2 Kasım 2016 Çarşamba

"Öğretmenlik ne kolay!"

Öğrenciler birbirinden faydalanmasın diye öğretmen sınavda iki grup yapar. Soruları dengeli bir şekilde sormaya çalışır. 'A' ve 'B' diye iki grup yapar. Bazı öğrencilerin gözü hemen yanında oturanın sınav kağıdına kayar. Sınav bitiminde "Sizin grubun soruları kolaydı, o sorular bana çıksaydı ben hepsini yapar, yüz alırdım" demeye başlar.

Bazıları ortaklaşa bir iş yapar. Paylaşım yapıldıktan sonra "Sana iyisi çıktı" der. Bazısı kendi işini zor olarak görür, büyütür de büyütür. başkalarının işini hep kolay olarak görür. Zaman zaman mesleğimi soranlar öğretmen olduğumu duyunca: "Öğretmenlik çok kolay" demeye başlar hemen. Hele bir de ikili öğretim yapan bir okulda çalıştığını öğrenince: "Oh, ne güzel! Yarım gün çalışıyorsunuz, 12-13.00'da işiniz bitiyor" sözü hazır zaten ağzında.

90’lı yıllarda Konya’nın bir ilçesinde Kaymakam okul müdürlerine bir toplantıda “Bu çocukları nasıl yetiştiriyorsunuz, şöyle kötüler, böyle kötüler, davranışları iyi değil. Ben olsam şöyle yaparım, siz eğitimciler tam olarak görevinizi yapmıyorsunuz,”sadedinde bir konuşma yapar. Gel zaman git zaman bir genel lisenin, İngilizce öğretmenine ihtiyacı olur. Lise müdürü Kaymakam’a giderek “Kaymakamım! İngilizce'm iyi, ihtiyaç olursa girerim demiştiniz. Bizim okulda İngilizce derslerine girer misiniz?" Kaymakam kabul eder, heyecanla derse girer girmez, sınıf "Hoş geldiniz Keltoş Amca! "diyerek Kaymakamı karşılar. Kaymakam dersi güç bela bitirir. Okul müdürünün odasına gelerek “Bu çocuklar ne biçim çocuklar böyle yahu ” diye dert yanar ve derse girmekten vazgeçer. 

Öğretmenlik göründüğü gibi kolay değildir. Eleme usulünün kalktığı, aileler nezdinde aşırı korumacılığın ortaya çıktığı günümüzde hiç kolay değil. Kaçan balık hep büyük olur derler ya. Bazı insanlar da sürekli kendi işini başka insanların işiyle kıyaslar. Neredeyse ömürleri bu mukayese ile geçer. Bu tip insanları anlamak zor gerçekten. Halbuki her işin ve her mesleğin çalışma şartları farklıdır. İşlerin zorluk ve kolaylığını iş başa düşünce veya işin içine girince anlıyor insan.

İkili öğretimde sabahçı olan biri saat 07.00'de derse girdiğini düşünelim. Bu kişi evinin mesafesine göre sabah kaçta kalkıp kaçta evinden çıkacak? Bunu bir düşünmek lazım. Sabahçı öğretmen ve öğrenci daha Güneş doğmadan karanlıkta evinden çıkıyor, sabahın ayazını yiyor. Güç-bela derse girer. Uyuyanı mı ararsın, gecikeni mi, konuşanı mı? Teneffüste öğrencinin nice güçlükle aldığı beslenmesini mi yedirsin, dersini mi işlesin. Önünde en az 30 öğrenci var. Sabah uykusu açılınca konuşan konuşana. Kızıp-bağıramazsın. Çünkü her sınıfta sınıfın altını üstüne getiren çocuklar vardır. Bu çocuğu susturup ders işleyebilmek için ağzınla kuş tutabilmen lazım, maalesef bu da mümkün değil. Çünkü çocuğun okuma gibi bir derdi yok. Okula ancak huzur bozmak, dinlenmek ve oynamak için geliyor. Ailesinin avutamadığını öğleye kadar avutacaksın. Bir dersten çıkıp diğer sınıfa gideceksin.

Öğleye kadar 7-8 ders saati işleyeceksin. Öğleye kadar 10'ar dakika bir çay içimi kadar dinleneceksin, eğer nöbetçi değilsen. Nöbetçi ise çayını ayakta içeceksin. Dersin bitecek, eve geldikten sonra ertesi günün dersine hazırlanacaksın. hangi sınıfta, hangi konuda kaldığını bileceksin. Sınav tarihi yaklaştığında soru hazırlayacaksın. Haftalık ders saatin bir sınıfa fazla ise pek sorun olmaz. Eğer dersin haftada bir veya iki saat ise bu demektir ki girdiğin ders ve sınıfta fazla demektir. Farz edelim ki mevcudu 400'ü bulan 13 ayrı sınıfın dersine giriyorsun. Soruları hazırlayacaksın. Sınavı yapacaksın. Bir sınavda 400 kağıdı okuyacaksın. Okuduğun sınavın puanlarını e-okul sistemine gireceksin. Her okuduğun sınıftaki her öğrencinin sınav ve soru analizini çıkaracaksın. Her hazırladığın sınav için cevap anahtarı hazırlayacaksın. Bu anlattığım 13 sınıfın sınavını aynı anda diğer öğretmenlerden rica ederek yaparsan. Eğer aynı anda sınav yapamazsan bu demektir ki her bir sınıf için ayrı ayrı soru hazırlayıp cevap anahtarı hazırlayacaksın. Bir düşün 400 kağıt kaç günde okunur.

Demek istediğim öğretmenin mesaisi girdiği dersle, okulda bulunduğu zamanla sınırlı değildir. Mutlaka akşam evinde ders çalışmak, soru hazırlamak, resmi evrak hazırlamak zorundadır. Sonra siz 7-8 saat boyunca sadece 10'ar dakika teneffüs yaparak ayakta, sürekli konuşarak veya tahtaya yazarak çalışmayı kolay zannediyorsunuz. mesele ayakta durmak ve ders işlemekten ibaret olsa yine iyi. Ders işleyebilmek için öğrencinin de derse hazır olması lazım.

Efendim! Öğretmenin tatili bol diyebilirsiniz. Uzun tatil öğretmenin sorunu değil. Gidin bu sorunu yetkililerle konuşun. Öğretmenin tatili kısaldı da öğretmen mi uzatıyor.

Öğretmenliğimden şikayetim yok. Sadece öğretmenlik kolay diyenleredir benim serzenişim.  Ben kendi işime bakayım, başkası da kendi işine baksın. Gülü seven dikenine katlanır. Zahmetsiz rahmet olmaz. Hiçbir şey göründüğü gibi değil. Bu bilinsin istedim. Hayatta kolay iş yoktur. Allah herkese mutlu ve huzurlu olabileceği iş versin. Yok, öğretmenlik kolay deniyorsa buyurun siz de öğretmen olun. Elinizden alan mı var? 02/11/2016


Suçluyu affetmede kim hak sahibidir?

Adalet sisteminde tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi sıkıntı var. Hapishanelerimiz suçlu kaynıyor. İçeri girip çıkan topluma kazandırılamıyor. Çıkan tekrar suç işliyor. Verilen cezalar caydırıcı olacağı yerde sanki yeniden işle der gibi bir anlam çıkıyor. İşlenen bir suça karşı verilen ceza maşeri vicdanda kabul görmüyor. Hapishaneleri boşaltmak için devlet zaman zaman ceza indirimine gidebiliyor. Bazen af yasası çıkarabiliyor.  Hakimlerimiz kolay kolay karar veremiyor, içeriye suçlu diye alınanın iddianamesini hazırlamak bazen aylar-yıllar alabiliyor. Yargılama yıllar yılı devam edebiliyor. Aylık veya bir kaç ayda bir yargılama için gün veriliyor. Nafile turları yıllarca devam edebiliyor. Adalet sistemimizi anlayamadım gitti. Eğer biri anlamış da anlatmamışsa hakkım kalır.

Devlet bazen af yasası çıkarabiliyor, bazen de ceza indirimine gidiyor dedim yukarıda. Devletin kendisine karşı işlenen suçları affedebilir. Buna diyeceğim yok. Fakat bireyi ve toplumu ilgilendiren suçlarda devlet nasıl olur da suçluyu affedebilir? Bu tür suçluları ancak ateşin düştüğü ve yaktığı  yer affedebilir. Devletin böyle bir hakkı olmaması lazımdır. Devletin görevi suçu önlemektir. Haydi önleyemedi. Suç işlendi. Devlet suçluyu yakalayıp yargılamalıdır. Eğer devletin suçluyu affetme gibi bir düşüncesi varsa  bu konuda mağdurun düşünce ve görüşünü almalıdır. Mağdur ve mağdur tarafı "affedebilirsin" şeklinde bir onay verirse ancak o zaman devlet suçluyu serbest bırakma hakkına sahip olur. Yoksa üzerine vazife olmayan bir işe kalkışmış olur devlet. 02/11/2016

1 Kasım 2016 Salı

Gününde öğretmen

Bir öğretmenler günü daha yaklaştı. Böyle bir günde öğretmenler daha fazla mesaj alır. Devlet yetkilileri tebrik ederler. Törenler yapılır. Öğretmenlerin fedakarlığından dem vurulur, öğrettiği  her bir harf için 40 yıl kölesi olurum bile denir.

Kendi gününde kendisini kutlatmak için tören yapmak zorundadır. Çünkü günü, "Belirli gün ve haftalar" içerisinde yer alır. Öğrencileri kendi seçer, şiir ve konuşmaları kendi belirler. Öğrenci öğretmenini övücü şeyler söyler. Öğretmen de bu durumu izler ayakta. Görevli öğretmen de program mükemmel olacak diye çabalar durur. Tören bitimi öğrencilerinden gelen birkaç çiçekle dersin yolunu tutar. Ya bir de öğretmen ilçe-il programını düzenlemekle görevli ise günler öncesinden başlayan hazırlık öğretmenler gününde yerini heyecan ve endişeye bırakır. Programda bir aksama olur mu endişesiyle perde gerisinde dokuz doğurur.

Bazı okul yönetimleri bu günde bir öğretmenler kurulu ihdas ederek öğrencilere kıvrak eğitim yaptırır. Öğretmenler de kendi ceplerinden harcayacakları para ile böyle bir günde birlikte yemek yerler. O günün akşamında günü sona erer. Eski kaldığı yerden hayatına devam eder. Bu sene toplantı icat etmeye gerek kalmayacak ortaokullar. Çünkü o gün TEOG sınavı yapılacak.

Bu günün sevindirici bir yönü var. Senede bir gün de olsa veli, yetkililer, basın o gün öğretmenleri eleştirmez. Ertesi günden başlamak suretiyle eleştiriler ardı arkası kesilmeden gelmeye devam eder. Çünkü öğretmenlik son yıllarda hiç olmadığı kadar bir itibar sorunu yaşamaktadır. Bu meselede öğretmenin payı olduğu kadar sistem ve diğer kesimlerin de payı büyüktür.

Kanaatimce öğretmenler günü, öğretmenin öz eleştiri yapacağı gün olmalıdır. Neredeyim, nerede olmalıyım, eğitim ve öğretimdeki başarı ve başarısızlıktaki payım nedir? Başka türlü nasıl olmalıyım, şeklinde sorulacak sorulara cevap aramalıdır. Başarı ve başarısızlıkla ilgili emek sarf edilmiş raporlar o gün yayımlanmalıdır. Devlet yetkilileri de sadece o güne  mahsus övücü sözlerden vazgeçmelidir. Öğretmenin tayin, özlük hakları, maaş, ek ders, terfi, yükselme vb tüm durumları izleyen ocak ayında başlayacak şekilde bugün  açıklanmalıdır.

Yok biz bu durumdan memnunuz. Bu gün kutlamayla geçiştirilecek deniyorsa öğretmeni gününde rahat bırakın. Gününü zehir etmeyin. Öğretmenin gününü bir başkası hazırlayıp sunsun. Öğretmen izleyici olarak katılsın. Hatta öğrencisi o gün ders işlesin, veya öğretmenleri durmadan eleştiren doğuştan öğretmen olan başka meslek sahipleri o günkü dersi onlar anlatsın. Öğretmen arkada dinleyici olsun...

Günse eğer, günün kutlu olsun öğretmenim! 01/11/2016