İslam dünyasını ağlatmak üzere beslenen beslemelerin silahları, çıktığı kapıya döndü.
Medeniyetlerinin temeli kan ve gözyaşı olan Batı, Bizans oyunlarından vazgeçmelidir. Bu kanı bahane edip yeni işgallere kalkışmamalıdır. Yeniden vaftiz olup tövbe-i istiğfar etmelidir.
Ortadoğu'dan elini çekmelidir. İslam coğrafyasını işgal etmek için İslam fundamalizmi, İslam terörü diye diye sonunda bekledikleri doğum gerçekleşti. Irakta, Afganistan'da, Libya'da, Suriye'de attıkları tohumlar meyvesini verdi.
Nur topu gibi olan çocuğunuz hayırlı olsun. Beslediniz kargayı, oydu gözünüzü. Maalesef bu sizin eseriniz. Dünyayı kana bulayan, masum insanların canını alan Ortadoğu'nun yaramaz çocuğu sizin öp öz evladınız.
Bizden göründüğüne bakmayın. Bu zihniyet bize yabancı. 14.11.2014
14 Kasım 2016 Pazartesi
13 Kasım 2016 Pazar
Öğrenci ve burs*
"Hayırlı geceler abi, odunumuz bitti. Çok üşüdük, 4 tane odun aldık.
Hakkını helal et, öğrenciyiz." yazılı bu
not Kastamonu’nun Taşköprü ilçesindeki bir caminin odunluğuna bırakılmış
ve 13/11/2016 tarihli görsel ve yazılı medyada haber olarak yer aldı. Anlaşılan
yüksek okulda okuyan üniversite öğrencileri olsa gerek bu notu
bırakanlar. Üniversite
öğrencileri genelde ilk yıl kendilerine yurt çıkmış ise orada kalır,
yurtta edindikleri birkaç arkadaşla birlikte ikinci dönem ya da ertesi yıl eve
çıkarlar. Sanırım bu gençler de evde kalan türünden.
Gurbette okumak, maddi imkanları kıt olan öğrenciler için daha bir zordur gerçekten. Bu gençler bıraktıkları notla Türkiye gündemine geldiler. Dört odunla sabahı bile geçiremezler. Evin soğuğu biraz kırılır o kadar. Ya ertesi günler bu gençler ne yapacaklar? Haydi yakacak bir şekilde temin edildi diyelim. Ya diğer giderleri ne olacak? Kira parası, yiyecek, içecek, elektrik, su harcamaları var daha geride. Herhangi bir yerden odun-kömür alamadan geceyi soğuk bir ortamda yorgan veya battaniyesine sarılarak geçiren daha nice gençlerimizin türlü türlü hikayeleri vardır kim bilir?
Gençlerimizin bazılarının maddi açıdan
imkanları iyi olabilir ama bu ülke insanının okuyanlarının ekseriyeti maddi
imkanlardan yoksun maalesef. Ailesinin saçını süpürge ederek gönderdiği
harçlığı kıt kanaat, ucu ucuna denk getirmeye çalışır çoğu. Hatta bazıları
okuldan arta kalan diğer zamanlarında part time çalışırlar bile. Kimi de
okuyamayıp bırakır gider. Kimi okuyabilmek için bazı vakıf ve derneklerin
şemsiyesine girer. Evinde, yurdunda kaldığı gruba karşı hayat boyu minnet borcu
duyarak yaşamaya devam eder. Kimi gönüllüsü olur bir müddet sonra. Kimi de içine
sinmese de gördüğü iyilik karşısında boynunu büker. FETÖ ve PKK'nın bu şekilde
kendisine eleman yetiştirdiği kişilerin sayısı az değildir. Değerlendirmemi
abartılı bulanlar için Ömer Seyfettin'in 'Diyet' isimli hikayesini hatırlatmak
isterim...Nasrettin Hoca'ya biri ıslanmasın
diye şemsiyesini vermiştir. Şemsiyeden dolayı yağmurdan ıslanmaz ıslanmaya. Ama
şemsiyeyi veren her gördüğünde hocanın başına kakar, olayı hatırlatırmış:
"Hocam o gün benim şemsiyem olmasaydı, senin halin nice olurdu" diye.
Bir, iki, üç...beş derken hoca dayanamaz. Elbisesi ile birlikte havuza atlar:
"İşte böyle olurdum, tamam mı" der.
Her kıt kanaat okuyanlar kötü niyetli grupların eline düşer anlamı çıkmasın dediklerimden. Ya da her vakıf, dernek öğrencilere yaptığı iyiliği durmadan başa kakar anlaşılmasın. Her vakfı, her derneği, her camiayı kasdetmesem de maalesef geneli, yaptığı iyiliğin karşılığı olarak bir ömür boyu kendisine hizmet beklemektedir.
Öğrencilerin, özellikle gurbette okuyan üniversite öğrencilerinin bazı kötü niyetli grupların eline düşmemesi için devlet KYK vasıtasıyla burs ve kredi vermektedir. Eskiye oranla verilen burs-kredi yaraya merhem olmaktadır. Yeterli mi? Değil maalesef. Bunun yanında vakıf ve dernekler, STK'lar, firmalar, kişiler vs öğrencilere burs vermektedir. Öğrencinin bu şekilde desteklenmesi takdire şayan gerçekten. Yerine ve hedefine varan en güzel sadakadır bu. Bizim insanımız veriyor. Allah hayırlarını kabul etsin. Fakat devletin dışında verilen bursların dengeli bir şekilde dağıtıldığı kanaatinde değilim.
Bana günümüzde yapılabilecek en iyi hayır nedir dense hiç tereddütsüz üniversite öğrencilerine burs vermek derim. Ayette zekat verilmesi gereken sekiz sınıftan olan "ve'bnis-sebil" yani 'yolcular' sınıfına öğrencilerin de girdiğini düşünüyorum. Yukarıda dedim ya verilen burslar dengeli değil diye. Bazı öğrenciler vardır 5-6 yerden burs alır, bazıları ise ailesinden gelen ve devletten aldığıyla yetinir. Tıpkı sermayenin belirli ellerde dolaştığı gibi bazıları burs ile ihya olurken diğerleri de havasını alıyor. Hatta bildiğim biri, öğrenci iken aldığı burslardan dolayı okuduğu ilde bir arsa aldığını söylemişti bana.
Okuyan öğrencilerin kötü niyetli kimse
ve grupların eline düşmemesi için iyi bir arazi çalışması yapılmalı, vakıf ve
derneklerden burs verenler bir araya gelerek ortak bir burs fonu oluşturup burs
verme kriterleri belirlemelidir. Burs verilen öğrenci, aldığı burstan dolayı
asla minnet duygusu hissetmemeli ve çekmemelidir. İsteyene burs vermekten
ziyade isteyemeyen ihtiyaç sahibi kişilerin tespit edilmesi
sağlanmalıdır. Devlet dışındaki burs verenler bir araya gelemez, herkes kendi
seçtiğine verir deniyorsa devlet, verdiği kredi miktarını kredi alacak kişinin
istediği miktara çıkarabilir. Nasılsa kredi geri ödemelidir. Borç yiyen kendi
kesesinden yer. Birilerinin tuzağına düşmektense bu yöntem uygulanabilir.
Ayrıca devlet 657'ye tabi personeli için yaptığı çocuk yardımını yeniden gözden
geçirmelidir. Bildiğim kadarıyla devlet, 0-6 yaşındaki çocuğu katlamalı çocuk
yardımı yaparken 7 yaşından sonra ise sembolik bir yardım yapmaktadır. Halbuki
esas masraf çocuk büyüdükçe artmaktadır. Bütün mesele sadece bez ve mama
değildir...
Serdettiğim önerilerimin uygulama imkanı olmayabilir. Ne öneride bulunulursa bulunulsun ama mutlaka gençlerimizin ekonomik sıkıntıdan dolayı yakın zamanda gördüğümüz hala yaralarını saramadığımız durumlarla karşılaşmamaları için uygulanabilir çözümler ortaya konmalıdır. Malumunuz tabiat boşluk kabul etmez. Yoksa daha çok ağlarız... 13/11/2016
30/11/2016 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
Eceline susayan cami duvarına işer *
Haydi polisle sorunları var, pusu
kurup öldürme yoluna gidiyorlar. Askerle sorunları var, yok etmek
istiyorlar. Çünkü polis-asker; astıklarını astık, kestikleri kestik
imkanı vermedikleri için ayak bağıdırlar. Onları kalleşçe öldürmezlerse
gün yüzü göremeyecekler. Polisi ve askeri öldürmelerinin de bir anlamı yok ya.
Haydi bu durumun bir izahı var diyelim.
Kaymakamdan ne isterler bu kalleş
katiller sürüsü. İlçenin başta güvenlik olmak üzere tüm sorunlarını çözmek için
kendisini seferber eden devletin ilçedeki en yüksek mülki amiri. Kapısında
doğru dürüst güvenliği bile olmaz. Elinde, belinde silahı yok. Akşama
kadar kapısı sonuna kadar vatandaşa açık. Dert dinler durmadan,
şikayetleri not eder. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı (Fak Fuk Fon)
vasıtasıyla ilçedeki ihtiyaç sahiplerinin odun, kömür, yiyecek,
içecek, sağlık, barınma vs her türlü ihtiyacını gidermek için
gecesini gündüzüne katan bu insandan ne isterler? Anlamak zor gerçekten. Bir
yerde kendisine silah doğrultulması gereken en son kişi olması gerekir bu
fedakar insanların. Zor şartlarda devleti temsil eden bu insanı öldürenin olsa
olsa kendisiyle sorunu olur. Kendi kavgasını masumda arama psikolojisidir bu.
Hele şimdilerde bir yerin mülki amirleri, devletin şefkat yönünü gösteren
babacan kişilerdir. Eskilerde kaldı halka kan kusturan, devletin soğuk yüzünü
temsil eden yöneticiler. Güney Doğu’da devletin şefkat damarını gösteren
yöneticilerini gördüler mi adamlar kırmızı görmüş boğa gibi oluveriyorlar
hemen. Yok edilmeli ki; halka baskı gelsin, baskı geldikçe, “Bakın devlet size
kan kusturuyor” edebiyatı yapabilsinler. Devletin imkanlarını halka seferber
eden bu kişiler yok edilmeli ki kendi kötü emellerine hizmet edecek avane ve
sempatizanları olsun her daim. Böyle yapmazlarsa yaşadıkları bölgede ekmek yok
kendilerine. Diyarbakır emniyetinde farklı bir emniyet müdür profili çizen,
kısa zamanda halkın gönlünde taht kuran Gaffar OKKAN nasıl yok edildiyse böyle
kaymakamlar da yaşamamalıydı aralarında.
Ömrün yarısı denen 35’inde kıydılar
maalesef. Birileri o bölgemizde maalesef huzur ve barış istemiyor. Sürekli
kandan besleniyorlar. Halka iyilikten başka bir şey düşünmeyen bu insanı
öldürmek için insanın aklından zoru olmalı, vicdan denen duygusu olmamalı,
fıtratı bozulmuş olmalı böyle satılık, kiralık, kancık katillerin. Haydi ülkede
huzur istemeyenler ilçedeki devletin en yüksek mülki amirini öldürerek devlete
meydan okumak istediler diyelim. Kötü, kötüdür. Mutlaka kötülüğünü yapacak,
meşrebini ortaya koyacak...Peki bu adamlar kaymakamın odasına kadar girip
masasının altına bombayı nasıl koydular? Odasına nasıl girdiler? Demek ki içeriden
destek gördüler. İçeride işbirlikçileri var. Kim bilir içerideki haine kaymakam
ne iyiliklerde bulunmuş, ne sorununu çözmüştür. Haydi dışarıdaki terörist
kaymakamı tanımıyor. İçerideki adam amiriyle kaç defa yüz yüze gelmiştir,
oturup kalkmıştır. Beraber çay ve kahve içmişlerdir. İnsan olan, beraber
çalıştığı mesai arkadaşının öldürülmesi uğruna bir başkasına nasıl yardım ve
yataklık yapabilir? İnsanda biraz mide olmalı. Kaymakamlık dediğin yerde
yüzlerce insan çalışmaz ki, çalışanın sayısı bir elin parmaklarını geçmez.
Gerçi benim ki de laf yani. Hain için ihanetin sınırı olamaz. Hala
öğrenemedim gitti. Adamlar devletin en tepesindeki kişinin yaveri olacak
şekilde kendilerini gizleyerek merdivenleri tırmanmış ya da tırmandırılmış,
kaymakamlıkta mı olmayacak?
Ülkemizin gücünü beğenir ya da
beğenmezsiniz. Ama bir hakkı teslim edelim. Bu kadar haini içinde barındıran
bir devlet hala ayakta ise bu devlet dünyanın en güçlü devletidir. Hiçbir
devlet bizimle bu konuda boy ölçüşemez.
Yazıklar olsun kandan beslenen hainlere!
Bunlarla aynı ülkede yaşamaktan, aynı familyadan olmaktan utanç duyuyorum.
İnsan bu kadar alçalamaz. Bu kadar kendini satamaz. Aklını kullanmamazlık
edemez. İnsan olan; havasını teneffüs ettiği, ekmeğini yediği kaba pislemez.
Bunlar, insanlıktan nasibini almamış, insan görünümlü heyula yaratıklardır
maalesef.
Kaymakamım sen rahat uyu! Fedailerin o bölgeyi dar edecek
onlara. Rabbim sana merhamet etsin! Sen şehadet şerbetini içerek kurtulup
gittin, en yüce makamdaki yerini aldın. Ya biz ne yapacağız? Eceline susadığı için cami duvarına
işeyen bu beyinsizlerle yaşamaya devam edeceğiz maalesef... istesek
de istemesek de. Buna yaşama denirse eğer... 13/11/2016
Not: Derik Kaymakamı Muhammed Fatih SAFİTÜRK'ün anısına kaleme alınmıştır.
* 16/11/2016 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
* 16/11/2016 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)