6 Mayıs 2017 Cumartesi

Aytaç Açıkalın'ın 2012 konferansından notlar

2012 yılının Mayıs ayının sanırım 3'ü idi. Konya Ticaret Odasında 14.00-17.00 saatleri arası Konya merkezde görev yapan okul Müdürlerine yönelik bir konferans düzenlenmişti. Katılım zorunlu idi. Oldum olası zorunlu katılımlardan pek hazzetmedim. Konuşmacı da ismini ilk defa duyduğum Aytaç AÇIKALIN idi. İmza sirküsünü imzalar, az oyalanır. Sonra ayrılırım dedim içimden.

Protokol gereği kısa selamlama konuşmalarından sonra konuşmasını yapmak üzere mikrofon misafire verildi. İlk defa gördüğüm kişi yaşlı biriydi. Konuşmasına başlarken 17.00'ye kadar buradayız dedi. İşte cinsin biri. Üç saatlik bir konferans olur mu, sonra çekilir mi dedim yine içimden. Geçinenlere niçin geciktiklerini sordu. Yağmurdan dolayı geciktik diyenlere, "Buraya daha önce gelenlerin üzerine yağmur yağmadı tabii," dedi.

Elinde mikrofon koca salonun bir orasına, bir burasına koşuyordu o benim ihtiyar dediğim kişi. Altına 2012 yazdığı sunusunu bir önden bir arkadan okutuyordu katılımcılara. Her okutacağı kişinin yanına kadar gidip eline mikrofonu uzatıyordu. Yaptığı pek konferansa benzemiyordu. Düpedüz ders işliyordu o zamanlarda 77 yaşlarında olan bu ihtiyar delikanlı. Kimin yanına ne zaman geleceği, kime ne soracağı belli olmayınca uyumak isteyen veya yanındaki kişilerle sohbet etmek niyetinde olanların da gözünü açtı. Konuştukça herkesin gözü fal taşı gibi açıldı. Hep dikkat kesildik. Çünkü yeni ve ilginç şeyler söylüyordu. Deli-dolu bir adam görüntüsü veriyordu. İşte tam adamımı buldum. Bırakın üç saati saatlerce gözümü kırpmadan dinlerim ben bu adamı dedim. Elimde süs olsun diye getirdiğim ajandamı açtım notlar almak için. 

Bizde yıllar öncesinde yediğimiz bir yemek için tadı damağımda kaldı deriz. Bende de onun konuşması iz bıraktı. Zaman zaman onun konuşmalarını başka yerlerde onu referans göstererek sattım.  Konferansın akabinde ondan aldığım notları facebook sayfamda kesik kesik paylaşmışım. Dün "Tarihte Bugün" bildirimi ekranıma düştü. Bir göz attım neler paylaşmışım diye. Hemen benim efsane adamım çıktı karşıma. Aradan beş yıl geçmiş. Tekrar o konferans ve Aytaç hocam gözümün önüne geldi. Şimdi size onun 2012 konferansından aldığım notları paylaşmak istiyorum:
*68 kuşağı devrimci idi, şimdiki kuşak; kulağında küpesi, vücudunun her yerinde dövmesi, özentili bir kuşak. Şimdiki kuşakla mücadele edilmez, çok uğraşmak gerekir.
*Okul kapısındaki çift başlı kartal olmalıdır. Müdür, sol tarafıyla geçmişi sağlıklı değerlendirmeli, sağ tarafıyla da geleceğe güvenle bakmalıdır.
*İnsanın ağzından, kulağından giren çıkar: Küfredenlerin her biri küfrü not alarak, dershaneye giderek öğrenmediler. Hepsi arkadaşlarından öğrendiler, unutmuyorlar da.
*3 sihirli kelimeyi sürekli kullan:
-Teşekkür ederim
-Lütfen
-Özür dilerim
3 zehirli kelime:
-Zeka
-Yetenek
-Kapasite
(Zekası, yetenek ve kapasitesi yeterli değil şeklinde)
Nobel ödülünü alanların hiç biri üstün zekalı kişiler değildir.
*Doktor ameliyat yaparken yakınlarını içeriye almaz. Okullardan veli çıkmıyor. Kendi işinize velileri niçin bu kadar karıştırıyorsunuz. Çocuğunun durumunu öğrenmek için okula gelen bir veliye çocuğuyla ilgili dert yanan öğretmene annesi, "Evde de şunları şunları yapar hiç memnun değilim," demiş. Öğretmen veliye , "Evdeki yaptıkları sizin meseleniz," deyince kadın, "Okuldaki yaptıkları da sizin meseleniz," demiş.
*Müdürün yaptığı toplantının başı ve sonu belli olmalıdır.
*Eskiden karakterli insan sayısı çoktu; çocuktan bit çıkar, psikolojisi bozulmazdı; Çanakkale'de ölüme giderken hiçbirinin psikolojisi bozulmadı. Sahte rapor veren doktor olmaz, binası çürük mühendis bulunmazdı.
*Benim haksız sizin haklı olabileceğinizi kabule hazır olmak bilimsel yaklaşımdır.
* Her koyun kendi bacağından asılır, biz birbirimizin bacağını asılırız.
*Milli Eğitim Müdürlüğü yaparken her gün arayıp okuluyla ilgili şikayette bulunan müdürü makamıma çağırdım, “İstifa et.” dedim. “Efendim ben suistimal yapmıyorum,” dedi.  Müdüre “Sen beni suistimal ediyorsun,” dedim.
*Sunacaklarımın (Söyleyeceklerimin) yarısı yanlıştır. Ama hangi yarısının yanlış olduğunu bilmiyorum.
*Okullarda önce öğretmen zilini, sonra öğrenci zilini çalmalı.
*Elinde ajandası olmayanın müdürlüğü tartışmalıdır.
*Essah müdür, gözünü ve gönlünü okuluna verendir.
*Bundan iyisi can sağlığıdır diyenin müdürlüğü bitmiştir.
*Müzik dinlemeli, şiir okumalı.
*Müdürlük müstakil olmalı, onların okuttuğu dersten hayır gelmez.
*Müdür rutin ve lüzumsuz işler yapmaz; süt taşımaz.
*Müdür cep telefonuna sahip olabilendir.

Konferansı verdiğinde eğitim sistemimiz 8 yıllık kesintisiz eğitimdi. 4+4+4 sistemi gündemdeydi. Kendisine yeni sistem sorulmuştu. Yeni sistemin nasıl olacağını bilmiyorum. Ama hangisinin daha iyi olduğunu anlamak için size bir fıkrayla cevap vereyim. “Adama iki tane içki şişesi getirmişler. “Beyefendi! Tadına bakıp hangisinin iyi olduğunu söyler misin” demişler. Adam, ilk şişeden içer içmez eliyle diğer şişeyi gösterir; bu daha iyi,” demiş. Adama, “Daha bunun tadına bakmadın,” demişler. Adam: Hiçbir şey bu içtiğimden daha kötü olamaz,” cevabı vermiş.

Milli Eğitim Müdürü olarak atandığı zaman şoför kendisini almaya gelmiş, “Nereye bineceğimi bilmiyorum. Şoför bana arka sağ kapıyı açtı. Halbuki, benim için arabanın en iyi yeri şoför mahalli idi,” dedi. Gülüştük.
***
Hocamız halen yaşıyor. Emekli oldum diye köşesine çekilmiş değil. Bilgi, birikim ve tecrübelerini Türkiye’nin her tarafını gezerek  paylaşmaya devam ediyor. Ufku çok geniş birisi. 40 yaşından sonra Milli Eğitim’deki idari görevleri bırakarak üniversiteye geçmiş. Hayatı da ilginç gerçekten. 

Şimdi 82 yaşında olmalı. Allah ona sağlıklı ve hayırlı uzun ömürler versin. Bu ülke insanının ondan öğreneceği çok şey var. Bu vesileyle hocamızı hayırla yadetmiş oldum. Allah sayılarını artırsın.  06/05/2017

Bir siyasi etiğimiz olmalı

Seçim sathı mailine girildi. Siyaset yapamıyoruz, biliyorsun. Ama herkes konuşuyor, biz de birkaç kelam edelim dedik. Zira kambersiz düğün olmaz...
Hiç bir konuda bir araya gelemeyen ve bir konuda anlaşamayan siyasilerimiz şu evrensel değerlerde bir araya gelmeli, ortak açıklama yapmalı.
1.Adalet; bana göre sana göre değil, herkese adalet. Şeriatın kestiği parmak acıtmamalı...)
2.Doğru sözlü olmak. İçi dışı bir olmak. İnanmadığını söylememek.
3.Bürokraside liyakat.
4.Birbirine empati yapmak, birbirini dinlemek, anlamaya çalışmak.
5.Seçim esnasında partinin ve milletvekili adaylarının, aday adaylığı ve adaylık döneminde nereye, ne kadar harcadıkları para miktarı açıklanmalı. (Vekil adaylarının aday adaylığı ve adaylık döneminde harcadığı/yaptığı masraf, 4 yıl yapacağı vekillikte alacağı maaş toplamı kadar ya da daha fazla. Kepçe ile dağıtılan bu harcamanın dönütü ne olacaktır? Bunun siyaseti ne kadar düzgün ve temiz olur varın siz düşünün. Eğer siyaset bu şekilde yapılacaksa düzgün gönderdiklerimizin ne kadar düzgün kaldıklarını ve kalabileceklerini irdelemek gerek.)
6.Partiler ve vekil adayları, iktidara geldiklerinde ne yapacaklarını vadetmeden önce seçim öncesi; kendilerine kimlerin, ne kadar yardım yaptıklarını açıklamalılar.
7.Adaylar ve partileri seçimden sonra iktidar -muhalefet olduklarında kimlerle çalışacaklarını seçimden önce belirleyip ilan etmeliler.
8.Seçim propagandası yapılırken çevre ve görüntü, ses kirliliğine özen gösterilmeli, miting yapılmamalı.  Tv, medya ve sanal alemde propaganda yapılmalı, illa miting yapılacaksa insanları ve şehri rahatsız etmeyecek şekilde şehir dışında yapılmalı. Ya da kapalı yerlerde yapılmalı... 06/05/2015


Kraldan çok kralcılara dikkat! *

Birbirini yakından tanıyan ve birbirine karşı sevgi, dostluk ve anlayış gösterenlerden…bir işte bulunanlardan her biri” diye tarif edilir arkadaş. Dost ise; “Sevilen ve güvenilen yakın arkadaş, sıkı fıkı görüşülen kimse, gönüldeş. Aralarında iyi ilişki bulunan, iyi geçinen” kişidir. “Güvenebileceğimiz, sırtımızı dayadığımız ve bizi arkadan vurmayacak kişidir” arkadaş ve dost. Her türlü derdimizi, sıkıntımızı paylaştığımız, yediğimiz ve içtiğimiz ayrı gitmeyen kişi, sırdaş. İyi günde kötü günde her daim yanımızda gördüğümüz kişi.

Eski Türkler savaşırken sırtını bir ağaca, taşa ve veya kayaya vererek ok atma yoluna giderlermiş. Bu sırt dayanan  taş kelimesi arka ile birleşerek arka-taş, sonradan arkadaş şeklini almıştır.  Gördüğümüz gibi arkadaş kelimesi derin anlamlar içermektedir. Karşılıklı fedakarlıklar üzerine kurulur. Fikir ve ideal birliği vardır. Arkadaş ve dostlar birbirinin hatırını güderler. Hatta “Dost için çiğ tavuk yenir” şeklinde bir atasözümüz de vardır. Öyle dost ve arkadaşlar vardır ki, zamanla kardeşin bile önüne geçer. Birlikte aynı yola başvururlar, ölümüne giderler. Birliktelikleri o noktaya varır ki aralarından su sızmaz. Birbirlerine en önemli makamları altın tepsi içinde sunarlar. Çünkü dostlukları diğerkâmlık üzerine kuruludur. Bu durum dostları sevindirirken rakiplerini de üzer. Öyle bir zaman gelir ki bazen arkadaş ve dostlukların arasına isteyerek veya istemeyerek kara kediler, kırgınlıklar ve incinmeler girer. Yolları, idealleri aynı olmasına rağmen metotta ayrılıklar ortaya çıkar. Böylesi durumlar gerçek arkadaş ve dost için büyük bir sınavdır aslında. Rakiplerin arayıp da bulamadığı bir ortamdır.

Sınavı ilk zamanlarda iyi götürürler. Kırgınlıklarını pek belli etmezler. İş davaya zarar vermesin, dostluğa halel getirmesin diye bağırlarına taş basarak kendi kabuğuna çekilir. Zaman her şeyin ilacıdır diye düşünür. Bu sefer kendini kraldan fazla kralcı addeden silahşörler pardon kalemşör ve yorumcular çıkar. "Çıkıp konuşmuyor, görüşünü açıklamıyor, davasına ihanet ediyor, susması ikrarındandır. Bak hiç çalışmalara katılıyor mu? Davet edildiği halde gelmedi. Birilerinin adayı olacak, eski arkadaşlarına rakip olacak. Nankör bu. Bugünkü elde ettiği makamı kime borçlu olduğunu bir düşünsün. Arkadaşı olmadan bir hiç. Çıksın karşısına da boyunun ölçüsünü alsın..." gibi tahrik edici yazılar, yorumlar yaparlar. Güya bunu inandıkları davaya hizmet ettiklerini sanarak yapıyorlar. Bu tiplerin yaptığı kaş yapayım derken göz çıkarmaktır. Birilerine, bak ben seni ölümüne destekliyorum mesajı vermektir. 

Bu tipler olayları basit ve yüzeysel düşünen kişilerdir. Kırgınlığı basit bir şey gördükleri gibi. Halbuki kırgınlık ve incinme vücudun yaralanmasından beterdir. Kolay kolay geçmez. Sonra insan dostuna kırılır, bir başkasına değil. Bu silahşörler araya girmese dostlar bir müddet sonra birbirlerinin gönlünü alır, yanlış anlaşılma varsa vüzuha kavuşturur. Onları bir müddet kendi haline bırakıp kendilerini dinleme fırsatı vermek gerekir. Birileri üzerlerine vazife olmayan işgüzarlığı bırakıp eğer bir iyilik yapmak istiyorlarsa en iyisi gölge etmemeleri de. Yok, biz mutlaka bir iyilik yapacağız diyorlarsa iki dargın insanı barıştırmada ne yapılması gerekiyorsa onu yapmalıdırlar. Onların arasını bulmak için gerekirse yalan söyleme yoluna gitmelidirler. İyilikte araya nifak ve fitne sokma yoktur. İyilik sırtını birine dayayarak diğerine vurmak değildir.

Son söz de kırgın olanlara! Davanızda samimi iseniz, birbirinizi dost ve arkadaş kabul ediyorsanız aranıza bir başkasının girmesine imkan vermeyin. Haydi, girdiler diyelim. Size düşen onların ağzının payını verip susturmaktır. Sizin vazifeniz değildir demelidir. Dostluk sadece bir arada iken birbirini savunmak, taltif etmek değildir. Küs ve dargın olduğun zaman ona laf söyletmemektir. Birbirinizin cenazesinde de olsa bir araya gelebilmektir. Kırgınlıkları rafa kaldırmaktır. Böylece aradaki buzları eritmiş olursunuz. Susarsanız gönül yarasını derinleştirirsiniz. Unutmayın ki bir yerde suç ve suçlu varsa hiçbir suç tek taraflı olmaz. İki tarafın da suçu vardır. Sadece oranları farklıdır. Bunun çözüm yolu da basın yoluyla mesaj ve beyanat vermek değildir. İletişim yolunu açık tutmaktır. Aradaki parazitlere söz söyleme fırsatı vermemektir. 05/05/2017


* 10/05/2017 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.