—Azizim! Biliyorsun bu ülkede kadına, çocuğa, doktora,
öğretmene şiddet ve öğretmenin öğrenciye şiddeti var, trafikte şiddet var. Var
oğlu var maalesef. Gün geçmiyor ki ajanslar bu şiddetten birini haber
olarak vermemiş olsun. Özellikle kadına şiddet çok revaçta.
—Şiddet her tarafımızı sarmış durumda. Yediğimiz, içtiğimiz
şiddet dense yeridir.
—Şiddetle bu şekilde iç içe olmamızın sebebi nedir?
—Bu işin uzmanı değilim. Ama tecrübelerime dayanarak bunun
birkaç nedenini söyleyebilirim. Bunlardan ilki küçüklükten itibaren ev
ortamında, sokakta, okul vb. yerlerde ya şiddete maruz kalmamız ya şiddete
maruz kalanı görmemizdir.
—Şiddet görmemiz ne alaka?
—Alakası, şiddet gören şiddet uygular. Çünkü gördüğümüz
şiddet bilinçaltımıza yerleşir. Sıkışıp darda kaldığımız zaman "Bunu
uygula" dercesine imdadımıza yetişir.
—İkincisi nedir?
—Dar bir kelime hazinesine sahip oluşumuz.
—Yani?
—Toplumumuzun geneli ortalama 200 kelimeyle konuşur.
Kendimizi ifade etmekte zorlanırız. Yerine kullanacağımız kelime aklımıza
gelmeyince çoğu zaman imdadımıza "şey" yetişir. Şey de olmasa işimiz
kül. Neredeyse her birkaç cümlemizde şeye yer veririz.
—Kelime hazinemizin kıtlığının şiddetle bağını kuramadım.
—Bence alakası büyük. Çünkü kelimeler kendimizi ifade
etmemiz için birer araçtır. Mevcut dağarcığımız kendimizi ve derdimizi
anlatmakta yeterli gelmiyor, bir müddet sonra aynı kelimelerle kendimizi tekrarlamaya
başlıyoruz. Karşımızdakine de meramımızı anlatamayınca yani aciz kalınca önce
sesimizi yükseltip rakibimizi susturmaya çalışıyoruz. Aslında kabul etmesek de
sesimizi yükseltmemiz bir nevi şiddet uygulamaktır. Gerildiğimizin dışa
vurumudur. Ardından şiddete başvurmamız gelir.
—Başka?
—Bencilliğimiz, empati yapmayışımız, başka fikir ve
görüşlere açık olmayışımız gururumuz vs. Bu da şiddeti tetikleyen
nedenlerdendir. İlla benim dediğim olacak bencilliğidir bu. Kendi aklımıza aşık
olmamız da diyebiliriz buna.
—Başka var mı?
—Şiddete başvuranlara verilen cezanın caydırıcı olmaması.
—Başka?
—Karşı tarafı dinlemek istemeyişimiz ve ona önem
vermeyişimiz.
—Başka kaldı mı?
—Bu kadar neden yetmez mi? Şiddet ortamında büyümemiz,
kendimizi ifade etmede zorlandığımız kıt kelime hazinemiz, bencilliğimiz,
gururumuz, iletişim yollarını kapalı tutmamız, hatamızı kabul etmek
istemeyişimiz, karşı tarafı suçlamamız, sinirimize hakim olamayışımız ve
yapanın yanına kar kaldığı ceza sistemimiz tüm bunlar bizi patlamaya hazır bir
bombaya dönüştürüyor.
—Şiddetin tedavisi yok mu?
—Zor ama imkansız değil. Bunun için yukarıda saydığım
nedenleri yok etmekle ve birbirimizi dinlemekle işe başlayabiliriz. Karşı
tarafın da haklı olduğunu düşünebilmeliyiz, birbirimize empati yapabilmeliyiz.
Kısacası her şeyi ayrıntısına varıncaya kadar sakin bir ortamda konuşabilme
becerisini hayata geçirebilmeliyiz. Tek çare iletişime açık olmamız.
—Aslında bu saydıklarını yapmak çok kolay!
—Kolay da biz zoru seçiyoruz. Hayatı hem kendimize hem
çevremize zehir ediyoruz.
—Zor adamız vesselam!
*** 10/11/2018 tarihinde Barbaros Ulu adıyla Pusula Haber gazetesinde yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder