2000 öncesi idi sanırım. "B" sınıfı bir ehliyet almak için müracaat etmiştim. Bizden öncekilerin ehliyetleri eve teslim yapılırken ilk defa bizde kurs zorunluluğu getirildi. O kadar ciddiye alındı ki İlçe milli eğitim müdürü hafta sonu kurs merkezine gelerek bizzat kendisi yoklama alıyordu.
Kurs sahibi ve kurs öğreticilerinin iki sözlerinden biri "Bu sınavda asla yardım edilmeyecek, sınavdan kalabilirsiniz" şeklinde aba altından sopa gösteriyorlardı. Arabam yok, illaki ehliyetim olacak diye bir iddiam yoktu, ama görev yaptığım okulda dersine girdiğim bir öğrenci de vardı kursiyer olarak. Sınavı geçemesem öğrencimin yanında mahcup olmak da vardı. hele bir de okula gelip "Hocamız geçemedi, ben geçtim" derse yandın oğlum Ramazan dedim. Sürücü kursunun verdiği kitaba iyi bir çalıştım mecburiyet karşısında.
Sınav günü geldi çattı. Sınavı yaptım çıkacağım zaman cevaplar söylenmeye başladı. Oturdum, seçeneklerimi kontrol ettim. Bir seçeneğin dışında bütün seçenekler doğru idi. Söylediğiniz ilk sorunun cevabı yanlış, "B" değil, "C" olacak dedim. "Ben ne bileyim kardeşim, bana verilen seçenekler bunlar" dedi başımızdaki gözetmen. Yaptığım seçenekleri hiç düzeltmeden cevap anahtarını verip çıktım. Trafik ve İlk Yardım dersinden 100 almıştım, Sağlık Bilgisi sanırım 98, Motor ise 92-94 idi sanırım. Yazılıyı geçtim, en azından öğrencimin yanında mahcup olmamıştım.
Direksiyon sınavına hazırlamak için araba sürmeyi bilmeyen benim gibi 3-4 kişi vardı. Kurs merkezi bizi trafik eğitiminin yapıldığı piste götürerek arabayı kaldırmayı, belli bir süre götürmeyi ve durdurmayı öğretti.
Direksiyon pistine gitmek için kurs merkezine gittim. Benimle beraber aynı araca bizi sınav yapacaklar da bindi. Sessiz bir şekilde ilerliyoruz. Hem sessizliği bozayım, hem de şaka yapayım diye aracı süren kurs sahibine: "Direksiyon hangisi idi" diye sordum. şakadan anlayanın hali başka: "Unuttun mu hocam, işte şu" diyerek vitesi gösterdi. Yanımızdakilerin ciddiyetine rağmen kurs sahibiyle gülüştük.
Heyecanla piste vardık. Biz varırken çoğu polis nezaretinde önce gelenler imzasını atıp gidiyorlardı. Polisler bana da "İmzanı at" dedi. Tam imzamı atacağım zaman aynı araçla geldiklerimden biri: "Daha araba sürmeyi bilmeyenler var, nereye gidersiniz" diye itiraz etti. Bu ses oradaki herkeste bir soğuk duş etkisi yaptı. Kimse ne diyeceğini bilemedi. Polis: "Giden gitti" diyebildi. Ben benimle beraber gelen sonradan bizi sınav yapacak kişiler olduğunu öğrendiğim kişilere dönüp: "Sizin kastettiğiniz kişi galiba benim, buyurun aracıma, süreyim" dedim. hazır bekliyorlarmış, araca bindiler. Sür dedikleri yere kadar sürdüm. Sonra geri geldim. "Yeter mi" dedim. "Tamam" dediler, sonra arabayı park edip imzamı attım ve oradan ayrıldım. Bir kaç ay sonra gerekli evrakı hazırlayarak ehliyetimi alabildim. Arabam yoktu ama bir gün nasip olur inşallah dedim kendi kendime.
Niyetim ehliyeti nasıl aldığım değildi. Sağlık Bilgisi dersini bir eczacı veriyordu kurs merkezinde. "Kaza anında soğukkanlı olmak lazım, panik olmamalı..." şeklinde dersini işlerken parmak kaldırdım: "İyi de hocam kaza olduğu zaman soğukkanlı olmayı bizim toplum pek kabullenmez. üzüldüğümüzü belli etmek için mutlaka iki elimizi dizlerimize vurup bir o yana bir bu yana koşmamız lazım, yoksa bizi ayıplarlar" demiştim. Bu vesileyle ölümüne derse gelen kursiyerler biraz gülümsemişlerdi. Hoca da hak verip: "Maalesef bizde öyle, ellerini yana vurmazsan üzülmüyor" muamelesi görürsün, demişti.
21/10/2016 günü okuldan geldikten sonra evde abdestimi alıp camiye gitmek için evden hareketlendiğimde ani fren yapan bir araç sesini duyunca, kaza oldu sanırım dedim. Caddeye çıktığımda kalabalığı görünce kaza olduğunu anladım. yanlarına vardığım zaman ambulans da gelmişti bu arada. İhtiyar bir amcaya vurmuştu bir taksi. Amcanın bastonu kırılmış, kendisi ise bastonunu da bırakmamış yerde oturuyordu sersem bir şekilde. Bir evden bir hanımefendi bir bardak su getirdi. Amca suyu içti. Bu arada oğlu olduğunu sonradan anladığım amcanın evladı geldi. Anlaşılan telefon açılmıştı kendisine. Babasına: Nasıl oldu, geçmiş olsun, ağrıyan ve sızlayan bir yerin var mı" demeden, "Sana kim vurdu" dedi. İhtiyar amca, elinden bırakmadığı kırık bastonuyla vuranı işaret etti. Oğlu hemen adama yöneldi, yakasından tuttu, bir kaç el salladı. Bekleşenler neye uğradığını şaşırdı, kısa bir duraklamadan sonra kazayı gören birkaç kişi araya girip kavganın büyümesine engel oldu. Bir kaç yumruk yiyen sürücü ise: "Arkadaş ben kaçtım mı sanki" diyebildi. Uzaklaştırılan babanın evladı ise: "Daha sana göstereceğim" diye elini sallıyordu durmadan.
Kalabalık durmaya devam ederken camiye doğru yöneldim. Kazazedenin evladının yaptığını görünce 15-20 önce ehliyet kursunda Sağlık hocasının: "Soğukkanlı olmak lazım" sözü aklıma geldi. Hata sürücü de miydi, yoksa görünüşünden yürümekte zorlanan amca da mı idi bilmem. Ama olan olmuş, şükür ölen yok. Herkes ayakta. Böyle bir durumda oğlu yangına körükle gitmeye devam ediyor. Güya babasını korumuş olacak. Madem bu kadar babanı düşünüyorsun, bu yaşlı amcayı kendi başına camiye niye gönderdin, yanında ya da peşi sıra niye gitmedin dedim kendi kendime camiye girerken. Nedense sorunlarımızı şiddet uygulamadan halledemiyoruz. Ufacık bir kaza, büyük yaralar açabilirdi.
Her birimizin bu şekilde veya daha büyük kazalara sebebiyet verebiliriz. Bu tür durumlarda Sağlık hocamızın dediği gibi "Soğukkanlı olmak" lazım vesselam!.. 23/10/2016
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder