Dünya bir deliye kaldı. Ama deli olduğunu bilmiyor. Kimse
de deli olduğunu söyleyemiyor. Çünkü dengesiz biri var karşılarında. Ne
yapacağı belli değil. Bir dediği, diğerini tutmuyor. Bir devlet adamı ciddiyeti
yok; çünkü serbest büyümüş, serbest çalışmış. Paraya para dememiş. “Para ve
kaba kuvvet herkesi yola getirir, her kapıyı açar” diye düşünüyor.
Devlet adamı desem, değil; haddini bilen biri desem, değil;
bir ülke yönetiyor desem, değil; bir insan evladı desem; değil. İnsan görünümlü
bir azman sanki! İnsanlar mikrofon uzattıkça sevinçten dört köşe oluyor, yemi
fazla gelen bir canlı misali sağa-sola saldırıyor/sataşıyor. Hep kazanmaya
alışmış ülkesi kaybetmeye başlayınca çıldırıyor. Ülkesinin Suriye’nin
geleceğinde söz sahibi olmayacağını anlayınca dünyayı ateşe vermeye kalktı.
Yarım saat öncesi konuştuğu diğerini tutmuyor. Önce savaş tamtamcılığı yapıyor,
ardından geri adım atıyor. Ardından tehlike var diye BM’yi toplantıya
çağırıyor. Dünyayı kutuplaştırıyor. Herkes bakalım ne yumurtlayacak diye
nefesini tutmuş bekliyor.
İşin garibi ülkesi seçti bunu. Seçip başlarına getirdi.
Şimdi, ne yapacağız bunu deyip düşünüyorlar. Daha çok düşünürler! Çünkü herkes
layığını getirir başına ve layığıyla yönetilir. Ülkesi, “Dünyayı şu
ana kadar akıllı geçinenler yönetti, getirdikleri nokta belli. Bir de deli
getirelim, o ne diyecek bakalım,” dedi sanırım. O da, “Siz misiniz beni seçen,
görün o zaman gününüzü. Bu daha iyi günleriniz” dercesine kollarını sıvadı.
Kendi şirketini yönettiği gibi dünyaya ayar vermeye başladı. Herkesin sinirine
ve damarına basıyor.
Kiminle görüşse, nereye gitse; oturuşu, kalkışı, bakışı,
tavrı, görüntüsü bir olaydır; her yönü haber oluyor. Haber oldukça galeyana
gelip zevkten dört köşe oluyor: “Beni izlemeye devam edin, sakın ola ki
görmezden gelmeyin. Yoksa neler yaparım neler! Aklıma bile getirmek
istemiyorum,” diyor.
Dünya patolojik bir vaka ile karşı karşıya. Çünkü dünya bir
deliye emanet! Ama kimse kendisine hasta olduğunu, tedavi olması gerektiğini
söyleyemiyor. Astığı astık, kestiği kestik. Çünkü deli, ne yapsa yeridir.
Geldiği andan itibaren yediği herze yetmediği gibi hala sağa-sola saldırıp
duruyor. Aklı sıra dünyayı yola getirecek.
Dünya bilsin ki bu deli, bu dünyaya kan ve gözyaşından
başka bir şey vermez. Hiçbir işe yaramayan, niçin varım diye kendini
sorgulamayan BM, nafile toplantıları bir tarafa bıraksın. Eğer bir varlık ifade
ediyorsa bu delinin başında olduğu ülkenin güdümünden kurtulsun, onun dümen
suyuna girmesin ve bundan sonra yapacağı ilk toplantıda “Bu dünya, bir delinin
eline bırakılmayacak kadar önemlidir ve içinde yaşayan insanlar da değerlidir”
kararı alıp bu delinin ipini çekmelidir.
Bir deliyi başlarına getirerek dünyanın başına bela eden
ülkesinin seçmenleri de “Bu deli, dünyayı yola getireceğim derken bizim de
sonumuzu getirecek, çünkü dünya kanın içinde boğulurken bizim yaşamamız mümkün
değil, olduğundan fazla rezil olduk. Hatamızı kendimiz telafi edelim” diye
düşünmeli ve bu deliyi derdest edip kimsenin görmediği, kimsenin giremediği
layık olduğu bir yere tıkıp geri kalan ömrünü orada tamamlamasını sağlamalı.
Zaten başka da yapacakları bir şey görünmüyor. İşin garibi getirdiği
adamlarının dediği de birbirini tutmuyor. Sanki eyalet yönetir gibi işgal
ettikleri makamı yönetiyorlar. Hepsi birbirinden bağımsız ve özerk! Deli bir
tane değil yani.
Tez elden Allah dünyayı bu deliden ve yandaşlarından
kurtarsın. Eğer başta durursa dünyanın çekeceği var…Barbaros ULU
*** 17/04/2018 tarihinde Yeni Haber gazetesinde yayımlanmıştır.
*** 17/04/2018 tarihinde Yeni Haber gazetesinde yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder