Gerçeklerin er veya geç su yüzüne çıkma gibi bir özelliği
var denir. Biz buna inansak da bu her gerçek için olmasa gerek. Mesela faili
meçhuller, siyasi cinayetler, kolay kolay ortaya çıkmaz. Çünkü faili meçhul ve
siyasi cinayetlerde amaç, öldürülenin kim vurduya gitmesi ve suçun başkasının
üzerine yıkılmasıdır.
Türkiye'nin geçmişi siyasi cinayet ve faili meçhullerle
doludur. Özellikle 2000 öncesi meşhur biri öldürülünce ertesi günün gazeteleri
bunu falan kesim öldürdü manşetleri atardı. Oklar o kesime dönünce katil ve
azmettiriciler öyle zannediyorum, kıkır kıkır gülerdi. Bu tür faili meçhul
cinayetleri kimin yaptığını bilmek için bu cinayetin kimin işine yaradığına
bakmak lazım derdi Rahmetli Mahir Kaynak.
Burada kavga ve savaşlara gelmek istiyorum. Çünkü çoğu
kavga ve savaşlarda da kim, kimin yanında görüntüsü zaman zaman yanıltıcı
olabilir. Buna geçmeden başımdan geçen bir anekdota yer vermek isterim.
Şimdilerde çok yoğun bir şekilde olmasa da eskiden trafiği felç edecek şekilde
çarşının en işlek yerlerinde seyyar satıcılar olurdu. Belediyeler zaman zaman
göz açtırmaz, çoğu zaman da görmezden gelirdi. Bir gün zabıta daire başkanı ile
karşılaştım. Hoşbeşin ardından arabasıyla beni evime kadar götürdü. Yolda, bu
seyyar satıcılara niçin çözüm bulmazsınız. Bir ara cadde ve sokaklarda seyyar
satıcı kalmamıştı. Şimdi her yerde seyyar satıcı kaynıyor dedim. Abi, haklısın.
Yalnız kendi haline bıraktık. Çoğu esnaf ikili oynuyor. Sonuçta biz seyyar
satıcı ile papaz oluyoruz. Bu tip esnaf ise iyilik meleği oluyor dedi. Ne demek
istiyorsun dedim. Esnaf belediyeyi arıyor. Dükkanımın önümde tablacı var.
Elektrik, su, kira ödüyoruz. Bize yazık değil mi? Kaldırın şunu buradan diyor.
Biz gelip seyyar satıcının tablasına el koyarken az önce telefonla arayan esnaf,
dükkanının önüne çıkarak "Şu Allah'ın garibinden ne istiyorsunuz. Yazık
değil mi? Sizde vicdan yok mu. Bırakın üç beş kuruş kazansın. Çoluk çocuk
geçindiriyor" deyince, bizim zabıtalar ne yapacağını şaşırıyor. Bu bir
değil, iki değil. Kaç defa başımıza geldi. O yüzden bırakıverdik ucunu dedi.
Bu anekdotta esnaf kimin yanında? Tablacıdan şikayetçi olarak
belediyeyi harekete geçiriyor. Tablacının yanında da tablacıdan yana görünüyor.
Buna ikili oynama denir.
Gelelim kavga ve savaşlara. Mesela Filistin-İsrail
meselesine. Tanıdığım biri var. Ne zaman bu coğrafyada gerilim tırmansa,
icraata dönüşmeyen ve mangalda kül bırakmayan sözleriyle İsrail'i yerden yere
vuruyor. İsrail'e katil, terör devleti diyor. Öyle bir görüntü veriyor ki
Filistin'in tek hamisi. Bu tavır bir değil, beş değil. Defalarca tekerrür
etti.
Sonuçta kim kazandı ve kazanmaya devam ediyor derseniz,
sonucu hepimiz biliyoruz. Hep İsrail kazanıyor, hep Filistin kaybediyor. Her
gerilim ve savaşta çoluk çocuk, sivil demeden Filistinli ölüyor. İsrail
topraklarını biraz daha genişletiyor. Üstelik mesele sadece İsrail ile Filistin'den
ibaret değil. Gelinen nokta itibariyle İsrail'in etrafında İsrail'i tehdit
eden, tehdit olma potansiyeline sahip ne kadar ülke varsa, hepsi yerle bir
edildi. Bugün eski gücünden ne Mısır kaldı ne Irak ne Suriye ne Libya. Hepsi ya
borçla uğraşıyor ya da iç savaşla. Yani bu saydığım hiçbir devletin kendi iç
sorunları dışında İsrail'e tehdit olma durumu yok. Velhasıl Ortadoğu’da
İsrail’den rahatı yok bugün. Kala kala Gazze kaldı. Onu da öyle görünüyor ki
yiyip bitirecek.
Kimsenin iç halini bilmem. Şuna çalışıyor demem. Ama görüntü ve sonuç, bizler Filistinlinin yanında İsrail’e ağza alınmayacak sözler söylerken İsrail kazanıyor, Filistin kaybediyor. Sanki birileri, kapısının önündeki tablacıdan şikayetçi olan sonra da tablacının yanında yer alan esnaf gibi davranıyor. Yani Filistinlinin yanında ama İsrail’e çalışıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder