Ülke olarak içten ve dıştan kuşatılmış durumdayız. Tüm
mücadelemiz bu kuşatılmışlığı yarmak ve rahat bir nefes almak. Dışa karşı
yaşamak için var gücümüzle mücadele vereceğiz. İçte de devlete ve millete kök
söktüren, dış güçlerin yerli işbirlikçilerine karşı topyekûn mücadele
etmeliyiz. Devletin altını oymaya çalışan, gizli ajandası olan, devlete silah
çeken, terörü teşvik eden, devlet tökezlerse göbek atacak olan, bizden görünen
sinsi kişi ve örgütlere karşı istihbaratımız her zamankinden daha uyanık olmalı.
Dışa karşı mücadele etmenin yolu ülkenin tüm farklı
bileşenleriyle birlikte bir ve beraber olmasıdır. Ortak paydada buluşmaktır.
Toplumda toplumsal barışı sağlamaktır. Kutuplaştırıcı ve ötekileştirici
siyaseti bir tarafa bırakmaktır. Mevzubahis olan vatan ise gerisi teferruat demektir.
Öyle miyiz gerçekten? Millet olarak özellikle dışa karşı
yekvücut muyuz? Maalesef birlik ve beraberlikte dökülüyoruz. Toplumsal bütünlük
hiç olmadığı kadar yara almış durumda. Millet birbirini boğazlayacak şekilde ya
sinir küpü ya da üzerine ölü toprağı serpilmiş durumda. Kimi kırgın, kimi küs,
kimi içine kapanmış, kimi birbirini düşman gibi görüyor. Özellikle FETÖ ile
mücadele ediyoruz diyerekten üzerine suç isnat etmediğimiz kimse neredeyse
kalmadı. Her evi, her aileyi vurdu geçti. Kimi içeride, kimi görevinden atılmış
dışarıda aramızda dolaşıyor. Ufacık bulaşığı olsa bile neredeyse ceza almayan
veya siciline işlenmeyen kalmadı. Bunlar, elinde silah olduğu halde suçüstü
yakalansa veya devlete silah çektiği ortaya çıksa, darbeyi övücü sözler
söylese, FETÖ'yü övse hiç dışarı çıkmayacak şekilde içeri atılsın. Buna
kimsenin diyeceği olmaz. Ama darbenin herhangi bir yerinde aktif olarak görev
almamasına rağmen geçmiş bulaşıklığı dolayısıyla insanları terör üyesi veya
terörle iltisaklı olduğunu iddia etmek ve bunun sonucunda kişilerin iş akdini
feshetmek onları öldürmek gibidir. Ha işine son vermişsin ha öldürmüşsün. Bu
uğurda öldürülürler anlarım. Onlar da kurtulur, devlet de. Ama geçmiş
birlikteliklerinden dolayı işine son verip cezalandırmak onları öldürmekten
beterdir. Bu tiplerin işine son vermekle devlet, millet ve kendileri kurtuluyor
mu? Kimse kurtulmuyor ve aramızda terör üyesi damgası yemiş olarak
dolaşıyorlar. Oy zamanı oy veriyorlar ve siyasetin sonucunu etkiliyorlar,
bizimle beraber camiye gidiyorlar. Yani içimizdeler.
Bu durum sağlıklı bir görüntü mü? Bana göre değil. Yarın bu
ülkenin başına bir şey gelse bu psikoloji ile bu kimseler yanımızda saf tutar
mı? Bu kişilerin çocukları nasıl bir psikoloji ile yetişecekler ve toplumun
içerisinde ne yapacaklar? Bence FETÖ ile mücadele konseptimizi bir daha gözden
geçirmemizde fayda var. Bir defa bir toplumsal vaka ile karşı karşıyayız. Terör
örgütü ile mücadele ederken bu toplumsal vakıayı dikkate almamız gerekir. En azından
terör örgütü ile mücadele ederken toptancı davranılmayabilir.
Unutmayalım ki bu çocuklar yani bugün suç isnat edilen
çocuklar, yapının iç yüzünü bilmeden -ki devlet de bilmiyordu- anne ve
babaların kendi elleriyle teslim ettiği çocuklardır. Bir suç, bulaşıcı bir
hastalık gibi toplumun geneline sirayet etmişse "Bu ne iş" deyip
oturup bir düşünmeliyiz. Bu konuda izleyeceğimiz yol, Hz Ömer'e atfedilen
yoldur diye düşünüyorum. Ne yapmıştı Hz Ömer derseniz? Hz Ömer suçüstü
yakalanan hırsızların sayısını görünce onlara hırsızlığın cezasını vermez.
Çünkü ekonomide sıkıntı vardır. Hırsıza ceza vermekten ziyade insanları
hırsızlığa iten sebeplerin ortadan kaldırılması gerektiği görüşünü ortaya
koyar. Bu, suçluyla mücadele etmekten ziyade suç ile mücadele yöntemidir. Buna
İslam fıkhında "Harama giden yolların tıkanması" anlamında
"Seddi zerai" denir. Hırsızlıkla bunu karıştırmayalım diyebilirsiniz.
Hırsızlık bedenin doyurulması ise bu da ruhun merdiven altı yollarda
doyurulmasıdır.
Kısaca FETÖ ile mücadelede soğukkanlılığı elden
bırakmayalım. Yapıyı çökertmek ve bir daha bu topraklarda neşvünema bulmaması
için elimizden gelen gayreti gösterelim. Darbenin içinde olmayıp şu ya da bu
şekilde bulaşığı olanları kazanmanın yoluna gidelim. Onlara sakıncalı piyade
muamelesi yapmayalım. Onları iş üstü veya gerisinden izleyelim, boşluk
bırakmayalım. Tekrar o yapı ile irtibat kurmaya kalkan olursa tepesine balyozu
indirelim. Onları yaşatalım ki yaşayalım. Önceliğimiz toplumsal barış olmalı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder