18 Ekim 2016 Salı

İki okul müdürü profili...Seç-beğen!

Merkezin kenarında bir okul düşünün: Maddi imkanlar yönünden zayıf, kantini yok, hizmetli ve öğretmen sıkıntısı çeker devamlı. Ücretli öğretmenlerle eğitim ve öğretime devam eder genellikle. Kurum kültürü oluşmaz. Çünkü gelen gitmek için gelir. Fırsatını bulduğu anda bırakır gider. Ulaşım zor ve meşakkatlidir. Bahçesi geniş olmasına rağmen sosyal alanı yoktur, kalorifer yakılması bir sorundur. Merkez bir okula göre ilçenin nimetlerinden en az yararlanır. Kırtasiye, fotokopi, toner ve yazıcı ve fotokopi makinesi hep sorundur. Çoğu öğrencide bir hedef yoktur.

Şehrin merkezindeki bir okulun durumu ise kenardaki okulun tam tersidir.

Aklınızdan sorununuz var da müdür olmak isterseniz hangi tür okulda görev yapmak istersiniz? Elbette imkanları olan merkezi bir okulda çalışmayı tercih edersiniz.

Bir okul müdürü düşünün ki öğretmen ve öğrencinin huzurlu bir ortamda eğitim ve öğretim görmesi için okulun imkanlarını sonuna kadar zorlayıp eğitim ve öğretime başlıyor. Sene başında öğretmenin kullanacağı tahta kaleminin mavi, kırmızı ve siyahını temin ediyor. Mürekkebi bittikçe doldurulması için öğretmenler odasına mürekkep koyuyor, ilçenin verdiği fotokopi kağıdını, makinesiyle birlikte öğretmenin kullanımına sunuyor, kağıt ve toneri bittikçe ya birlik hesabından alma yoluna gidiyor, ya da ödenek imkanı olan lise müdürleriyle irtibata geçerek ihtiyacını giderme yoluna gidiyor. Öğretmen takviye kursu için derse giriyorsa ders defterini temin yoluna gidiyor. Öğretmenin ders programını arada boşluk bırakmayacak şekilde hazır hale getiriyor. Bu idarecinin tek hedefi vardır: öğretmenin huzurlu bir şekilde derse girmesi ve öğrencilerine verimli olmasıdır. Bu müdür merkezi bir okulun müdürü müdür yoksa taşranın mı? Öğretmenlerine her türlü imkanı sunan bu müdür maalesef kenarda görev yapan biridir.

Merkezde görev yapan müdür ise fotokopi makinesine şifre koyarak öğretmenin hizmetine sunuyor, kağıt istiyorsun: "Kağıt temini sizin göreviniz hocam" cevabı alıyorsunuz. Tahta kalem diyorsunuz. "Hocam ne kalemi, kalem bulmak öğretmenin asli görevlerindendir" deniyor. Hocam takviye kurs için defter lazım. " Hocam onu öğretmen temin eder" cevabına alışıyorsun kısa zamanda. 

Ders programı hazırlanırken öğretmen merkezli değil, idareci ve öğretmen hesaba katılarak hazırlanmakta.

Öğretmen çekeceği fotokopinin parasını öğrenciden toplayacak, kağıdını koltuğunun altında getirecek...Hasılı merkez müdürü sorumluluğu tamamen öğretmene yüklemiş, taşra müdürü ise bütün sorumluluğu üzerine almış. 

Hangi müdür daha rahattır desem herhalde her birimiz merkez müdürüdür der. Ben de aynı kanaati taşıyorum. Belki de en doğrusu merkez müdürünün yaptığıdır. 18.10.2016

Ucube okul isimleri


Tüm okullarımızın Anadolu Lisesi olduğu, düz ve normal liselerin kalmadığı düşünüldüğünde çok uzun olan okul isimlerinin icerisinde "Anadolu" diye söyleyip yazmaktansa kaldırıp isimlerin kısaltılmasına katkıda bulunmak gerekir.

Yazışma ve başlıklarda a4 kağıdı da dolmamış olur. İşin mi yok kardeş derseniz; derim ki, gelin eğitimi düzeltmeye isimden başlayalım. Ayrıca MEB, uzun isimlerden kurtulması gerekir, bir çok okulu zikretmek için arada nefes almak, sayfaya yazmak için de 2.satıra geçmek gerekiyor. İsim vermede bölgeyi çağrıştıracak isimleri vermeli, hayır severin kısa özlü adı verilmeli, sülalesinin adını vermekten kaçınılmalı.

Etrafımıza baktığımızda ismi kısa olan okul sayısı maalesef bir elin parmakları kadar. 18.10.2014

17 Ekim 2016 Pazartesi

Gelin bu profili tanıyalım!

2007 yılları olsa gerek. Babasının aldığı telefonu pek beğenmeyen gençliğin baharında bir delikanlı, yakın bir akrabasının elinde oynadığı telefona gıpta ile bakar. "Beğendiysen vereyim. Bu telefonun şu şu özellikleri var. Seninki bir işe yaramaz . Ben zaten model yükselteceğim" der. Daha hayatında hiç alışveriş yapmamış olan genç telefonu satın alır. Telefonun ikinci eli o günlerde 120-130 lira civarında. Kendi parasıyla ilk defa bir ticaret yapacak olan genç telefonu alır. Telefonu gören babası: "Oğlum bu telefonu niye aldın, bunun ekranı bozuk ve kırık üstelik, sonra bu telefonu daha ucuza alabilirdin, sen 135'e almışsın bir de" deyince, oğlu: "Baba bu telefonun ben hattını da aldım. İçinde hattı da var. O yüzden fiyatı biraz yüksek" der. Babası: "İyi yapmamışsın ama madem almış bulundun hayırlısı" deyip konuyu kapatır.

Yaptığı alışveriş sonrasında cep telefonuna "Şu kadar hediye puanınız birikti, hattınıza 100 kontör yüklemek isterseniz telefon numaranıza aşağıdaki şifreyi giriniz" mesajı alan baba, çocuğuna kontör almak ister. Hediye puanı ile kontör almak isteyen babadan GSM annesinin kızlık soyadını ister. Telefon ve hattın sahibini tanıyan baba, hat sahibinin annesinin kızlık soyadını girer. Operatörden gelen mesaj: "Girmiş olduğunuz anne kızlık soyadı yanlış" uyarısını alır. Baba, oğlunu arar. "Şu telefonuyla birlikte hattını da aldığın adamı ara, bu hat kime ait, bir sor" der. Gelen cevap: "Hattın kendisine ait olmadığını, yoldan geçen birinin üzerinden aldığını, kim olduğunu bilmediğini" söyler. Ölür müsün? Öldürür müsün? Kendi adına  biri bir başkasına hat alıveriyor. Alan alıyor, veren veriyor. Kendisine ait olmayan hattı da bir başkasına satıyor. Alan da alıyor.  Bu hattı bir başka hatta ne değiştirebilirsin, ne de mesaj göndererek kontör yükleyebilirsin. Üstelik o zamanlar da hat GSM tarafından ücretsiz olarak veriliyordu. Siz hiç uyanıklığın böylesine rastladınız mı? Sonuç yeni sıfır hat gibi parası verilerek alınan hat çöpe gidiyor, ekranı bozuk ve kırık telefon da tabii. Bu şekildeki telefonu akrabasına hattıyla birlikte satan, kendini akıllı sanan gözü açık böylece telefon modelini yenileyebiliyor. Bu alışverişin bir hayırlı yönü, alan kişi iki yönlü zarar etse de çok sevdiği akrabasına iyilik yapmış oluyor bu şekilde.
***
Telefon alaveresinden bir yıl sonra çiçeği burnundaki genç 18'i bitirmiş ehliyet kursuna yazılmış. Yazılı sınavını geçmiş. Sırada direksiyon kursu var. Sürücü kursunun verdiği eğitim yeterli değil, babasının da arabası yok o zamanlar. Genç, yakını bildiği akrabasının yanına gider. Arabana biraz bineyim diye. Olaydan bu sefer babası da haberdardır. İçinden bu akraba böyle iyilik yapmaz ama Allah hayırlar getire der. Eve kredi kartını bırakır, arabaya biraz yakıt alırsınız diye. Evin yakınındaki pazar yerinde bir kaç kez sürer genç. Akşamında eve gelen baba yemek esnasında hanımına: "Akrabamıza kartı verip yakıt aldınız mı" diye sorar. Eşi: "Kartı akrabamıza verdim, dediğin kadar almasını söyledim, gitti aldı geldi" der. Annesinin yakıt parası verdiğini duyan genç: "Ne  yakıt parası verdiniz, ben de verdim" deyince aile fertleri acı acı gülümseyerek birbirlerine göz gezdirir. İki tarafı da bu şekilde birbirinden habersizce idare eden bu iyilik perisine ne denirdi ki?...
***
Aile bu iyilik timsali insandan ne kadar uzak durmak istese de nasıl ki dünya küçükse, yaşadıkları şehir de o kadar küçük. Bir de akraba olmaları dolayısıyla yolları şu ya da bu şekilde kesişiyor. Ailenin büyüğü kurbanını yurt dışına gönderir. Üç oğlu ise içlerinde o akrabasının da olduğu bir kurbana hissedar olurlar. Yurt dışına kurbanını bağışlayan baba, rahat olmasına rahat. Ama acemi olan çocuklarına yardım etmek için kurban kesim yerine gider. Bir kaç gün öncesinde de ortaklardan birine naylon, poşet gibi alınacak malzemeyi de alın, o gün malzeme arama yoluna gitmeyelim diye sıkı sıkıya tembih eder. Arife günü tanıdığı ortağı arar, hatırlatma babında: Kesim için lazım olacak olan edevatı aldınız mı diye sorar. Falan alacaktı o malzemeleri cevabını alır. Ertesi gün kurban kesiminden önce bedelini vermek üzere ortaklar hisselerine düşen bedeli ortaklardan sorumlu olana verirler. Kesim malzemelerini alan: "Malzeme parası" dese de diğer ortak: "O, sonra" der. Kesim, yüzme, parçalama ve sıyırma ve tartı işi bittikten sonra  cambazın: "Şu kadar et çıkar" diye sattığı kurbanlıktan denilen kadar çıkmasa da ortaklar pek belli etmezler. Tam ayrılırken "Malzeme parası için şu kadar daha vereceksiniz" sesine karşılık pamuk ellerini ceplerine bir daha atarlar ve istenen miktarı verirler. Herkes aracına binip yolda giderken birbirlerine sorarlar: "Malzeme parası biraz fazla olmadı mı? Neredeyse etin; kesim, parçalama ve sıyırma parası kadar para toplandı ortaklardan...biz bu işi anlamadık, hayvanın altına serilen naylon ve et koymak için alınan poşetler, hayvanı bağlamak için alınan halat bu kadar pahalı mı imiş" diye birbirlerine sormaya başlarlar. Biri: "Kemikleri kesmek ve parçalamak için alınan elektrikli testere de var malzemenin içinde, her zaman lazım olur düşüncesiyle alınmış" dedi. Alınan testereden haberi olmayan üç ortak: "İyi de bizim önümüzdeki sene aynı ekiple kurban keseceğiz diye bir düşüncemiz yok, üstelik bize böyle bir malzemenin alınacağı söylenmedi, peki bunu kim almış" diye konuşur afallayarak. Haydi bilin bakalım, ortaklarına sormadan bu elektrikli testereyi alan ortak kim olabilir? Size 10 puanlık bir soru... Kim olacak yine o akraba. Eskiler kötü komşu mal sahibi yaparmış derlerdi. Artık bu değişmeli. Akraba, akrabayı mal sahibi yaparmış denmeli. Üstelik kurban ortağı olmadığı halde baba da bonus olarak çalışmış bir nefer gibi.

Kimdir bu meşhur akraba derseniz. Bilin ki benim kişilerle işim olmaz. Sizin de olmasın. Etrafınızda varsa böylesi  ya ondan uzak durun, ya da gönüllüce onun ihtiyacı olanları almaya devam edin ki akrabanız mal sahibi olsun. Yoksa böyle biri... şanssız birisiniz. Çünkü  bu demektir ki, tekdüze bir hayatınız vardır. Macerası olmayan hayatı ben ne yapayım. Hala bu kimdir derseniz...boş verin isimleri. Benim derdim kişi değil, olayları ve prensipleri eleştirmektir. Siz de öyle yapın. Akraba akıllı geçinip gözü açıklığa devam etsin aile de ona hiçbir şey olmamış gibi yardım etmeye devam etsin. Bakalım ki kimi bitirecek, kazanan kim olacak? Ama hakkını yemeyelim. Malzeme biraz pahalıya geldi ama kemikler de hiç ufalanma olmadı ve kimseyi yormadı. Sonra o akraba olmasaydı zaten kurban orta yerde kalırdı.

İsimle uğraşmayın, fazla merak iyi değildir...Farz edin ki  bu olayların faili,  sattığı telefon hattının  sahibi bilinmeyen bir yabancı olduğu gibi faili meçhul biridir. Dünya küçüktür her zaman karşınıza çıkabilir... Görünce şaşırmayın, biz zaten böylesini biliyorduk dersiniz. Verdiğim bu kopyayı da unutmayın sakın.

Olmuş mu böylesi? Ne bileyim ben? Anlatanın yalancısıyım. Vebali boynuna!... 17/10/2016