27 Kasım 2016 Pazar

Ne zaman adam oluruz? **


-Pazarcı, kullandığı pazar yerini temiz bırakıp satışa; ön ve görünen yerden vermeye başladığı zaman,
-Araç park ederken yaya ve araç trafiğini engellemediğimiz zaman,
-Kurban keserken çevreye görüntü çirkinliği vermediğimiz zaman,
-Toplu taşıma aracına binenlerden ayakta kalanların arka taraftan itibaren doldurmaya başladığı zaman,
-İnsanlara küsmeyip iletişim yolunu hep açık tuttuğumuz zaman,
-Park yasağı olan yerlere aracımızı koymadığımız zaman,
-Esnafın kaldırımın üstüne eşya koymayıp ve mağazasının önüne aracını park etmediği zaman,
-İnsan yoğunluğu olan yerlerde ihtiyacımızı gidermek için sıraya girip sıramızı beklediğimiz zaman,
-Herhangi bir işe girerken ya da işimizi yaptıracağımız zaman araya birini koymadığımız zaman,
-Hiçbir sınavda kopya çekmediğimiz zaman,
-Trafik kurallarına uyduğumuz zaman,
-Şehir planlamasında bina yapımında yüksek katı, şehir merkezindeki  caddelerden değil de –sinema salonları gibi- şehrin en uç noktasından başlayarak yaptığımız zaman,
-Her türlü üreticinin; komisyoncu, aracı ve bayiinden fazla aldığı zaman,
-Devlet dairesinde çalışan memur ile özel sektörde çalışanın aynı haklara sahip olduğu zaman,
-Herhangi bir depremde binalarımız yıkılmayıp cenazelerimiz olmadığı zaman,
-Toplum içerisine çıktığımız zaman kendimize yapılmasını istemediğimizi başkasına yapmadığımız zaman,
-En fazla çalışan, en becerikli kişi olarak sadece kendimizi görmeyip başkalarının da iyi çalıştığını ve becerikli olduğunu kabul ettiğimiz zaman,
-Hep iyi insan aramaktan vazgeçip kendimiz iyi olmaya karar verdiğimiz zaman,
-Çalıştığımız yerde mesaiye riayet edip tüm mesai saatlerini dopdolu geçirdiğimiz zaman,
-Kendimizi başkasıyla kıyaslamaktan vazgeçip kendimiz olmaya karar verdiğimiz zaman,
-Bir haksızlığa herkesten önce kendi camiasından insanların karşı çıktıkları zaman,
-Haksızlığı her zaman, her yerde, her pozisyonda hep haksızlık olarak gördüğümüz zaman,
-Yeraltı madenlerini çıkarırken alın terletenlerin ölmedikleri  zaman,
-Her işte çalışanların ve işyerlerinin hakkaniyet ölçüsünde denetlendiği zaman,
-Basının ve medyanın kimsenin adamı olmadan hep doğru haber verdiği zaman,
-İşinden şu ya da bu şekilde ayrılan insanlara “kovuldular” demediğimiz zaman,
-Evlenip ayrılmak isteyenlerin  kavga etmeden ayrılmaya karar verdikleri zaman,
-Belediyeler tarafından yeni yapılan yol ve kaldırımların ne kadar süre ile aynı şekilde kullanılacağına dair karar verildiği zaman,
-Eş ararken  “çalışan eşten ziyade” Allah’tan hayırlısı dediğimiz zaman,
-İş ararken masabaşı iş istemeyip alın terletmek istediğimiz zaman,
-Gerçek suçlulara verilen cezaların kamu vicdanını rahatlatacak şekilde zamanında ve yeteri kadar ceza verdiğimiz zaman,
-Herhangi bir iş ve meselede kişilerle uğraşmaktan ziyade prensiplerle hareket ettiğimiz zaman,
-Ne zaman adam olur demediğimiz zaman... 27.11.2014

11/12/2016 tarihinde Kahta Söz gazetesinde yayımlanmıştır.


26 Kasım 2016 Cumartesi

Boşluk

Evrene baktığımız zaman her şeyin yerli yerine oturtulduğunu görürüz. Çünkü Allah evreni yaratırken başıboş yaratmamış. Yeter ki bakacak gözümüz, işitecek kulağımız, hissedecek kalbimiz olsun.

Yeryüzü Allah'ın 'Sünnetullah' dediğimiz kanunlarıyla bezenmiş, her biri ölçülüp tartılarak yaratıldıktan sonra yerli yerinde kullanabilmesi için emanet olarak insanın hizmetine verilmiştir. Yaratılan canlı ve cansız her şeyin bir görev ve sorumluluğu vardır.

Yaratılan her şeyin bir sorumluluğu varsa insanın sorumluluğu yok mu? Var elbette. İnsanın da bu dünyada yapacağı, yapması gereken sorumlulukları vardır. Çünkü insanoğlu da başıboş yaratılmamıştır. Başıboş olduğu zaman ne olur? Başıboş insan şeytanın oyuncağı olur. Oyuncak olan insan şeytanın ve nefsinin elinde madara olur. Toplum olarak adına muhabbet, sohbet dediğimiz dedikodu ve gıybet yine başıboş olmanın bir sonucudur.

Nasıl ki Allah kainatı yaratırken lüzumsuz, başıboş bir şey bırakmadı. İnsanoğlu da yeryüzünde sorumluluğunu yerine getirirken hiç bir şeyi eksik ve başıboş bırakmaması lazımdır. Eğer ihmal ederse ne olur? Neler olmaz ki... Bir defa tabiatta boşluklar meydana gelir. Bu yüzden ihmale gelmez. İnsanoğlunun başına gelen her türlü felaket ve musibetin arkasında mutlaka görevini yapmama ve ihmal vardır. İhmal başıboşluğa sebebiyet verir.

Bir okulda sorun ve problemler ardı arkasına geliyorsa orada bir defa idari boşluk ve yönetim zafiyeti olur. İnsanların bir organizesi olan devlet görevini tam iyi yapmazsa boşluklar meydana gelir. İhmal sonucu meydana gelen bu boşluklar boş olarak kalmaz. Mutlaka birileri tarafından doldurulur. Boşluğu dolduranlar iyi niyetli ise pek sorun ortaya çıkmaz. Bu boşlukları doldurup mevzi kazananlar ya kötü niyetlilerse işte o zaman devlet bu ihmalin cezasını yıllar yılı çeker. Kendisi çekerken de onunla beraber halkı da çeker. Biraz somutlaştırırsak, devletin uzun yıllardır eğitim ve din alanında bıraktığı boşluk bugün adına FETÖ dediğimiz sinsi bir yapı tarafından yıllar yılı dolduruldu. Bunlar doldururken devleti yönetenler de bilerek veya bilmeyerek seyretti. Bu seyir bize pahalıya patladı. 2016 yılında bir nevi harakiri yapan bu örgüt bu topluma kapanmaz yaralar açtı. Bu yaralar maalesef zamanında bırakılan boşluklardan kaynaklanmaktadır. Şimdi millet olarak ölen insanlarımıza mı yanalım? Birbirimize güvensizliğimize mi yanalım? Ekonominin felç olmaya doğru gitmesine mi yanalım? Devletin hem içeride, hem de dışarıda yedi düvele karşı mücadele etmesine mi yanalım? Yoksa okumuşlarımızın kullanılıp intihar etmesine mi yanalım? Yanacak olan yönümüz çok. Say say bitmez. Bu gidişle biz yanmaya devam edeceğiz. Fakat ağlayanımız yok.

O zaman daha fazla ağlamamak ve bu ülkenin geleceğini kurtarmak ve korumak için devleti yeniden yapılandırırken yönetimde hiç boşluk bırakmayacak şekilde hesap ve kitap yapmamız gerekir. Hareket etmeden önce bin düşünüp bir yapmamızda fayda vardır. Acele edilen iş ve eylemlerde yine boşluklar oluşabilir. Ömrümüz hep bıraktığımız boşlukları doldurarak geçmesin. Yoksa daha çok canımız yanar. Çünkü akbabalar yemek için sıra bekliyor. 26/11/2016

Cami-okul yararına ortaklık

İçinizde farklı ortaklıklar yapanlar vardır mutlaka. Cami-okul işbirliği yapan var mı bilmiyorum. Eğer böyle bir ortaklık yapanınız yoksa o zaman ilk olma bakımından bu şeref bana ait.

2014 yılında kısa süreliğine görev yaptığım okuluma 100 m. mesafedeki caminin görevlisi yanıma geldi: "Hocam pazar günü seçim var biliyorsun. Gelene gidene okul yararına çay satalım, kazancı paylaşalım. Çay seti ve çay malzemesini ben temin ederim. Okulun önüne kurarız. Okuldan sadece elektrik kullanırız" dedi. Yapabilir miyiz dedim. "Hocam hepsini ben hallederim, ben uzun yıllar market işlettim. Ticaretten anlarım, sen merak etme, sadece çay ve suyun fiyatını gösteren yazı çıkartıver"  dedi. Tamam hocam olur dedim.

Pazar günü okula geldiğimde imam arkadaşımızın çay tesisatını kurduğunu gördüm. Kazanın başında eşi çay dolduruyor, 14-15 yaşlarındaki iki çocuğu da sandıkların kurulduğu sınıflara çay getirip götürüyorlar. Kendisi de tesisatın yanında altına çektiği bir sandalyeye oturarak işleyişi takip ediyor.  Öğleye doğru "Hocam çayı 50 kuruşa indirelim, daha fazla satalım" dedi, sen bilirsin dedim.
*
Akşam 17.00'de sandıklar kapanıp sayılar başlayınca ortağım beni çağırdı hesap görelim diye. Geldim yanına. 260 lira uzattı elime. "Hocam akşama kadar bu kadar birikti. Burada eşim ve iki çocuğum çalıştı. Sen bunlara bir yevmiye tespit et, aldığım malzemeyi de düşelim, gerisini paylaşalım" dedi. Hocam, kendin takdir et; çay, şeker ve ped bardak masrafını da düş, okuluma ne düşüyorsa bana onu ver dedim. Aile bireylerine 30'ar lira uzattı. 50 lirasını da masrafa çıktı. Geriye 120 lira kaldı. "Hocam bu paranın 100 lirasını da iktidar partisi yetkililerinden istedim" dedi. Paranın 60 lirasını bana uzattı. Ortağımın  ticari zekasına hayran kaldım. Onun yaptığı jeste karşılık okulumun payına düşen paradan 10 lirasını uzattım kendisine. 70'e, 50 paylaşmış olalım dedim. Teşekkür ederek ayrıldım yanından.

Hasılat beklediğim gibi olmadı ama ortağıma ne kadar teşekkür etsem azdır. En azından masrafları karşılamadı, zarardayız diye benden para istemedi. Yüzsüzlük yapıp siyasilerden para istemese masraflar cepten çıkacaktı. Okuldan giden elektrik sarfiyatını hesaba katmadık tabii. O da devletten oldu artık. Bereket ortağımızın aile fertleri" Biz 50 liradan aşağıya çalışmayız, 30'u kabul etmeyiz" demedi. Bir de öyle deselerdi pamuk elim cebime gidecekti ve havayı alıp ava giderken avlanacaktık.

Kar edemedik etmesine ama en azından 3 kişiye yani cami ortağımızın ailesine bir günlük iş vermiş olduk. Para, imamın bir cebinden çıktı, diğer cebine girdi yani.

Burada imamın ticari zekasına da hayran kaldığımı ifade etmeden geçemeyeceğim. Aldığı çay masrafını belirlemek için: "Pet bardak şu kadar almıştım, yarısının kullanıldığını kabul edelim, çayın yarısı kullanılmıştır...vs. diyelim. Kalan malzeme de caminin..." demesi yok mu? Hayran olmamak elde değil gerçekten.

Beğendiniz mi benim ortaklığımı?.. Eğer beğendi iseniz, biz de yapalım derseniz bu şanslı ortağıma ulaşmak isterseniz bir telefon kadar yakın olduğumu bilesiniz.   26.11.2016