9 Şubat 2016 Salı

Öküz ölünce ortaklık neden bozulur?


Öküz deyip geçme. Çünkü öküz bir denge unsurudur.

Dünya onun omuzları/boynuzları üzerindedir. Bizi bir araya getiren, birbirimize bağlayan, bir arada tutan, ortaklık yaptıran odur.

Öküzün bunca önemine işaret ettikten sonra her fani gibi öküz de ölecektir. Peki, öküz öldükten sonra bir arada olmanın, ortaklığa devam etmenin bir anlamı var mı? Yok elbette. Çünkü varlık sebebimiz öküzdür.

Bu yüzden  öküz öldükten sonra ortaklık bozulur. Zaten “Öküz öldü, ortaklık bozuldu” atasözü de bundan dolayı söylenmiştir. Başka da söze gerek yoktur.

Bundan sonra “Evli evine, köylü de köyüne. Yorgan gitti. Kavga da bitsin.” artık. Öyle değil mi? 09/02/2016

8 Şubat 2016 Pazartesi

Gazetecilik mesleği

Çoğumuz çalıştığı işi ve mesleğini beğenmez. Hep başkasının mesleğine, işine gıpta ile bakarız “Davulun sesinin uzaktan hoş geldiği” sözünü unutarak. Hatta yeniden doğsam şu mesleği seçerim gibi temennilerimizi/heveslerimizi de dile getiririz çoğu zaman.

Bazı meslekler zor mu kolay mı sorusu garip bir soru aslında. Çünkü her bir mesleğin avantaj ve dezavantajları olabileceği gibi kolaylık ve zorlukları da vardır. Yani hiçbir meslek tek başına kolay değildir. Tabii kim için? Sorumluluğunu bilen için. Bir insan sorumluluğunu taşırsa, işimi en iyi yapacağım derse o meslek zordur gerçekten. Şayet bir insan işini ve mesleğini üzerine vazife edinmez, dostlar alışverişte görsün türünde yürütmeye kalkarsa onun işi hangi meslek olursa olsun kolaydır. Demek ki işlerin zorluk ve kolaylığı sorumluluk duygusuyla alakalı bir durumdur.

Çoğumuz çalıştığı işi ve mesleğini beğenmez. Hep başkasının mesleğine, işine gıpta ile bakarız “Davulun sesinin uzaktan hoş geldiği” sözünü unutarak. Hatta yeniden doğsam şu mesleği seçerim gibi temennilerimizi/heveslerimizi de dile getiririz çoğu zaman.

Bazı meslekler zor mu kolay mı sorusu garip bir soru aslında. Çünkü her bir mesleğin avantaj ve dezavantajları olabileceği gibi kolaylık ve zorlukları da vardır. Yani hiçbir meslek tek başına kolay değildir. Tabii kim için? Sorumluluğunu bilen için. Bir insan sorumluluğunu taşırsa, işimi en iyi yapacağım derse o meslek zordur gerçekten. Şayet bir insan işini ve mesleğini üzerine vazife edinmez, dostlar alışverişte görsün türünde yürütmeye kalkarsa onun işi hangi meslek olursa olsun kolaydır. Demek ki işlerin zorluk ve kolaylığı sorumluluk duygusuyla alakalı bir durumdur.

Değinmek istediğim meslek gazetecilik. Zor mu kolay mı bilmem. Çünkü mesleğin içerisinde değilim. Ama dıştan bakıldığı zaman kolay, cazip ve heyecanlı bir meslek gibi görünebiliyor. Çünkü habere ilk ulaşıp haberdar olan kişidir. Basılan haber bir de diğer meslektaşların atladığı bir haberse keyfine diyecek yoktur gazetecinin. Akşama kadar tatlı ve heyecanlı bir koşuşturmanın sonucunda baskıya verilip çıkan gazete, gazetecinin en büyük mutluluğudur. Artık bütün yorgunluğu gider. Buraya kadar her şey tıkırında. Bir de madalyonun öbür yüzüne bakalım.

Ya bir de haberde, köşe yazısında teknik ya da sehven bir hata yapılmışsa. İşte şimdi çık işin içinden. Onca kovalamanın ardından yığılır kalır insan. Çünkü bir çuval incir berbat edilmiştir. Bu hatanın telafisi için artık 24 saat geçmesi gerekir. Zira gazete abone ve bayilere dağıtıma gitmiştir. Ertesi gün haber ya da yazı düzeltilinceye kadar gazeteci hataen yapılmış yazının taraflarını arayıp gönül de alması gerekecek. Yani anlayacağınız diken üstünde bir meslek. Hata düzelinceye kadar arayan arayana. Her birine, her tarafa laf yetiştirme görevi de var aynı zamanda. Diğer mesleklerin bir çoğunda yapılan hatalar anlık düzeltilebilir. Bu meslekteki hata en erken ancak 24 saat sonrasıdır. Ya düzelteyim derken tekrar hatalar yapılırsa işte bu cazip meslek o zaman tiksinti vermeye başlar insana.

Ya bir de haber yapayım derken yapılan yanlışlıkla haber olursa. Buyurun buradan yakın şimdi...

Yine gazeteciliğini bir şantaj olarak kullanan, asparagas haber yapan ve kamuoyunu yanlış yönlendirmeyi meslek edinmiş olanlar var. Bu tipler gazeteciliği bir silah olarak kullanırlar. Ben onları gazeteci olarak saymıyorum.

Gazeteciliği dışarıdan gözlemleyen biri olarak bu şekilde değerlendiriyorum. Görüldüğü gibi içerisinde heyecan ve risk barındırıyor. Bu da bu mesleğin bir cilvesi olsa gerek.

İlk başa tekrar dönelim. Sorumluluk gerektiren hiçbir meslek kolay değil maalesef. Her bir meslek, içerisinde diken barındıran bir gül bahçesi... Mesleğini layıkıyla yapan, doğru haber veren, kamuoyunu doğru bilgilendiren gazetecilerin 10 Ocak “Çalışan Gazeteciler Gününü” tebrik ediyorum. 08/02/2016

Kaporta

Toplum olarak fiziğe önem veririz. Öze, içe pek önem vermeyiz. Önemli görsek de birinci önceliğimiz değil. Biraz kapalı mı geldi. Ne mi demek istiyorum? Örneklerden gidelim o zaman:

Bir araç satın alacağımızda ilk önce kaportaya bakarız. Çürük var mı? orijinal mi? Boya var mı? Önden, arkadan vuruk var mı? Yani iskeletine bakarız öncelikle. Aracın motoru kesinlikle ilk önceliğimiz değildir.

Eş adayı ararken de namzedin boyuna, bosuna, endamına ve fiziğine bakarız. İçi, iç dünyası öncelikler arasında ilk üçe pek girmez. Hele bir de kadrolu çalışan ise aliyyül âlâ olur vesselam.

Kurbanlık hayvana mı bakacağız, yine gözümüz hayvanın fiziğinde. 

Hasılı her şeyimiz fizik. Alaverelerimiz  fizikle başlıyor, fizikle bitiyor. Lise 1'den itibaren hayatımıza bir de öğrencilerin korkulu rüyası Fizik dersi giriyor. Ne olduğunu doğru dürüst anlamadan sınıf geçmek ve test çözmek için uğraşır dururuz.

Hayatımız, içimiz, dışımız fizik dersek yeridir. Fizikle yatar, fizikle kalkarız. Rüyalarımıza girer. Bütün derdimiz fiziktir. Elde etmeye dünyayı veririz. Elde ettikten sonra kerevetimize eremiyoruz. Esas hayat, esas sıkıntı bundan sonra başlıyor. Çünkü biz Allah'tan fizik istemiştik verdi.

Görüntüsüne aldanıp aldığımız aracın içine binince motor başta olmak üzere diğer aksamının teklediğini, sos verdiğini görürüz. Ama iş işten geçmiştir artık. Bundan sonra geri kalan ömrümüzü araçla beraber sanayide tamirci ustasıyla geçireceğiz demektir. Görüntüsüne hayran olduğumuz kaportaya bir vuruldu mu, kaportacının elinden nasıl kurtulursun bilemem.

Hayatımızı birleştireceğimiz eşimizin albenili görüntüsü çektikçe çekmiştir seni. O cazibe merkezi, dünyanın merkezidir artık. Geri kalan ömrünü ona hizmet ederek onu memnun etmek için geçirirsin. Allah vere de görüntüsü meleği andıran perinin içi de güzel olsun. Özü de güzelse keyfine diyecek olmaz. Değilse yat ağla. Kalk ağla onu memnun edeceğim diye.

Kurbanlık hayvanın görüntüsünü beğenirsen genelde içinden de memnun kalırsın. Çünkü hayvanların genelde içi dışı birdir; şayet satıcı bir hile yapmamışsa.

Derslerden Fizik'ten pek yüzün gülmez. Çünkü bu ders sevdirmek için değil. Sanki nefret ettirilmek için icad edilmiş gibidir. Ders kolaylaştırılırsa öğrenci sınıfı geçeceğinden öğretmen pek cazibe merkezi olmaz. Ağırlaştıracaksın ki öğrenci peşinden ayrılmayacak. Gördüğü zaman sana saygı gösterecek, bir dediğini iki etmeyecek, selam verirken gözü sana bakacak, gerekirse senden ya da bir başka okuldaki meslektaşından özel ders alacak. Meslektaşınla çaprazlama paylaşacaksın. Gördüğün gibi çekim alanın hiç yok olmayacak.

Dediklerimden ve verdiğim örneklerden ikna olmadıysan seni sanal aleme davet edeyim. Orayı biraz izle. Paylaşımları gör. Gerçek hayatın yansımasını tüm çıplaklığıyla görürsün orada. Ne mi demek istiyorum. İstersen kaportanı orada bir paylaş. Kısa zamanda beğeni rekorları kırarsın. Gelen beğenir, giden beğenir kaportanı. En beğeni almayan kaportanın sayısı yüzün altına düşmez. Ama kazara bir de orada fikir, düşünce, yazı paylaşırsan kaportana verilen değerin sayısı bir elin parmağını geçmez. Onlar da ayıp olmasın diyedir. Çünkü önemli olan senin fikirlerin değildir. Dış kaporta daha önemlidir. Çünkü fikir, düşünce gibi şeyler okuma gibi bir sorumluluk gerektirir. Oldum olası sorumluluğu sevmeyiz. Kazara okusa bile, sen ona; iyi ol, adil ol vb. Şeyler söyleyeceksin. Bir defa bu alem sorumluluk yeri, hatta hatırlatma yeri hiç değildir.

Eğer illa yazı ve düşünce paylaşacağım diyorsan ya etkili bir makamda, ya da ünlü bir yerde ağırlığın olmalıdır. Yerin iyi olunca bir hayırlı geceler diye bir yazı paylaşsan yine beğeni rekorları kırarsın. Yok böyle bir yerin yoksa otur oturduğun yerde. Fikrim de, zikrin de senin olsun...