Bir cahil cesaretiyle bir yıl önce başlamıştım gazetemizde
yazı yazmaya. Dün itibariyle tam bir yılı doldurdum. Haftada iki gün karşınıza çıkıp
arzı endam ettim. Çalakalem duygu ve düşüncelerimi ifade ettim. Sizin her
biriniz yazılarım ya da yazdıklarımdan daha güzel şekilde yazabilir, daha
farklı konulara değinebilirdiniz. Bundan şüphem yok.
Hani cahil cesurdur” derler ya. Benim ki de öyle işte...
Bir yıldır yazdım ama neredeyim, okunuyor mu, okunmuyor mu,
iyi mi yazıyorum, kötü mü yazıyorum bilmiyorum. Çünkü doğru dürüst
yeterince geri bildirim almadım. Dönüt geliyorsa da haberim
yok. Bireysel görüştüğüm bazı kimseler sağ olsunlar tepkilerini dile
getiriyorlar. Ama yeterli görmüyorum. Halihazırda kendimi körler ve sağırlara
oynuyor gibi görmekteyim.
Her insan gibi benim de yapıcı eleştiriye ihtiyacım var.
Hani biz söyleriz ya: “Dost acı söyler, yüze karşı söyler” diye. Eksiklik ve
hatalarımı ancak söylenirse düzeltebilirim. Ben yazı yazma konusunda kendimi
bulunmaz Hint kumaşı gibi hiç görmedim. Bilgi, donanım, birikim, kelime hazinem,
Türkçe yazım ve imla kurallarım bakımından eksik olduğumu ilk yazımda da ifade
ettim; Küçük Ayasofya Camisine imam olarak atanan Bekri Mustafa’yı anlatarak.
Hangi iş olursa olsun kendimi hep, “Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman
Çelebi derler” misali “Abdurrahman Çelebi” olarak gördüm. Hasılı hem
acemiyim, hem de bu işin ehli değilim.
Şunun iyice bilinmesini isterim ki, yaptığım işi en iyi
şekilde yapmak isterim. Bunun için de sizlerden dönüte ihtiyacım
var. Yoksa ha varlığın ha yokluğun mu diyorsunuz? Ya da olduğun kadar rezil
olmuşsun, rezillikte iyice piş mi diyorsunuz? Yoksa şu müezzin gibi
miyim? Hani bir köyde hiç namaz kılan yokmuş. Buna rağmen biri, görevli
olmadığı halde üzerine vazife çıkarmış. Camiye gelen olmasa da her gün minareye
çıkıp ezan okuyormuş. Bencileyin adamın sesi de çirkinmiş. (Aslında çirkin ses
yoktur. Eğitilmemiş ses vardır.) Köylüler toplanıp adama: “Arkadaş biz namaz
kılmıyoruz. Camiye de gelmiyoruz. Sen ne diye hep ezan okuyorsun’ demişler.
Adam, ‘Ben Allah rızası için okuyorum’ demiş. Köylü: ‘Ne olursun sen, bundan
sonra Allah rızası için ezan okuma’ demişler. Adam istenmemesine rağmen okumaya
devam etti mi, etmedi mi bilmiyorum. Eğer okuyucularım olarak bir şey söylersek
kırılır, üzülür, gönül koyar, biz söyleyemeyiz diyorsanız, bana: “Allah rızası
için bundan sonra yazma” deyin ben anlarım.
İnsanın hatasının yüzüne karşı söylenmesi kişiyi üzer. Ama
eleştiri de olmazsa olmaz kurallarımızdandır. Gelin şu kuralı bir tarafa
bırakalım da, bana yapıcı eleştiri yapın. Eleştiri yapanı gerçek dostum
bilirim. Yok arkadaş, senin dostluğunu da istemeyiz, bizden uzak durun
diyorsanız, bu da bir eleştiridir. Mutlaka deyin.
Yoksa senin bize, bizim de sana verebileceğimiz bir şey yok. Bizden ırak, Allah’a yakın ol mu diyorsunuz?.. Ne derseniz deyin ama bir şeyler
söyleyin, yazın. En sevdiğim insan tipi ardımdan değil de zoruma gitse de yüzüme karşı söylenendir. Yok senin sevgine de ihtiyacımız yok. Gölge etme,
ihsan istemez; dünya kuruldu, kurulalı böyle eziyet görmedi diyorsanız,
daha ne diyeyim: Allah sizin de benim de hayrımı versin!... Hep birlikte nice
yıllara inşallah! 06/12/2016
* 10/12/2016 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder