Ramazan'ın manevi iklimini yaşadığımız bu günlerde Şırnak'tan gelen acı haber yüreğimize ateş düşürdü. İçerisinde rütbelilerin de olduğu 13 askerimiz kalkışından kısa bir süre sonra yüksek gerilim hattına takılması sonucunda meydana gelen helikopter kazasıyla birlikte darı bekaya uçtular. Mekanları Cennet olsun, milletimizin başı sağ olsun, kederli ailelerine sabırlar niyaz ediyorum. Rabbim başka keder göstermesin. Bu keder inşallah son olur, milletçe iyi günler görürüz.
Bizler evimizde sıcak çayımızı yudumlarken, yatağımızda güvenle yatarken onlar gece demeden bir görev gereği vazife başında iken canlarını bu vatan için feda ettiler. Acımız büyüktür milletçe. Bu durum karşısında ne söyleyecek sözümüz var, ne de yapacak bir şeyimiz. Cümleler boğazımızda düğümlendi. Biz bu halde iken acı haberi duyan ailesi ne yaptı? Öyle zannediyorum otura kalmışlardır oldukları yerde. Ne konuşmuşlardır, ne de bağırıp çağırmışlardır. Ağlayıp sızlasalar da acılarını içlerine gömüp "Allah'tan geldik, yine ona döneceğiz" demekten başka sözleri yoktur şu anda. Ateş mutlaka düştüğü yeri yakar yakmasına. İnanın yüreği olan, yüreği vatan aşkına yanıp tutuşan her evi ateş sardı bu gece.
Şehadet şerbetini içtiler, ebedi aleme göçüp gittiler. Görevlerini hakkıyla yaptılar. Onların gözü arkada kalmasın. Bayrağı mutlaka yine vatan aşkıyla tutuşanlar devralacak onlardan. Bu millet onları hep şehit bilecek, hep takdir edecek, hep hayırla yad edecek. Onlar rahat uyusunlar, Rabbim, başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennem azabından kurtuluş olan bu ayda onlara rahmetiyle muamele etsin.
Bizim için canını tehlikeye atan, kendilerini feda eden bu yiğitlerden biz razı idik, Rabbim de razı olsun. Onların kanları ile terör boğulsun inşallah! 01/06/2017
1 Haziran 2017 Perşembe
Helal be sana Konyaspor! *
Çok değil birkaç yıl
öncesine kadar Super Lig’in asansör takımlarından biri idi. Çıkmasıyla düşmesi
bir olur, sonra yıllarca çıkacağım diye tüm Konya kenetlenir dururdu. Super Lig’e
çıktığının ilk yılı ortalarda tutunmuşken geçen yıl “Ben geliyorum, bu sene farklıyım”
dercesine ligi üçüncü bitirmişti.
2016-2017 sezonunu
Konyaspor yine ortalarda bitirdi. Fakat “Böyle göründüğüme bakmayın, siz esas
beni Ziraat Türkiye Kupasında görün” dedi ve tüm takımları geride bırakarak
Ziraat Türkiye Kupa’sını ilk defa Konya’ya getirmesini bildi. Mütevazı
kadrosuna rağmen Konyaspor yapacağını
yaptı, gönlümüzde taht kurdu. Ligin üç, hatta dört büyük takımını geride
bırakarak kupanın sahibi oldu. Tüm Konyalıların gönlünde taht kurdu. İşte böyle
bir takıma ancak şapka çıkarılır. Azmin, çabanın, gayretin, istikrarın ve
inanmışlığın zaferidir bu. Soyadıyla müsemma teknik direktörü Kocaman bir alkışı çoktan hak etti, seyirci
zaten hep takımının yanındaydı, hem deplasmanda, hem de klasmanda. Yönetim elinden gelen desteği verdi, sporcular ise
sahada üzerlerine düşen görevi yaptı. Demek ki topyekûn inanmışlık ve
kenetlenme zaferi getiriyordu.
Lig üçüncülüğünün
ardından bu yıl kupanın gelmesi ancak istikrarla açıklanır. Yönetim ve teknik
heyetin sürekliliği bu başarıyı getirdi. Bu aşamadan sonra kimse, Konya’nın düşeceğini konuşmuyor artık. Çıtayı
yükseltti çünkü. Bundan sonra Konya’dan beklenen lig şampiyonluğu. Olmayacak olanlar
bu güne kadar olduysa lig şampiyonluğunun gelmemesi için hiçbir sebep yok.
Yeter ki istikrar hakim olsun, takım kendine inansın, takıma olan güven
kaybolmasın, taraftar desteğini vermeye devam ettirsin.
Maça gitmeyen, maç
izlemeyen ve maçları takip etmeyen biri olarak Konyaspor’un gösterdiği bu başarıyla
gurur duydum. Ben büyük takım diye böyle takımlara derim. Bakmayın, büyük takım
diye bizim belleklerimize üç büyükler, dört büyükler diye kazındığına. Eldeki
imkanları en iyi şekilde değerlendirerek mütevazı kadrosuyla başarı gösteren
takımdır esas büyük olan. Onca imkana rağmen büyük takımların kupada esamesi
okunmuyorsa demek ki onların büyüklükleri Anadolu takımlarının kendilerine
inanmamasından kaynaklanıyormuş. Demek ki başarı için paraya pula sahip olmak,
pahalı futbolcuyu oynatmak yeterli gelmiyormuş…inanmak gerekiyormuş. Onlar yine
kendilerini büyük olarak görmeye devam etsinler, Anadolu teker teker
büyüklüklerini gösterecek bu gidişle. Konyaspor’un
gösterdiği bu başarı diğer Anadolu takımlarımıza da örnek olacağı kanaatini
taşıyorum.
Maç özürlü birisi
olarak çorbada tuzum olsun sadedinde bu konuyu ele aldım. Konya’mızın gururu
olan takımızı gönülden tebrik ediyorum. Nice başarılarıyla adından söz
ettireceği umudunu taşıyorum. Çorbada tuzu olan herkese tek kelimeyle teşekkürler.
* 05/06/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
31 Mayıs 2017 Çarşamba
Ramazanda ne yapalım?
Ramazan geldi mi dini yönümüz ağır basar, gündemimiz din
olur, dinle yatar, dinle kalkarız. Gazetelerimizin dini konularla ilgili
köşeleri ve sayfaları televizyonların da hem dini, hem de imsak ve sahur
programları olur. Halkın ihtiyaçlarına cevap verilmeye çalışılır. Bu da
doğaldır.
Doğal olmayan ramazanda orucun öneminden, faziletinden
bahsedilmesi. Orucu bozan ve bozmayan durumlara yer verilmesi. Orucun niçin
tutulması gerektiğinin önemi üzerine durulması. Artık ramazan iklimine girdik,
orucu konuşmaktan ziyade orucu yaşamak ve tutmak gerekiyor diye düşünüyorum.
Nasıl ki namaza başladığımız zaman namaza kendimizi veriyor, iftitah tekbiri
ile birlikte her şeyi geri plana itip sadece Ona doğru yöneliyor ve namazdan
bahsetmiyorsak oruç tutarken de orucu konuşmayalım, onu yaşayalım istiyorum.
Oruç tuttuğumuz gibi orucun da bizi tutmasını sağlamamız lazım. Sürekli
aklımızda orucu tutmak değildir bir defa oruç. Bu günleri Allah'ın günlerinden
bir gün kabul edip rızkımızın peşinde koşarken helalinden yemeyi, ramazanın
mana ve önemine uygun yaşamayı kendimize düstur edinmeliyiz.
Hiçbir işimizi ihmal etmeden, ötelemeden, kırıp dökmeden bu
manevi iklimi yaşamamız lazım. İşimizi aksatmadan ibadete daha fazla zaman
ayırmalı, hayır ve hasenat kapısını sonuna kadar açmalıyız. Kur'an ayı da
denilen bu ayı Kur'an'la geçirmenin mutlaka yolunu bulmalıyız. TV karşısında
konuşulanları izlemekten, yatağın içinde iftarı beklemekten başka rızasını
kazanacak, vicdanımızı rahatlatacak işlere imza atmamız lazım diye düşünüyorum.
Tuttuğumuz oruç hiçbir şeyimize mani olmamalı, yüreğimize yük olmamalı, rutin
işleri en güzel olacak şekilde takip etmeli, eş ve dosta çat-kapı ziyaretler
yapmalı.
Acıkmayacak ve susamayacak işleri yapmaktan kaçınmalıyız.
Çünkü oruç acıkmadır, susamadır, nefsi terbiye etmedir, sabretmedir, açlığın
kıymetini bilmedir. Evin bir köşesinde pinekleme değildir. Dört gözle ramazanın
bitmesini bekleme değildir. Bu rahmet ayında rahmetine kavuşabilmek için hayata
dört elle sarılmadır, külfeti rahmete dönüştürmedir, kırgınlıkları ve küskünlükleri
bitirmedir, dualarımıza başkasını ilave etmedir, Müslüman’ın derdiyle
dertlenmedir, ihtiyaç sahibinin ihtiyacını görmedir, rızayı Bari için yapılması
gerekenin en iyisini yapmadır. Miskin miskin oturma değildir, ataletin değil
bereketin gelmesi için hareket etme vaktidir; kırmadan, dökmeden ahiret azığına
hazırlanmadır, keremine şükretmedir, bu ayın her gününü kadir bilmedir,
kıymetini bilenlerden olmak için çabalamadır, tartışmalardan uzak kalmadır.
Dini, orucu konuşmaktan ziyade yaşamalıyız. Kal ehli
olmaktan hal ehli olmaya yönelmeliyiz. Fetvaya göre değil takvaya göre
yaşamalıyız. Ramazanda yaşadığımız iklimi diğer on bir aya yayma çaba ve
iradesini göstermeliyiz. Gündüz naim, gece kaim olmamalıyız. Bunu yerine
gündüz saim, gece kaim olmalıyız. Orucu uykuya tutturmamalıyız. Namazları
cemaatle kılmanın yolunu bulmalıyız. Sofralarımızda mükellef sofra kurmadan
mümkün olduğunca uzak kalmalıyız. Nefsimizin gündüz çektiği eziyeti akşam
midemizden almayalım. Kötü söz kem gözden sakınalım.
Az yemek, az uyku uyumak prensibimiz olmalı kısaca. 31/05/2017
Az yemek, az uyku uyumak prensibimiz olmalı kısaca. 31/05/2017
Kaydol:
Yorumlar (Atom)