2 Mayıs 2017 Salı

Bahşiş

Eskiden köylerde düğün yapılırken düğün esnasında damada yardım eden arkadaşları olurdu. Evli olan sağdıcı, genelde bekar kalan arkadaşları da bayraktarı olurdu. Sağdıç evlilikle ilgili damada yardımcı olurken, bayraktarlar ise çatıya asılan düğün bayrağının dikilmesi, bayrağın taşınması, düğün yemeği verilirken yemek servisi yapma vb getir-götür işlerine bakarlardı. Çalınma riskine karşı bayrağı gözü gibi korurlardı. Düğün esnasında evlenecek arkadaşlarına karşı bu işi seve seve yaparlardı. Çünkü bu işler para ile değil, sıra ile idi. Yarın onlar evlenirken de diğer arkadaşları ona yardım edeceklerdi. Düğün bittikten sonra bayraktarlar damadın babasının yanına varırlar, düğün sahibinden para isterlerdi. Bu iş herkesin gözü önünde yapılırdı. Düğün sahibi gönlünden ne koparsa verirdi onlara harçlık yapmaları için. Az-çok dense de yapılan pazarlık sonucu iş tatlıya bağlanırdı. Sonunda evli evine, yolcu yoluna giderdi.

Günümüzde düğünler evlerin önünde yapılmasından ziyade salonlara taşındı. Artık ağız tadından, nişan ve nikahına varıncaya kadar salonlar kiralanıyor. Misafirlere ikramın yapılması için eskisi gibi bayraktarlara gerek kalmadı artık. Eskiden amatörce yapılan işler profesyonelleşti. Kiraladığın salonun görevlileri bu işi yapıyor. Karşılığında da ne vereceğini ilgili firma ile anlaşıp gerekli ödemeyi yapıyorsun. Her türlü hizmeti firma adına ücretli/maaşlı çalışanlar yapıyor bu işi. Buraya kadar sorun yok. Esas sorun çalışanlarda. Ya yemek servisinden sonra ya da misafirlere pasta vb ikram yapılmadan önce çalışanlar seni yakalıyor o telaş esnasında. “Hocam bir saniye gelir misin” diye seni içeriye alıyorlar. Dışarıda misafirler beklerken senin önüne ikram edilecek nevaleden sana tattırmak isterler. Şimdi sırası değil desen de, “Hocam sana ikram etmeden misafirlere geçmeyiz, bizde usul bu” denince, iki alayım bari dersin, oturursun. Görevli ise sen yerken yanında ellerini ovuşturur. Bu ne bekler burada, ellerini niye ovuşturuyor diye sormana gerek yok. Eşek değilsin ya, o kadar da anla artık. Gözünün önüne firma yetkilisi ile anlaşma yaparken “Efendim bunun içinde garsoniye parası da var” sözü gelir gelmesine ama şimdi artık onun zamanı değil. Elemanların başı bu yüzsüzlüğü yapıyor. Sana düşen de isteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü kara” misali yüzünü karartmamak için elini cebine atıyorsun. İstemeyerek de olsa bir şeyler veriyorsun.

20/10/2016 tarihinde "Beyefendi bizi  görmeyecek misiniz" başlıklı bahşişten bahşişi konu edinen bir yazı kaleme almış, aynı yazı 22/10/2017 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde de yayımlanmış, kendi kendime toplumsal bir yaraya parmak bastım, üzerime düşen görevi yaptım, inşallah faydası olmuştur diye düşünmüştüm. Heyhat ki heyhat! 

Hiçbir ilerleme yok. Benim sorum olarak değindiğim konu hız kesmeden aynen yoluna devam ettiğini gördüm. Demek ki kendim yazmış, kendim okumuşum. Nefret ettiğim bu uygulamaya karşı başımda bekleyen görevliye   para verdim yine. Ben verince benimle beraber aynı masayı paylaşan ortağım da elini cebine attı. Akşamında duydum ki oğlumu da yakalamışlar bir yerde. Ondan da almışlar bahşişi.  Aynı yerde aynı işle ilgili gördükleri her bir kişiden para istemeleri yenilir yutulur cinsten değil. Bize yapılan bahşişinde ötesinde soygunculuk desem yeridir. Söyleyecek kelime bulamıyorum. Bu, olsa olsa yüzsüzlüktür.

Salonlarda yapılan bu adı konmamış, hesaba katılmamış bahşiş uygulamasını görünce eski düğünlerdeki bayraktarların düğün sahibinden istediği para aklıma geldi. Şimdiki modern haydutların yanında onların ki çok masum geldi bana. Çoğu, bir paket sigara parasına tav olurlar, sevine sevine giderlerdi. Şimdiki bahşiş beklentisi içerisine girenler ise çalışan eleman. Zaten parasını alıyorlar. Emeğinin karşılığını aldıkları yerde tekrar ikram sahibini bu şekilde ajite etmelerinin hiçbir izahı yok, masum tarafı yok. Bu bahşiş işinden patronların, işyeri sahiplerinin haberi varsa, haberi olduğu halde bu soygunculuğa sesini çıkarmıyorsa onlar adına üzülürüm. Bu toplumsal yaraya ancak onlar çözüm bulabilir. Ya anlaşma yapılırken çalışanlara verilmek üzere garsoniye bedeli eklenir. Ya da toplam bedelden elemanlara prim verilir. Yok böyle bir şey yapamayız denirse elemana "Bahşiş isterseniz iş akdiniz feshedilir" denmelidir.

Giden paranın miktarı önemli değil. Beni ne öldürür, ne de ondurur. Ama insanımızın bu açgözlülüğüne pes doğrusu diyorum. Allah gözlerini doyursun. Ben versem bile almamaları gerekiyor. Haydi içimden geldi, verdim, aldılar diyelim. Hissettirmek, etrafında pervane gibi dönmek, bahşişi hatırlatan eylemler yapmak hiç hoş değil.

Allah aşkına, emeğinize haram karıştırmayın. Maaşınızı yeterli görmüyorsanız, lütfen başka kapıya gidin. İş yok diyorsanız. Şimdiki yaptığınız dilencilikten farklı değil. Gidin dilencilik yapın. Böylece daha fazla kazanmış, daha fazla insan yolmuş olursunuz. 02/05/2017


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder