Eskiden köylerde düğün yapılırken düğün esnasında damada
yardım eden arkadaşları olurdu. Evli olan sağdıcı, genelde bekar kalan
arkadaşları da bayraktarı olurdu. Sağdıç evlilikle ilgili damada yardımcı
olurken, bayraktarlar ise çatıya asılan düğün bayrağının dikilmesi, bayrağın
taşınması, düğün yemeği verilirken yemek servisi yapma vb getir-götür işlerine
bakarlardı. Çalınma riskine karşı bayrağı gözü gibi korurlardı. Düğün esnasında
evlenecek arkadaşlarına karşı bu işi seve seve yaparlardı. Çünkü bu işler para
ile değil, sıra ile idi. Yarın onlar evlenirken de diğer arkadaşları ona yardım
edeceklerdi. Düğün bittikten sonra bayraktarlar damadın babasının yanına varırlar,
düğün sahibinden para isterlerdi. Bu iş herkesin gözü önünde yapılırdı. Düğün
sahibi gönlünden ne koparsa verirdi onlara harçlık yapmaları için. Az-çok dense
de yapılan pazarlık sonucu iş tatlıya bağlanırdı. Sonunda evli evine, yolcu
yoluna giderdi.
Günümüzde düğünler evlerin önünde yapılmasından ziyade
salonlara taşındı. Artık ağız tadından, nişan ve nikahına varıncaya kadar
salonlar kiralanıyor. Misafirlere ikramın yapılması için eskisi gibi
bayraktarlara gerek kalmadı artık. Eskiden amatörce yapılan işler profesyonelleşti.
Kiraladığın salonun görevlileri bu işi yapıyor. Karşılığında da ne vereceğini
ilgili firma ile anlaşıp gerekli ödemeyi yapıyorsun. Her türlü hizmeti firma
adına ücretli/maaşlı çalışanlar yapıyor bu işi. Buraya kadar sorun yok. Esas
sorun çalışanlarda. Ya yemek servisinden sonra ya da misafirlere pasta vb ikram
yapılmadan önce çalışanlar seni yakalıyor o telaş esnasında. “Hocam bir saniye
gelir misin” diye seni içeriye alıyorlar. Dışarıda misafirler beklerken senin
önüne ikram edilecek nevaleden sana tattırmak isterler. Şimdi sırası değil
desen de, “Hocam sana ikram etmeden misafirlere geçmeyiz, bizde usul bu”
denince, iki alayım bari dersin, oturursun. Görevli ise sen yerken yanında
ellerini ovuşturur. Bu ne bekler burada, ellerini niye ovuşturuyor diye sormana
gerek yok. Eşek değilsin ya, o kadar da anla artık. Gözünün önüne firma
yetkilisi ile anlaşma yaparken “Efendim bunun içinde garsoniye parası da var”
sözü gelir gelmesine ama şimdi artık onun zamanı değil. Elemanların başı bu yüzsüzlüğü
yapıyor. Sana düşen de isteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü kara”
misali yüzünü karartmamak için elini cebine atıyorsun. İstemeyerek de olsa bir
şeyler veriyorsun.
20/10/2016 tarihinde "Beyefendi bizi görmeyecek misiniz" başlıklı bahşişten
bahşişi konu edinen bir yazı kaleme almış, aynı yazı 22/10/2017 günü Anadolu'da
Bugün gazetesinde de yayımlanmış, kendi kendime toplumsal bir yaraya parmak
bastım, üzerime düşen görevi yaptım, inşallah faydası olmuştur diye
düşünmüştüm. Heyhat ki heyhat!
Hiçbir
ilerleme yok. Benim sorum olarak değindiğim konu hız kesmeden aynen yoluna
devam ettiğini gördüm. Demek ki kendim yazmış, kendim okumuşum. Nefret ettiğim
bu uygulamaya karşı başımda bekleyen görevliye para verdim yine. Ben verince benimle beraber
aynı masayı paylaşan ortağım da elini cebine attı. Akşamında duydum ki oğlumu
da yakalamışlar bir yerde. Ondan da almışlar bahşişi. Aynı yerde aynı
işle ilgili gördükleri her bir kişiden para istemeleri yenilir yutulur cinsten
değil. Bize yapılan bahşişinde ötesinde soygunculuk desem yeridir. Söyleyecek
kelime bulamıyorum. Bu, olsa olsa yüzsüzlüktür.
Salonlarda yapılan bu adı konmamış, hesaba katılmamış
bahşiş uygulamasını görünce eski düğünlerdeki bayraktarların düğün sahibinden
istediği para aklıma geldi. Şimdiki modern haydutların yanında onların ki çok
masum geldi bana. Çoğu, bir paket sigara parasına tav olurlar, sevine sevine
giderlerdi. Şimdiki bahşiş beklentisi içerisine girenler ise çalışan eleman.
Zaten parasını alıyorlar. Emeğinin karşılığını aldıkları yerde tekrar ikram
sahibini bu şekilde ajite etmelerinin hiçbir izahı yok, masum tarafı yok. Bu
bahşiş işinden patronların, işyeri sahiplerinin haberi varsa, haberi olduğu
halde bu soygunculuğa sesini çıkarmıyorsa onlar adına üzülürüm. Bu toplumsal yaraya ancak onlar çözüm bulabilir. Ya anlaşma yapılırken çalışanlara verilmek üzere garsoniye bedeli eklenir. Ya da toplam bedelden elemanlara prim verilir. Yok böyle bir şey yapamayız denirse elemana "Bahşiş isterseniz iş akdiniz feshedilir" denmelidir.
Giden paranın miktarı önemli değil. Beni ne öldürür, ne de
ondurur. Ama insanımızın bu açgözlülüğüne pes doğrusu diyorum. Allah gözlerini
doyursun. Ben versem bile almamaları gerekiyor. Haydi içimden geldi, verdim,
aldılar diyelim. Hissettirmek, etrafında pervane gibi dönmek, bahşişi
hatırlatan eylemler yapmak hiç hoş değil.
Allah aşkına, emeğinize haram karıştırmayın. Maaşınızı
yeterli görmüyorsanız, lütfen başka kapıya gidin. İş yok diyorsanız. Şimdiki
yaptığınız dilencilikten farklı değil. Gidin dilencilik yapın. Böylece daha
fazla kazanmış, daha fazla insan yolmuş olursunuz. 02/05/2017
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder