpadan olsun der gibi. Şu anda komşumuzda acı var, yapmamız gerekirken yapmadıklarımızı sorgulama zamanı değil, hele kıyameti hatırlamanın hiç zamanı değil biliyorum. Yaralar bir taraftan sarılırken sıcağı sıcağına depremlerle ilgili birkaç şey söylemek istiyorum.

Allah -sanki- diyor ki, evreni yaratırken koyduğum evrensel yasalara göre bu dünyada tedbirinizi almazsanız sonunuz gördüğünüz gibi felaket oluyor. Kim ki bu yasalara uygun yaşarsa bana değil de Güneş Tanrısına inanan Şintoist olsa bile yaşama hakkına sahiptir. Kim de altından geçen fay hattına rağmen sağlam bina yapmamaya devam ederse isterse Müslüman olsun yerle bir olur. Çünkü zaman zaman size yaklaşmakta olan kıyametin yıkıcı ve öldürücü olduğunu göstermek istiyorum. Sonra bu âlem bir müddet daha devam edecekse bu şekildeki depremlerle kendisini yenilemesi lazım. Yine siz ne zaman ki beni ve ne şekilde yaşanılması gerektiğini unutursanız, dünya işlerine dalar, birbirinizi kırar geçirir, birbirinize çalım atmaya kalkar, birbirinizle kenetlenmezseniz “Kendinize gelin” diyerekten size hatırlatıyorum. Sonra siz kendi aranızda sınırlar belirlemiş, devletler kurmuş…saltanat sürmek için birbirinizi yok etmek istiyorsunuz ya; bakın benim sınırım yok, Irak’ta fay hattını kırar, acısını İran çeker. Çünkü siz bir vücuda benziyorsunuz. Birbirinize karşı bu düşmanlık niye? Bir vücudun azaları gibi tek bir devlet olacağınız ve birinizin acısını diğerleri duyacak şekilde bir ve beraber olacağınız yerde başkalarına yem olmak için küçük küçük bölünüyor, aranızda mezhep kavgaları çıkarıyor, birbirinizi yok etmek için uğraşıyorsunuz. Aynı kazana atılsa kaynamayacak şekilde iyice ayrıştınız. Buyurun size ortak bir dert veriyorum. Belki bu dert sizi size getirir, aklınızı başınıza alırsınız. Bak ne güzel birbirinizin yarasını sarmak için koştunuz. Her zaman böyle olun işte. Ki bu deprem lokal bir fayın kırılmasından ibarettir. Dünyadaki tüm fayların aynı anda harekete geçmesi demek kıyametin kopması demektir. İşte o zaman dönüşü olmayan bir yola girdiniz demektir.

Şimdi merkez üssü Irak olan depremin etkisi İran’da ortaya çıktı. Yarın hangi ilimiz veya illerimizde olur, muamma. Umarım son depremimiz olur. Depremlerdeki birlik ve beraberliğin, dayanışmanın deprem sonralarında da devam etmesi temennisiyle ölenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. 13/11/2017

* 15/11/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.







Hangi Tip Bir İnsana Değer Veririm/Vermem?

Öz eleştiri yapan, kendini dinleyen, kendini hesaba çeken, herhangi bir sıkıntısında veya anlaşmazlıkta kendisinin ne kadar payı olduğunu sorgulayan insan, başımın tacıdır. Dünya kadar hata yapsa, üzerine bir o kadar daha ilave etse ona olan kredimi devam ettiririm. Kendi üzerinde kritik yapan insana hem değer verir, hem saygı duyar, hem de severim.

Sevmediğim, nefret ettiğim, değer vermediğim insan tipi, kendinde hiç hata görmeyen, yaptığı her davranışa bir kılıf, bir mazeret, bir bahane bulup kendini hakkı çıkarmaya çalışandır. Bu tipler asla kendisiyle yüzleşmezler. Gerçekle karşı karşıya kalmaktan korkarlar. Savunma ve saldırıyı hayat felsefesi olarak benimserler. Savunmada kendini haklı çıkarmak için mazeret bulurlar, saldırıda ise muhatabını suçlar durur. Savunma ve saldırı refleksleri iyice gelişir.

Empati kültürü bu savunmacı-saldırgan tiplerde gelişmez. Bunlarda empati tek taraflı işler. Sadece kendisine yapıldığında hoşuna gider. Karşı tarafın da empatiye ihtiyacı olabileceğini düşünmezler. Ben merkezli yaşarlar, kendi yaptıklarına aşıktır. Asla hata yaptıklarını veya hata yapabileceklerini kabul etmezler. Ortalığı velveleye vermede üstlerine yoktur. Aynı zamanda mızıkçıdır. Sadece kendi rahat ve menfaatini düşünürler.

Savunma, mazeret bulma, gerekçe bulma aslında şeytanî, öz eleştiri ise Ademî bir özelliktir. Şeytan, isyan bayrağını çekerken Adem'i suçlamış, Adem ise hata yaptığı zaman suçu şeytana veya eşi Havva'ya yüklememiştir. Savunma ve saldırı kibrin, büyüklenmenin  göstergesidir, öz eleştiri ve hayatı kabullenme ise tevazuun göstergesidir. Aslında toplum kibir ve büyüklenmeyi sevmez, tevazu sahibi insanı sever.

Savunma ve saldırıyı hayat felsefesi haline getirenler toplumda sevilmediklerinin de farkında aslında. Öz eleştiriye düşman oldukları için kendilerini sorgulayamazlar, gerçekle yüzleşmekten kaçınırlar, burunlarından kıl aldırmazlar, içlerinde yapmaları gereken kavgayı dışa yansıtırlar, her şeyden nem kaparlar, kendilerini çok akıllı sanırlar. Kendisinin dışında herkes her şeyin farkında. Bu tip kafasını kuma gömer, herkesi kandırdım sanır. 13.11.2017

12 Kasım 2017 Pazar

Nimetler Ayağınızın Altından Kayıp Gidiyor

Bu iktidarın çıraklık ve kalfalık döneminde bu ülke hizmetin, bereketin, ilgi ve alakanın alasını gördü. Ülke bir baştan diğer başa hizmete doydu. Enflasyonla mücadelede başarılı oldu. Pul olan paramız değer kazandı, altı sıfır atıldı. Vatandaşın alım gücü arttı. Ülke, sıcak paranın cenneti oldu. Hükümet herhangi bir konuda adım atacağı zaman yoğurdu üfleyerek yedi. Herkesin hükümeti olmak için çaba sarf etti. Kimseyi dışlamadı. Herkese hizmet götürdü. Bunun sonucunda siyasi iktidar her seçim döneminde oyunu bir öncekine göre artırdı. Oy vermeyenlerin bile sempatizini kazandı. “Oy vermedim ama çalışıyorlar, bizimkiler çalışmadı” dedi aklı selim olanları.

 Ne zaman ki 17-25 oldu, Paralel yapı ile mücadele başladı. Toplumda bir kutuplaşma, bir gerginlik baş gösterdi. Ardından gelen 15 Temmuz ise FETÖ ile mücadelenin tam olarak başladığı dönemin adıdır aynı zamanda. Devlet KHK'larla açığa alma ve ihraçlara hız verdi. Kamuya eleman alımında, yönetici seçmede ve yeni öğretmen alımında sözlü mülakatı esas aldı, FETÖ ile mücadele etme adına. Devlet bir taraftan yurt içinde FETÖ, DAEŞ ve PKK ile mücadele ederken diğer taraftan birçok ülke ile sorun yaşamaya başladı. Ortam gerildikçe döviz fırladı. Zamlar ardı arkasına gelmeye başladı. Çünkü ülke yeniden çift haneli enflasyona rakamlarını görmeye başladı. Suriyeli mülteciler birçok vatandaş nezdinde ayrı bir sorun olarak görülüyor.

Menfur darbe teşebbüsünün ardından bir yıl geçmiş olmasına rağmen ülke normalleşmedi hâlâ. Kimsenin kimseye güveni kalmadı, adalet duygusu zedelendi. Kamuya alımlarda ahbap-çavuş ilişkisi ön plana çıktı. Eleştiriye tahammül kalmadı, eleştiri yapmaya kalkan tu kaka yapıldı, kapının önüne kondu. Mağdur olduğunu söyleyenlerin oranında bir artış ortaya çıktı. İnsanlara bir korku hakim oldu, bana da FETÖ'cü derler endişesi sardı. Küskün, dargın ve incinmişlerin sayısı arttı. Hükümetin etrafını yağdanlıklar sardı. Sessiz çoğunluk geleceğinden endişe eder oldu, hoşnutsuzluk dışarıya sızmaya başladı.

Hükümet, ben devletim; her istediğimi yaparım, kimseyi hesaba katmam deme noktasına geldi. Bir zamanlar iktidar olmak için yerleşik düzenle mücadele eden, sessiz çoğunluğun sesi olan hükümete nedense ustalık dönemi yaramadı. Mağdurluktan mağrurluğa evrildi. Halktan biri olan iktidar şimdi devletin kendisi oldu. Çıraklık ve kalfalık döneminde halkla bütünleşen iktidar, ustalık döneminde halktan uzaklaştı. Dün halk-devlet bütünleşmesini sağlayan iktidar bugün mağrur bir imaj çiziyor.

Ortam 7 Haziran seçimleri öncesini andırıyor. Hükümet savruldu. Nimetse eğer, iktidar nimeti altından kayıyor. Farkında olmalı ki çıkmaya çalışıyor. Bulduğu her yol kendisini aşağıya çekiyor. Çünkü çıkışı yanlış yerde arıyor. Düzeltmek için elini nereye uzatsa elinde kalıyor. Halk; çok sevdiği, sonsuz kredi verdiği cumhurun başının, bir el tarafından yanıltıldığını, yanlış yönlendirildiğini, yanlış bilgilendirildiğini düşünüyor. Bu ortama üzülenlerin sayısı çok. Çünkü iktidar giderse sayısız kazanımların yok olacağı endişesini taşıyor.

Ne yapıp ne edip iktidar sahipleri halkın içerisine inip halkın içinden iktidar nasıl görülüyor diye bakmalılar. Halkın derdiyle dertlenme yolunu düstur edinmelidir. Halkın içerisine girmeyen, halkın derdiyle dertlenmeyen halka tepeden bakmaya başlar. Bu da iktidardan inişi hızlandırır. 

İçinizden zaten halkın içindeler diyeniniz çıkabilir. Halkın içine girmek, halkın derdiyle hemhal olmak anlamına gelmiyor. Bazen insan kalabalıklar içerisinde yalnızlara oynayabilir. Ayrıca kalabalıklar karşısında halka konuşmak halkın içinde olmak anlamına gelmez. Çünkü bu tür ortamlarda da halka yukarıdan konuşulur. Halkla göz göze gelmek, yüzüne bakmaktır, gözleri kaçırmamaktır. Sakın kalabalıklara bakarak durumumuz iyi diye düşünmeyin, yalnızlaşıyorsunuz, halk içi kan ağlayarak güvenli bir liman arıyor... Tedbir almazsanız vebaliniz büyüktür. 12.11.2017