29 Mayıs 2017 Pazartesi

"Bıktık şu İnna a'taynâ ve kulhü'den" *

Cemaatle kılınan namazlarda bazı imam-hatiplerimizin kolayına gelen ve dil alışkanlığı olarak çoğu zaman Kevser ve İhlas süresini okumalarından dolayı cami cemaatinden bazılarının şaka yollu "Bıktık şu İnna a'taynâ ve kulhü'den" demeleri aklıma geldi nedense bugünlerde.  

Teravih namazı kılmak için her sene gittiğim hatimle teravih kılınan cami yerine bu sene farklı bir camiye gittim, hem de iki defa. Hocamız yirmi rekatlık namazı 4+6+4+6 şeklinde kıldırdı. Her rekatında ise Fil süresinden başladı, Nas süresi ile bitirdi. Toplam on süre olan bu süreleri ilk on rekatta okumayı bitirince ikinci on rekatta yeniden Fil-Nas arasını okudu. “Ne var bunda? Yine neyi eleştireceksin, bir de iyi olanı gör, namazın olmuş zaten, Allah kabul etsin" diyebilirsiniz. Namazımız oldu olmasına. Hatta önceki yıllarda hatimle kıldığım namazlara göre erken bitmesi dolayısıyla ne yalan söyleyeyim, bu kıldığım namazlar bana çocuk oyuncağı gibi geldi. Ne zaman başladı, ne zaman bitti bilemedim. Niyetim farklı açıdan bakmaktır. Daha iyi olmasını istemektir.

Malumunuz Kur'an'da 114 süre vardır. Hepsi namazda okunabilir. Namazlarda halkımızın namaz süreleri dediği Fil ile Nas arası okunacak diye bir kaide yoktur. Diğer sürelerden de namaz olacak şekilde ayetler okunmasıdır benim isteğim. Hemen hocamız hafız değilse ne yapsın, diye aklınıza gelebilir. Doğru, hocamız hafız olmayabilir. Eskiye oranla birçok camide görev yapan imam ve hatiplerimizin içerisinde hafız olanların sayısı azımsanamayacak kadar çoktur. Pekâlâ, bu hocamız da hafız olabilir. Camilerde görev yapan din görevlilerinin mesaisi diğer çalışanlardan farklıdır. Mesaileri hem zor hem de çok kolaydır. Toplam icra ettikleri görev itibariyle günlük 2-3 saatlik bir mesai yapmaktadırlar. Namaz vakitlerinin birbirine yakınlığı hesaba katıldığında buralarda görev yapan kişilerin muhitinden uzaklaşabilmeleri mümkün değildir. Yani tüm günlerini görev yaptıkları alanda geçirmek zorundadır bu kişiler. Akşama kadar hem dolular hem de boşlar denebilir. Buralarda görev yapan arkadaşların Kur'an ile hemhal olmaları kadar doğal bir şey olamaz. Nice insanların fakültede okurken okulu dondurup hafız oldukları göz önüne alınırsa demek ki dert edinince oluyormuş bu işler. Üstelik günümüzde daha ortaokul talebesi olan birçok çocuğumuz hafız olmak için hem okul derslerini hem de hafızlık yapmayı bir arada yürütmektedir. Bu şekil hafız olanların sayısı da yine azımsanamayacak kadar çoktur. Haydi, hafız olmaya niyetleri yok, yaşları da geçti diyelim. Kendi tercihleridir, saygı duyarız. En azından namazda farklı ayetleri okumak için Kur'an'dan bazı bölümleri ezberleme yoluna gidebilirler. Arkasında namaz kılan cemaatin farklı ayet dinleme hakkı var diye düşünüyorum. Hele aynı akşam kılınan namazda on dakika ara ile aynı süreyi ikinci defa tilavet etmek bana pek şık gelmiyor. En azından her akşam bir defa Fil-Nas arası okuma, diğer on rekatta da başka ayetler tercih edilebilirdi. Gerçi biz ne söylersek söyleyelim, imam bildiğini okur. Haydi, okumadan geçtim. Niçin 6 rekat kılınıyor. Diyanet İşleri, içimizdeki Şafii Mezhebine mensup olanları da hesaba katarak teravihi her iki rekatta bir selam vermeyi tembihlemiş ise de haydi muhitimizde Şafii yok, o yüzden riayet etmiyoruz denebilir. Niçin dört değil de altı rekatta bir selam veriliyor? Sayın görevli burada kendi içinde tutarlı. Çünkü her dört rekatta bir selam verse 9.10.rekatta okuyacağı Felak ve Nas'tan sonra başa yani Fil süresine dönünce namaz mekruh olur kanaatini taşımış olsa gerek.

Son söz, ben bu kardeşimin yerinde olsam teravihin her bir rekatında farklı bir ayet okurum. Böylece günlük yirmi ayet ezberlemiş olur. 29 gün sonra 580 ayet eder. Kısa günün karı. Hem böylece Kur'an ayında Kur'an ile hemhal olmuş olur. Bu yöntemle 11 ramazan boyunca teravih kıldırmış olsa 11 yıl sonra zaten ister istemez hafız olmuş olur. 29.05.2017

* 31/05/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Yaşlandım diyenlere...

Yaş ilerledikçe hastalıklar artıyor, sıkıntı-dert eksik olmuyor, araç sürme refleksi azalıyor, göz görmüyor, kulak duymuyor…vs. Ama üzülmeyin! Çünkü;

1.Toplu ulaşım araçları bedava artık. Tabii kimliğini gösterebilirsen
2.Küçükler toplu ulaşım araçlarında hemen kalkıp yer verirler.
3.Otobüse binemiyorsan yeni model ulaşım araçlarını bekleyebilirsin, sanki mesaiye mi yetişeceksin. Aracın birinden in, diğerine bin, hem zaman da geçirmiş olursun.
4.Koltuğa oturunca yanındaki gence soru sorup rahatsız etme. Zaten duymaz seni. Onun kulağında kulaklık vardır, müzik dinlemekte. Karşında oturana sormaya kalkarsan o da arkadaşı ile telefonda görüşme yapıyor, konuşmasının bitmesini bekleme! Bitirmez çünkü. Arkandaki ile konuşmaya kalkarsan o da mesaj yazıyor akıllı telefonuyla. Senin konuşmaya ihtiyacın olabilir ama onun sohbete karnı tok. Bir yerin ağrısa da, bir yeri soracaksan sorma. Gençlerin yaptığı zoruna gidiyorsa merkezi bir camiye git, bir cenazeye katıl.
5.Cenazeyi kabre koyduktan sonra sevenlerinin toprak atmak için yarıştıklarını görünce, yaş ne kadar ilerlese de, ağrı-sızı da olsa, oğlan, kız pek gelmese de sen yine yaşamaya devam et, göster kimliğini bin otobüse, tut evinin yolunu, yaşamaya devam et.

Her ne olursa olsun hayat yaşamaya değer… 29/05/2014

Ramazandaki manevi iklim niçin diğer aylarda yok?

Cumadan cumaya doluluk oranına ulaşan camilerimiz teravih dolayısıyla bir ay boyunca yine şenlenmeye devam edeceğe benziyor. Zira yediden yetmişe; kadını-erkeği, yaşlısı-genci camilerdeki yerini aldı ramazanın ilk gününden itibaren. Camilerimizin dolup taşması bir o kadar sevindirici iken bir o kadar da üzücü geldi bana. Neden mi?

Ramazan Müslüman’ı gibiyiz sanki. Nasıl ki belirli gün ve haftalar dolayısıyla bazı günleri daha bir yoğun kutlayıp daha sonra bir sonraki yıla kadar unuttuğumuz  gibi dini de ramazana hapsetmiş görünüyoruz. On bir ay boyunca uzak kaldığımız camilere akın ettik bu ramazan dolayısıyla. Zaman zaman acaba dini mi yaşamaya çalışıyoruz yoksa geleneği mi diye düşünmeden edemiyorum. Çünkü ramazanda kılmak için akın ettiğimiz teravih bildiğim kadarıyla sünnet iken diğer beş vakit namaz farz. Üstelik farz namazları cemaatle eda etmek tek başına kılınana göre yirmi yedi derece daha fazla iken sünnet olan teravihe verdiğimiz önemi maalesef beş vakit namaza vermiyoruz gibi geldi bana. Anladığım kadarıyla sevapta da gözümüz yok. Aslında namazları farzdır, vaciptir, sünnettir diye bir tasnife tabi tutmayı uygun bulmuyorum. Zira namaz namazdır. Hepsi Allah'ın rızasını kazanmak için yapılan birer ibadettir. Sünnet olan bir namaza atfettiğimiz önemi niçin diğer beş vakit namazlara göstermiyoruz? On bir ay boyunca camilerimize uyguladığımız ambargoyu niçin ramazanda deliyoruz? Niçin ramazanda namaza ve camilere gösterdiğimiz ilgi ve alakayı diğer on bir aya da yaymıyoruz? Yoksa bir ay boyunca aldığımız manevi iklim yeterli mi geliyor?  Eğer sünnet namaz ile farz namaz arasında bir ayırım yapmamız gerekiyorsa farz olan namazlara daha bir özen göstermemiz gerekmiyor mu? Bu konuda sorulabilecek soruları çoğaltabiliriz.  

Ne kadar soru sorarsak soralım, dini yaşantı konusunda garip bir ikilem yaşadığımız ortaya çıkmaktadır. Garip yaşantımızı açıklama konusunda TEPAV'ın yaptığı araştırmaya bir göz atalım. “Bu ülkede yaşayanları % 75’i kendini dindar görüyor, % 70’i oruç tutarken beş vakit namazını düzgün bir şekilde kılanların oranı ise % 42’ler civarında” kalıyor. Dikkat etmişseniz oruç tutanlar ile namaz kılanların arasında % 30’lar civarında bir uçurum var. Oruç ve namaz yine Allah’ın emrettiği iki fariza iken farzın birine gösterdiğimiz özeni diğerine göstermiyoruz. Acaba millet kendine kolay geleni mi seçiyor desek? Öyle değil. Çünkü namaz kılmaya göre oruç tutmak daha bir zor ibadet. Benim bu araştırma sonucundan anladığım vatandaşımızın tercihi dini bir yaşantıdan ziyade toplumda yaşayan geleneklere bir uyum şeklinde tezahür ettiği şeklindedir.

Yazımızdan diğer beş vakit namaza önem vermeyenlerin teravih kılmaması, yine namaz kılmayanların oruç da tutmamasını kastettiğim anlaşılmasın. Birini yapmayan diğerini de yapmasın demek istemiyorum. Sadece yaşantımızdaki çelişkiye dikkat çekmektir niyetim. Dikkat çekerken teravih namazı kılarak ve oruç tutarak nasıl ki şeytanın bacağını kırabiliyorsak bu bacak kırma işini sadece bir aya hapsetmeyelim, tüm bir yıla yayalım. Ramazanlık Müslüman olmayalım. Camilerimiz diğer on bir ay garip kalmasın. Ramazanda gösterdiğimiz toplumsal refleksi diğer aylara da yayalım.

Ramazanda gösterilen dini duyarlılık ve yaşantının diğer aylara niçin sirayet etmediği bilimsel inceleme ve araştırmaya muhtaçtır.  Acaba ramazandaki bu manevi iklimin "Ramazan ayı girdiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır." şeklinde Buhari ve Müslim’de rivayet edilen hadisle bir ilişkisi var mı? Bakarsın TEPAV bu konuda da bir araştırma yapar. 29/05/2017