Bir hareket doğar, büyür, gelişir ve ölür. Her hareketin
varlık nedeni zıddıdır. Zıddı olduğu müddetçe hareket yaşamaya devam eder.
Tıpkı siyah ile beyaz gibidir. Hareketin heyecanını, enerjisini ve sinerjisini
kaybetmemesi için harekete soğuk bakanlar, hareketi eleştirenler, hareketle
mücadele edenler mutlaka olmalıdır. Eğer bir hareket, muhalif her sesi kısmaya
kalkarsa bu tavır o hareketin hayrına değildir. Niçin mi?
Muhalifin
olmadığı yerde hareket yerinde saymaya devam eder, heyecanını kaybeder, zaafa
düşmeye başlar. Bu durum hareketin yozlaşmasına, savrulmasına sebebiyet verir.
Bir
harekete öncü olanlar, onun liderliğini yapanlar, harekete gönül verenler
heyecanlarını kaybetmek istemiyorlar, hareketlerinin gelişmesini istiyorlarsa
hareketin içinden veya dışından harekete gelebilecek eleştirilere tahammül
göstermeleri, toleranslı davranmayı, onları dinlemeyi bilmeliler. Eleştiride
haklılık payı varsa kendilerini düzeltmeleri, yersiz bir eleştiri ise nazik ve
kibar bir üslupla cevap vermeyi prensip olarak benimsemelidir. Çünkü eleştiri,
özellikle yapıcı eleştiri kişiyi mükemmelleştireceği gibi hareketi de geleceğe
taşır.
İçeriden
ve dışarıdan gelen eleştirilere kulak tıkanırsa, eleştiren her kişi düşman,
hain ilan edilirse, kapının önüne konursa, dışlanırsa hareket duraklamanın
ardından gerilemeye başlar, küskün ve dargınlar artar, ardından yıkılır gider.
Yıkılmasa da marjinalleşir.
Hareket
muhalefete gözdağı vererek korku imparatorluğu kurmaya kalkarsa bu sefer
hareket kendi içiyle, kendi adamıyla uğraşmaya başlar. Beraber yola
çıktıklarını bir bir eker, yolda bulduklarıyla yoluna devam eder. Yolda
buldukları da hareketten nemalandığı müddetçe kendisine eşlik eder. Sıkıntı,
darlık ve tehlike anında gemiyi de ilk önce onlar terk eder. Hiç de acımaz. Tekme
vurulacaksa ilk tekmeyi de onlar atar. Harekete acıyanlar, hareketi terk
etmeyenler hareketten dışlansa da, uzak dursa da gemiyi kolay kolay terk etmez.
Üzüntüleri, bir çuval incirin berbat edilmesine, hareketin bu noktaya
gelmesinedir.
Hareket icraatı bırakıp kendi yaptığı hizmetleri temcit
pilavı gibi anlatmaya kalkarsa bu, kendini tekrarlıyor, ileriye gidemeyen ve yerinden
kalkamayan bir aracın patinaj yapmasına benzer. Yalnızlıktan dem vurur. Yerinden
sıçrayıp kalkamayınca bu sefer can havliyle yanında olanlara kızmaya başlar.
Kızdıkça etrafından insanları kaçırır. Kızgınlığı akıl ve ferasetinin önüne
geçer, basireti kapanır. Yaptığı hatayı telafi edemez. Çünkü etrafını yoldan
bulduğu yağdanlıklar doldurmuştur. Az ilerisini göremez.
Bir hareketin sürekli olması, dağılmaması, zirvede kalması
veya zirveye ortak olması kişilere bağlı olmamalıdır, hareket kurumsallaşma
yoluna gitmelidir, kendi içinde öz eleştiri kültürünü yerleştirmelidir. İnsana
ve ülkeye hizmetle birlikte gönüllere girmenin yollarını bulmalıdır. İstişareye
önem vermelidir. Her eleştireni düşman bellememelidir. “Dost acı söyler, yüze
söyler” atasözünü kulağına küpe etmelidir.
Harekette yorgunluk varsa bayrağı yeni yüzler almalıdır; eskileri
kırmadan, dökmeden yanında tutmanın mücadelesini vermelidir.
Hareketin su alması istenmiyorsa önce var olan eksikliğin
tespit edilmesi, ardından tedaviye yönelinmesi gerekir. Bunun için de “Kol
kırılır, yen içinde kalır” prensibi esas alınmalıdır. İçeriden yapılacak
istişarelerle hastalığa çözüm aranmalıdır. Eğer hareket içeriden değil de
meydanlardan dizayn etmeye kalkılırsa işte vahim olan da budur. Bu, sıfırdan
başlanan hareketin zirveden sonra yeniden sıfıra doğru yol alması demektir. İnsanları,
dostları yanına çeken tatlı bir üslup benimsemelidir. Tıpkı Musa ve Harun’u
Firavun’a gören Rabbin, “Ona
yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.” buyurduğu gibi. İlahlık taslayan, halkına her türlü zulmü
reva gören bir zalime bile tatlı dil tavsiye ediliyorsa kendi insanımıza ne
şekilde konuşulup, ne şekilde davranılacağını varın siz düşünün.
Unutmayalım ki zirveye çıkmak zordur, ama zirvede kalmak
bir o kadar daha zordur. 08/10/2017
** 16/10/2017 tarihinde kahta soz'de yayımlanmıştır.
** 16/10/2017 tarihinde kahta soz'de yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder