1 Aralık 2016 Perşembe

Kılı kırk yaran mıymıntılar

Herhangi bir makama bileğinin hakkı ile hak ederek gelenler bulundukları makamın hakkını verir, oturduğu koltuğa yakışır. İnsanlara tepeden bakmaz, mütevazıdır. Personelini incitmez, bilakis motive eder, bulunduğu yerde farkındalık oluşturur, pozitif enerji dağıtarak kurumunda sosyal barışı sağlar, personelinin derdi ile dertlenir, babacan tavrı ile meselelere çözüm bulmaya çalışır, iletişim dilini iyi kullanır, nazik ve kibarlığı elden bırakmaz, kurum kültürünün oluşmasına katkıda bulunur, kompleks sahibi değildir, kimseye minnet borcu ve eyvallahı yoktur. Ne ezer, ne de ezdirir.  Kişilik ve şahsiyetinden ödün vermez. İşini yapabileceğinin en iyisi olarak yapmaya çalışır.

Bulunduğu makama birilerinin elini-eteğini öperek gelen ise makamda iğreti durur, koltuğu dolduramaz. Dağları ben yarattım der gibi mağrurdur. Tepeden bakar çalışanlarına. Tek hedefi vardır, kendisini oraya getirenlerin gözüne girmek. Çünkü yapıştığı makamda tutunabilmesi efendisinin iki dudağının arasındadır. Bu yüzden bir dediğini iki etmez. Onun ricası emirdir onun için. O makamda kalabilmek ve layık olduğunu gösterebilmek için yapamayacağı yoktur. Takla at dese, onu da yapar. Gücünü makamından alır. Personelini çalışan bir birey olarak değil, emir eri olarak görür. Hatasında ipini çeker, yoksa hatası; kılı kırk yarar, bir hata bulmaya çalışır. Titiz olduğu imajı vermeye çalışır. Aslında titizliği mıymıntılığından ibarettir. Kusur örtmede gece gibi değil, açığa çıkarmak için gündüz gibidir. Suç bulmaktır tüm derdi. Bir hata bulsa mal bulmuş mağribi gibi sevinir. Bu işi yaparken "... Kim, Müslümanın ayıbını örterse, Allah teâlâ da onun dünya ve ahirette ayıbını örter..." (Müslim) hadisini görmez bile. Pekiyi hatası, kusuru, ihmali yoksa personelin? İşte o zaman kılı kırk yararcasına deşeler, yedi ceddini araştırır, acaba, nereden, nasıl bağlantı çıkarabilirim diye. Suç isnat edebilirse dört köşe olacak, hemen ipini çekecek, layık olmadığı halde kendisini oraya getirenlerin gözüne bir daha girecek, yerini sağlamlaştıracak, hatta daha da yükselecek. Geleceğini garantiye alacak. Çünkü şimdi suç isnat etmek modadır ya. Bulursa, ya da çamur atabilirse keyfine diyecek yoktur. Zira İrem Cennetine kavuşacaktır. Suç yamayabilirse işini ve görevini yapmanın huzuru içerisinde ardından kalkar bir de namazını kılar, tıpkı Hz Hüseyin'in kellesini Yezid'e getirdikten sonra iki rekat şükür namazı kılan komutan gibi. (Abdullah bin Habbab, hamile cariyesi ile birlikte onlarla karşılaşır; onu şehid etmekle kalmazlar, cariyesinin karnını deşerek onu ve karnındaki çocuğunu da şehid ederler. Bir süre sonra bu topluluk bir Hristiyan’a ait bir hurma bahçesine denk gelir, onlardan biri oradan bir hurma alır, ağzına koyar, arkadaşı “Allah’tan kork, o bir zimminin hurmasıdır” deyince hurmayı ağzından atar, hatta bir habere göre bir domuza denk gelir ve onu vurmak isterlerken onun yabani değil, bir Hristiyan’a ait olduğunu anlayınca onu öldürmekten vazgeçerler.)

Makamını kişiliğinden değil de koltuğundan alan bu kişiler kompleks sahibi kişilerdir. Adam yokluğundan getirilmişlerdir oraya. Hani koyunun olmadığı yerde keçiyi Abdurrahman Çelebi diye atarlarmış ya, işte öyle bir şey bunların gelmesi. Geldiğinin hissedilmesi kelle almasına bağlıdır, zira kelle avcılığı yapmak için getirilmiştir zaten buraya. Zaten bu durumda aranan adamdır bu gibileri. Çünkü yaptırılacak olanları kişilikli birine yaptıramazlar. Bu tipler, siyasetin, devletin kelle alma gibi bir niyeti olmasa da mücadele ediyorum imajı vermek için kendilerine pay çıkarırlar. Makamda kaldıkları müddetçe sesini çıkarır, indirilip kenara atılınca: "Ben bunu hak etmedim, halbuki ben şunu şunu yaptım" şeklinde başına geleni de kabullenmek istemezler.

Oturduğu makamda yapışık kalan bu tipleri anlatmaya çalıştım. Siz ne dersiniz bilmem ama ben bunlara Çingene Beyi derim. Samimidirler belki ama kafa yapıları tıpkı tarihte yaşamış, Müslümanların ve Hz Ali'nin başına bela olmuş Hariciler gibidir.

Bulunduğu makama hak ederek gelen, işinin ehli makam sahiplerinin gelmesi dileklerimle. 01/12/2016

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder