16 Ekim 2024 Çarşamba

İş Bitirici Bir MESEM Öğrencisi

Pazartesi hem 10 saat dersim var hem de nöbetçiyim. 
Dersim ve nöbetim bitti. Katı boşalttım. Yanık ışıkları kapattım. Bir müddet bekledikten nöbet defterini imzalayıp okuldan ayrıldım. 
Yolda giderken elime telefonu aldım. Baktım, kayıtlı olmayan bir numaradan aranmışım. Döndüm kimdir diye. Açmadı. Kimse, bir daha arar dedim.
Ne yapayım derken okula yakın bir ekmek fırınından ekmek alayım dedim. Fırın okula 600-700 adımlık bir mesafede. Bu fırını da bir öğretmen arkadaş önerdi. Nasılmış ekmeği bir bakayım istedim.
Fırının önünde uzun bir kuyruk. Bir an için ramazan ayında mıyız yoksa? Bu insanlar da pide kuyruğuna girmiş sandım. 
Dedim öğretmenin önerdiği kadar varmış. Bu fırın demek ki çok meşhur. 
Biraz sıra bekledikten sonra ekmeği aldım. Eve doğru yürümeye başladım. Az önceki kayıtsız numara tekrar aradı: 
"Hocam, ben 9A elektrik sınıfından falanım. Okuldan çıktınız mı" dedi. 
Çıktım, biraz uzaklaştım dedim. 
"Hocam, son dersimiz boştu. Çantamı okulda, sırada unutmuşum. Ben dolmuştayım, eve gidiyorum. Dolmuşta aklıma geldi unuttuğumu. Çantam çok önemli. Geri dönme imkanım yok. Haftaya gelinceye kadar kaybolabilir. Sizi aradım mecburen" dedi. 
Bilmeyenler için söyleyeyim. Arayan öğrenci mesleki eğitim merkezi öğrencisi. Eskinin çıraklık eğitim merkezi. Bu öğrenciler haftada bir gün merkeze geliyorlar. Diğer günler staj yaptığı işyerinde çalışıyorlar. Aynı sınıfı haftanın her günü farklı farklı bölüm öğrencileri kullanıyor. 
İyi, ben çantanı alayım. Öğretmenler odasına koyayım. Oradan alırsın dedim. 
Geri dönüp okula gittim. Öğrencinin sınıfına çıktım. Oturduğu sıraya baktım. Çanta namına bir şey yoktu. Alt göze, diğer sıralara baktım. Gözüm sırt çantası arıyor. Çünkü gençler şimdi böyle çanta kullanıyor. Yoktu. Sadece öğrencinin oturduğu sıranın aynı hizasında sıra üstünde resim çantasına benzer ince ve büyükçe bir çanta vardı. Bu olabilir mi diye fermuarı açıp baktım. A3 kağıdı ebatında kağıtlar vardı içinde. Kağıtlarda çizim mi var, proje mi bilmiyorum. Sanırım bu değildir dedim. 
Öğrenciyi aradım. Burada çanta namına bir şey yok. Büyük resim çantası gibi bir çanta var. Bu değil herhalde dedim. 
"Hocam, bir sapı kırık çanta" dedi. 
Benim, olamaz ve çantaya benzetemediğim çantaya tarif uyuyordu. Tamam, bu o zaman. Alıp dediğim yere koyuyorum dedim. Çok teşekkür etti. 
Okuldan çıkıp gecikmeli olarak elimde ekmek evimin yolunu tuttum. 
Yolda giderken akşam akşam yorgun argın bir durumda bana iş çıkaran bu 9.sınıf öğrencisini düşündüm. Çocuk bana iş çıkarsa da işini çıkardı. Helal olsun. Özgüvenini ve iş bitiriciliğini takdir ettim. Aç kalmaz bu çocuk. İşini bir şekilde çıkarır. Her şeyden önce doğallığı yeter. 
Bu durumda ben olsam, ne yapardım? Öğretmeni arayamadım bir defa. Evi okula yakın bir arkadaşım varsa onu arardım. Yoksa dolmuştan iner. Geri okula gelir, o çantayı alırdım. Eve ne zaman varırım artık şimdiden kestiremiyorum. 
Akşam yemeğinde tavsiye üzerine aldığım ekmeği test ettim. Gerçekten güzel ekmek. Bugüne kadar bu fırını öğrenmemek benim eksikliğim. Ki Konya'da kaliteli ekmeği ara ki bulasın. Bu ekmeği tatmak isteyenler için fırının yeri Eski Meram Sanayidedir. 

15 Ekim 2024 Salı

İyi Polis Daima Kazanır

Kulakları çınlasın. Tanıdığım bir müdür vardı. Bir öğretmene bir tavrı yüzünden inceleme ve soruşturma başlatmak istedi. Dedim, bence soruşturmaya, işi resmiyete dökmeye gerek yok. Öğretmen gelince görüşüp bir dinleyelim. Diyalog yoluyla bu sorunu çözmeyi deneyelim.

Dedi, sen istersen konuş. Ben soruşturma açacağım.

İlgili personeli çağırarak soruşturma talimatı için onay yazısı hazırlamasını, muhakkikler olarak da falan müdürü yazmasını söyledi.

Onay alınıp muhakkik işe başlayınca, hakkında inceleme başlatıldığını öğrenen öğretmen hem durumunu anlatmak hem kastının olmadığını belirtmek hem de özür dilemek için müdürün makamına gelir.

Öğretmen gelince beni de çağırdı müdür. Soruşturma açtığımız öğretmen geldi diye.

Odaya girdim müdür ve öğretmen oturuyorlar.

Selam verip yanlarına oturdum. Müdür bana öğretmeni tanıttı. Hoş geldin dedim.

Ardından müdür sözü aldı. Hocam, ben soruşturma açmayalım dedim ama Ramazan Hocam açalım dedi. 

Ne ben yanlış duydum ne de siz yanlış okudunuz. Durum aynen böyle oldu.

Şaşırdım doğrusu. Ama hiç bozuntuya vermedim. Sanki inceleme ve soruşturma açılmasını isteyen benmişim gibi öğretmene yüklendim. Durum şöyle şöyle. Belki bir kastın yok ama biz kasıt gördük. Keşke böyle olmasaydı, yaptığın hareketi yapmadan önce durum böyle böyle diye bir haber verseydin. Hakkında inceleme başlatılması, suçlu olduğun, mutlaka ceza alacağın anlamına gelmez. Muhakkiki ikna edecek şekilde güzelce ifadeni ver. Belki ceza teklif etmeyecek, inceleme boyutunda kalıp dosya kapanacak. Ceza teklif etse bile bitince disiplin amiri olarak dosyan müdür beyin önüne gelecek. Müdür bey cezayı vermeyebilir veya bir altını verebilir meyanında bir şeyler söyledim. 

Bir taraftan da çaylarımızı yudumluyoruz. Artık ne dedim ise çayını içse de ilk defa soruşturma geçiren öğretmenimiz baya bir tedirgin oldu.

Öğretmene aba altından sopa gösteriyorum ama aklımın bir köşesinde soruşturma açılmasını ben mi istedim yoksa müdür bey mi, acaba ben istedim de unutmuş olabilir miyim vardı. 

Öğretmen iyi dilek temennisi ile yanımızdan ayrıldı.

Öğretmen gittikten sonra ben de bir dışarı çıkıp tekrar müdür beyin yanına geldim. Sayın hocam, bu öğretmene soruşturma açalım diye ben mi söyledim yoksa siz mi söylediniz ya da ben mi yanlış anladım. Şunu bir daha duyabilir miyim sizden der demez müdür gülmeye başladı. Ben istedim dedi.

Eee dedim.

Birimiz iyi polis, birimiz de kötü polis olacak. Ben iyi polis olacağıma göre sen de kötü polis olacaksın. Beğenmedin mi rolünü yoksa dedi. Hem de nasıl beğendim. Varsın ben kötü polis siz de iyi polis olun. Çünkü kötülük bana iyilik de size yakışır dedim.

Öğretmen hakkında kanaatin ne? Bir ceza düşünüyor musun dedim.

Yok. Sadece gözü biraz korksun dedi.

Muhakkik soruşturma dosyasını kısa zamanda hazırlayıp teslim etti. Yanlış hatırlamıyorsam, kınama ya da uyarı teklif edilmişti.

Öğretmeni yanıma çağırıp önüne boş kağıt verdim. Hocam, son savunmanı yazıp ver şöyle güzel ve ikna edici cümlelerinle dedim.

Otururken yazıp verdi.

Geçmiş başarıları göz önünde bulundurulduğundan ve verilen savunma yeterli görüldüğünden, cezaya gerek olmadığına yazısını yazdırıp öğretmene tebliğ ve tebellüğ ettik.

Şubat ayında açılmıştı bu soruşturma. 

Yıl sonunda başarı belgesi verilecek öğretmenler arasında bu öğretmeni de teklif ettik. 

Başarı belgesini alınca yanıma uğradı. Hocam, ben bu işi anlamadım. Hem soruşturma açıyorsunuz hem de başarı belgesi veriyorsunuz dedi. Biz hem soruşturma açarız hem de ödüllendiririz. Biz önce döveriz sonra da severiz dedim. Aynı soruyu başarı belgesi teklifinde bu öğretmenin ismini gören şef de söylemişti.

Önce soruşturma açtığımız sonra da ödüllendirdiğimiz öğretmen kötü polis rolüme rağmen her daireye uğradığında odama uğrar, çayımızı yudumlar, laflardık. Laf arasında, hocam bana soruşturma açtınız, hiç unutamıyorum, çok zoruma gitti derdi hep. 

Gördüğünüz gibi karşınızda bir kötü polis duruyor.

Soruşturma emrini veren müdür mü? O hep iyi polis rolü oynadı. Bu rolünden dolayı o hep kazandı. Çünkü iyiler kazanır. Beni sormayın, ben hep kaybedenlerden oldum.

Savunma Sanayii Destekleme Fonu’nu desteklemek amacıyla 100 bin limitli kredi kartlarından alınması düşünülen 750 lira içerikli kanun teklifi, görüşmenin ardından detaylı incelenmesi gerekçe gösterilerek Mecliste geri çekilince -kimseyi iyi/kötü polis olarak töhmet altında bırakmadan- nedense bu anekdot aklıma geldi. Evet, iyiler özellikle iyi polisler daima kazanır. Siz siz olun, hep iyi polis olun. Nasılsa kötü polis her daim bulunur. Bulamazsanız, emrinize amadeyim. 

14 Ekim 2024 Pazartesi

500 ml'lik Pet Su Şişesi

Zincir marketlerin birinde Sarnıç marka 500 ml'lik bir pet şişe suyu satılmakta. Suyun fiyatı diğer marka ve marketlere göre çok hesaplı.
Hesaplı olunca haliyle albenisi var. Alan alana. 
Ben de bu kervana katılanlardanım. 
Aldım mı paketiyle alırım. Evden çıkarken bir şişe alıp çıkıyorum. Susayınca şuradan bir su alayım gibi bir derdim olmuyor.
Bu arada hem aynı marka sular hem de farklı su marka fiyatları marketten markete fark ediyor.
Farklı markalardaki fiyat farkını anlarım da aynı marka sulardaki fiyat farkı ister istemez dikkat çekiyor. Kantin, büfe, market tutturabildiği fiyata satıyor. 
Sanırım serbest piyasayı yanlış anlıyoruz.
Adı üzerinde 500 ml'lik su var pet şişelerin içinde. Ayrıca masraf gerektirecek bir katkı maddesi konmuyor şişenin içine. 
Masraf olarak su ve pet şişe maliyeti var.
Suyun maliyeti hepsinde üç aşağı beş yukarı belli. Geriye sanırım pet şişe kalıyor. Sanırım fiyat farkı da pet şişeden kaynaklanıyor. Bunu da aldığım Sarnıç marka sudan biliyorum. Çünkü Sarnıç marka suyu elime aldığımda kapağını açmak bir dert. Kapağı açınca içmek bir dert. Çünkü pet şişe demeye bin şahit lazım. Bir masanın üzerine koyduğun zaman ayakta zor duruyor. İçerken ya da eline aldığında o kadar ses yapıyor ki yanındakileri rahatsız etmemesi ve kulak tırmalamaması mümkün değil. Belli ki Sarnıç markanın şişesi çok adi. Ucuzluğu da bundan kaynaklanıyor olmalı.
Ucuz olduğuna göre belli ki kalitesiz. Öyle zannediyorum, insan sağlığını tehdit eden yönü de vardır.
Bazı pet şişelerin kaliteli olduğu eline alınca belli oluyor. Eline alır almaz içine geçmiyor ve koyduğun zaman düşmüyor. İçerken başkasını rahatsız edecek şekilde ses çıkarmıyor.
Bu pet şişelerin bir kriteri yok mu acaba? İşletme istediği şekilde böyle adi şişeleri üretebiliyor ve piyasaya sürüyor belli ki.
Hepimiz biliyoruz ki en sağlamına varıncaya kadar plastik kaplar dahil kanserojen özelliğini bünyesinde barındırıyor. Ne kadar adisi kullanılıyorsa öyle zannediyorum, o pet şişe daha fazla kanser riskini tetikliyor. 
Bu işe kim, devletin hangi kurumu bakıyor bilmem. Tarım Bakanı mı yoksa Ticaret Bakanı mı artık. Bu pet şişelerin bir kriteri olmalı. Firmalar da bu kural ve kritere uymalı. Çünkü sağlık her şeyin başı. Bu işler firmaların vicdanına bırakılmayacak kadar önemlidir. 
Hoş, neyimiz düzgün ki pet şişelerin bir kriteri olmalı. Çivisi çıkmış bu ülkenin maalesef. 

13 Ekim 2024 Pazar

Ya Vatan Ya Büyük Rakı

Savunma Sanayii Destekleme Fonu'na destek olmak, İsrail saldırısına karşı daha güçlü olmak için Meclise verilen yasa teklifine göre kredi kartı kullanıcılarından kart limiti yüz ve üstü olanlardan yılda bir kez ocak ayında alınması düşünülen 750 TL malum kesim tarafından eleştiri bombardımanına tutuldu.
Kanun koyucu ve çıkarsa kanunu uygulayacak hükümet bu tepkilere ne diyecek derken bereket bir memleket sevdalısı çıktı. Düzenlediği basın toplantısında bu paraya karşı çıkanlara verdi veriştirdi.
Öyle zannediyorum, bu basın açıklamasının ardından tepkici kesim, bu tepkisinden vazgeçer de savunma sanayimiz güçlenir. İsrail bize karşı saldırmayı aklının ucundan geçirmeye kalktığı zaman "Ben ne yapıyorum. Bu ülke insanı Savunma Sanayi Fonu'na 750 lira destek çıktı. Aklımı başıma almalıyım" der de bize saldırmaya kalkmaz.
Artık bu basın açıklamasından sonra bu yasa teklifi yayımlanır yayımlanmaz 100 bin limitli her vatandaş ya gider 750 lirayı yatırır ya da gider bu parayla büyük rakı alır, demlenir.
Açıkçası bu basın açıklamasından önce tepki gösterenlerdendim. Şimdi hiç olmadığı kadar ikna oldum bu ilahiyatçı genel başkanın açıklamasından.
Evet, benden 750 lira çıkacak ama verdiğim bu paradan dolayı ülkem bir Irak bir Suriye bir Filistin olmayacak.
Bu arada bu ülkeler kredi kartı limitine zamanında 750 lira vermediği için mi bu hale geldiler, pek anlamış değilim. Genel Başkanın açıklamasından, vermemişler ki başlarına bu geldi diye anladım.
Bu arada bu 100 bin limitli kredi kartları epeydir var. Niye daha önce düşünülmedi? Bunu anlamış değilim. Çünkü zamanında bu kanun teklifi çıkarılsaydı da bizler 750 liramızı verseydik de İsrail kös kös yerinde otursaydı da biz bugün İsrail tehdidini konuşmasak olmaz mıydı?
Bu parayı zamanında verseydik de ülke savunma sanayii güçlenseydi de ülkenin savunma sanayii güçlü olduğu için 2025 yılının Ocak ayında, elimizdeki 750 lirayı alıp bir büyük rakı açtırıp demlenseydik iyi olurdu ama ne edersin ki zamanın kanun koyucuları bunu düşünememiş.
İyi de ben bu zıkkımı bugüne kadar hiç içmedim. Bir ilahiyatçı gidip büyük rakı alın dediğine göre sanırım fetva vermiş oldu. Günah münah bilmem. Bobalı boynuna artık.
Acaba bu büyük rakı kaç para? Gidip bir içki satan yere sorsam, adam sende mi amca dese ne diyeceğim. Ayrıca içki satan dükkan nerede var civarında? Haydi bulup aldım diyeceğim. Bu şişeyi dışarıya nasıl çıkaracağım? Mutlaka bir eski gazetenin içine sarmam gerekecek. Haydi gazeteye de sardım diyelim. Nerede içeceğim bu zıkkımı. Eve getirsem hanım eve almaz. Üstüne bir de ilahiyatçı olacaksın, millete haram diye anlatıyorsun. Tü sana dese, al başına belayı. Aile saadetini ara ki bulasın bu durumda. Haydi aile saadetini bozma uğruna alıp eve geldim. Bu zıkkımı içmek için sanırım bir de kadeh lazım. Evde kadeh yok. Evdeki bardaklardan biriyle içeyim desem, şerefe diyecek kimse yok. Bu zıkkım da yalnız içilmez ki. 
İçtim diyelim. Bilin ki evde içki içilen bardak çöpe atılır. Takım bozulduğu için gidip bardak takımı almam gerekecek. Gördüğünüz gibi masraf hepsi. 
Durun yahu. Bu rakı tek başına içilmez. Yanında meze de olması lazım. Mezede neler olur bilmem ama zannımca meze de pahalıdır. 
İçince bir de içince kafayı bulup zil zurna sarhoş olursam, apartmandaki konu komşuya sataşırsam, apartmanda yaşatmazlar beni. Hanıma, şu kocana bak derler. 
Haydi kapıyı kilitledim. İçtim kafayı buldum. Evde abuk sabuk konuştum. 
Ya sonra? Bir de bu rakı bağımlılık yaparsa yandım. Çünkü içip içip demleneceğim sürekli. Bu durumumu gören sarhoş yine geliyor diyecek. 
Düşünüyorum taşınıyorum. Bu 750'yi vermemek için büyük rakı içmek bana hiç masum gelmiyor. Hem şişede durduğu gibi olmayacak bu zıkkım hem de 750'yi geçecek şekilde çok masraflı olacak bana. 
Bu arada bu ilahiyatçı genel başkan nereden biliyor büyük rakı bedelini ki 750'yi vermeyecek vatan düşmanları gidip büyük rakı alsın dedi? Yoksa sık sık gidip alıyor mu bu mereti?
Bu arada içki bayisine gitmeden İnternete girdim. Büyük rakı fiyatlarına baktım. Meraklılar için resim formatında listeye yer verdim. 
Neyse işin içinden çıkamayacağım. En iyisi teklif yasalaşsın. 750'yi bayılayım. Hem savunma sanayii güçlensin hem ülkem Irak, Suriye ve Filistin gibi olmasın hem içkiyi ağzıma sürmemiş olayım hem kimse bana serhoş demesin hem aile saadeti bozulmasın hem de 750 lira için vatan haini olmayayım. Ayrıca vatan elden giderse 100 bin limitli kredi kartım nerede geçerli olacak değil mi? 
Son söz olarak yılda bir kez fonu destekleyeceğim. Ya bir de vermeyip yerine rakı alırsam, inanın yanarım. Çünkü rakı yılda bir içilmez. Her gün içilir. Bu da hem madden hem de manen bittiğimin ilanı olur. 

12 Ekim 2024 Cumartesi

Sami Hoca

Sami YÜCE
İçi nasıldı bilmem ama dışa karşı şen şakrak biri idi. 
Bulunduğu ortamlarda insanları güldürmeyi becerirdi.
Şaka yapar, şakadan da anlardı. Çağın yaşatan Nasrettin hocasıydı. 
Girdiği ortama çabuk intibak sağlar, insanlarla hemen iletişim kurardı. 
Uzaktakileri belirli periyotlarla telefonla arayarak hal hatır sorardı. 
İnsan canlısı biri idi. Herkesin derdi ile dertlenirdi. 
Büyükle büyük, küçükle küçüktü. 
Eli açık biriydi. Yedirmekten, izzet ve ikramdan kaçınmazdı.
Dinlendik, Avcıtepe, Habiller, Güneysınır İlçe Müftülüğünde, Güneybağ ve Mevlana Mahallesindeki camilerde görev yaptı. 
Görevine sadık biri idi. Mesaisi namaz vaktinden namaz vaktine değildi. Namaz harici bile camideydi.
Görev yaptığı camileri tertemiz tutar, camlarına varıncaya kadar caminin temizliğini yapardı. 
Paraya önem vermediğinden midir para yönünden yüzü pek gülmedi. Paraya ihtiyacı olduğunda kredisi vardı. Kimden borç istese eli boş dönmezdi. Şu gün vereceğim derdi. Borcun günü geldiğinde gerekirse başkasından borç bulur, o kişiye olan borcunu kapatırdı. 
Biraz borç ver dediğinde, bende yok ama senin için başkasından borç bulayım derdi. 
İhtiyacı olanları görür gözetirdi. Gerekirse onlar için başkasından yardım isterdi. 
İçi merhamet yüklüydü hep. 
Emekli olduğunda iki evi birden oldu. 
Annesinin ve babasının rahatsızlığında ziyaretini ve onlara bakımını ihmal etmedi. 
Yük olmadı, yük aldı hep. 
Birer yıl arayla önce babasını, ardından annesini gönderdi. 
Emekli oldu. Tam rahata kavuşacağım derken kendisi beyin kanaması geçirdi. 
Geçirdiği beyin kanamasıyla sevenlerini üzdü. 
8 ay yoğun bakımlarda kaldı. Uyanamadı ve yarım asrı geçen ömrünün ardından daha genç denebilecek bir yaşta; 2022'de babasını, 2023'de annesini uğurladıktan sonra 2024 yılında da (08.10.2024) benden bu kadar deyip kendisi de vefat etti. 
Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun. Sevenlerinin ve yakınlarının başı sağ olsun. Razıydık kendisinden. 

Katılma Payı *

TBMM Başkanlığına sunulan yeni kanun teklifine göre 1 Ocak 2025’den geçerli olmak üzere Savunma Sanayii Fonu için “Katılma Payı” adı altında yeni kaynak aktarımı düşünülüyor. Buna göre;

Kredi kartı limiti 100 bin ve üzeri olan her kredi kartı sahibinden yılda bir kez 750 TL. 

Gayrimenkul alım satımında alıcı ve satıcıdan ayrı ayrı 750 lira, tapuda yapılan diğer işlemlerden 375 lira, 

Noterlerde yapılan sıfır araç tescillerinde 3.000 lira, ikinci araç alım satımında 1.500 lira, diğer işlemlerden 75 lira, 

Motor gücü 6 kW ve altında olan motosikletler de motorlu taşıtlar vergisinin kapsamına alınacak. Bunlar tarifenin en düşük tutarı ile vergilendirilecek.

Savunma Sanayii Destekleme Fonu’nu desteklemek için alınacak “Katılma Payı” bu kadardan ibaret değil. Dikkat çekenleri almakla yetindim. 

Bu kanun teklifini bazıları eleştirecek olsa da iyi düşünülmüş ve yerinde bir teklif olduğunu belirtmek isterim. Teklife getireceğim tek eleştiri gecikmiş bir teklif olması. Neyse gecikmiş de olsa teklifi verenin emeğine sağlık. Vergiye dair böyle başka fikirleri varsa gecikmeden yine teklif vermesini hiç olmadığı kadar arzu ediyorum. Çünkü İsrail tehdidi bu ülke için her zaman vardı.

Bir diğer husus da bu Katılma Paylarının 1 Ocak 2025’den itibaren geçerli olması. Bu da yanlış. Çünkü mesele memleketin savunması ise hemen yürürlüğe girmeli. Çünkü zaten gecikmiş bir teklif. Daha da gecikme olmamalı. 

Yerinde bir teklif olmasına rağmen bazılarının ağzını büzmek mümkün değil. Konuşup eleştirecekler. Varsın eleştirsinler. 

Belki de en fazla eleştirilecek olan yüz bin limitli kredi kartlarından alınacak 750 TL olacak. Halbuki defaten yılda ocak ayında alınacak 750 lira güne vurulsa, günlük 2 liraya gelir. 2 lira dediğin nedir ki. Dilenciye bile verilmiyor bu para. Bir tuğla parası bile değil. 

Aynı şekilde gayrimenkul alış ve satışlarda da alınacak 750 lira da mesele edinilecek bir rakam değil. 

Araba alım ve satımda alınacak olan da hakeza. 

Hele daha önce motorlu taşıtlar vergisine tabi olmayan motosiklerden de para alınacak olması sevindirici. Yolda, çarşı ve pazarda yanından geçerken, motoru bağırırken bizim anamız çok ağladı. Hatta bunlardan motosikletin bağırma gücüne göre para alınmalı. 

Yazımı sonlandırırken bu teklif daha yasalaşmadan savunma sanayimize katkı olması bakımından bazı önerilerde bulunmak istiyorum ki teklif görüşülürken dikkate alınsın. 

Sadece 100 bin limitli kredi kartından değil, limiti ne olursa olsun her kredi kartından 750 lira alınmalı. Böylece Katılma Payı tabana yayılmış ve her vatandaş bu payı ödemiş olur. 

Gayrimenkul alım ve satımlarda yüzde 2 emlakçı komisyonu kadar bedelin tapu esnasında alınması. Adam koca arsa alıp satıyor. 750 lira ne olur ki onlar için. 

Araba alım satımlarında alınacak 1500-3000 lira almaktan ziyade, satış bedeli üzerinden yüzde iki Katılma Payı alınmalı. 

O kadar da değil demeyin tekliflerime. Hele şaka yapıyorsun hiç demeyin. Bilin ki hiç olmadığı kadar ciddiyim. Şaka yapıp yapmadığımı yarın İsrail ülkeye saldırsa görürsünüz. Ülke elden gittikten sonra aldığınız gayrimenkul, kullandığınız yüksek limitli kredi kartı ne işinize yarayacak? Öyle değil mi?

*14.10.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

11 Ekim 2024 Cuma

Zengin İbadeti

"2025 yılı haccı için kayıt güncelleme hakkınız olduğu halde hala kaydınızı e-Devlet üzerinden güncellemediğiniz görülmektedir. Kura hakkınızın kaybolmaması için 16 Eylül 2024 tarihine kadar kaydınızı güncellemeyi unutmayınız (Hatırlatma-8). DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI"

"2025 yılı haccı için kayıt güncellemenizi hala e-Devlet üzerinden güncellemediniz. Bu son hatırlatma olup başvurular 27.09.2024 (yarın) sona erecek ve uzatma yapılmayacaktır. Kaydınızı güncellemeyi unutmayınız. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI"

"Sayın Hacı Adayımız, Hac kayıt güncelleme işlemleri yoğun talep üzerine 7-11 Ekim 2024 tarihleri arasında e-Devlet portalı üzerinden yeniden açılmıştır. 2025 yılı hac kayıt yenileme işleminizi şu ana kadar yapmadığınız görülmektedir. Kayıt yenileme işleminizi 11.10.2024 (Cuma) günü saat 23:59'a kadar yapabilirsiniz. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI B018"

Yukarıdaki mesajlar Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından şahsıma gönderilen mesajlar.

DİB daha önceki yıllarda hac için müracaat edenler için her yıl kendisi güncelleme yaparken 2025 yılında hacca gidecekler için daha önce hac başvurusu yapanlara, 2024 yılında başvuru güncellemesini e devlet üzerinden her hacı adayının kendisinin yapmasını istedi. 

Diyanet niçin böyle bir değişikliğe gitti? Çünkü kurada hac çıkmasına rağmen mali durum yani haccın maliyetindeki artış dolayısıyla hakkından feragat edenlerin sayısında o kadar artış oldu ki Diyanet yedekleri çağırdı. Belki yedeklerden çoğu da gitmeye cesaret edemedi. 

İşte Diyanet, yedekleri çağırmaktansa mali yükün altından kalkabilecek gönüllü hacı adaylarına imkan sundu. Yukarıda kopyalayıp yapıştırdığım mesajlardan da anlaşılacağı üzere Diyanet hac güncellemeyi üçüncü defa uzattı. Daha doğrusu uzatmak zorunda kaldı. Her ne kadar 11 Ekim 2024 tarihine kadar süre verilen üçüncü uzatmada “yoğun talep üzerine” dese de gazın ayağı öyle değil. Belli ki güncelleyen hacı adayları sayısı, ülkeye verilen hac kontenjanının altında kaldı. Bunun başka bir izahı olamaz. Değilse niye üçüncü kez süre uzatımına gitsin. Üstelik ikinci süre uzatımında “başvurunuzu güncelleyin” mesajının dışında ayrıca ilçe müftülüğü tarafından hem şahsım hem de eşim telefonla aranarak güncelleme yapıp yapmayacağımız soruldu. 

Bir zamanlar insanımız hacca gitmek için yarışırken, nasılsa 8-10 sene önce sonra sıra geliyor, şimdiden başvurayım derken ve hac çıktığı zaman parası olmasa bile borç bulup hacca giderken, şimdi ne oldu da o kadar hac başvurusu olmasına rağmen insanımız başvurusunu güncellemiyor? 

Bunun tek cevabı var. Bu zamanda hacca gitmek bedel ister. Öyle önüne gelen hacca gidemez. Çünkü bir kişinin haccı 8-9 bin dolar. Fırsat bu fırsat, borç bulup gideyim devri de geçti. Çünkü pek az insanımız dışında, bu 8-9 bin dolar bir servet niteliğinde. Bugün karı koca hacca gitmeye kalksa bir 15 bin doları gözden çıkarması gerekir. 

Garibime giden bir zamanlar beheri 3000 dolar olan hac maliyeti döviz bazında nasıl bu kadar artar? TL bazında artışı anlarsın. Çünkü paramız pul, enflasyon var. Eh dersin. 

Uzatmayayım. Bir zamanlar yol bulup gidebilenlerin ibadeti olan hac, tam bir zengin ibadeti olup çıkmıştır. Fakirden, memurdan, asgari ücretliden, emekliden, memurdan, orta direkten düşmüş bir ibadettir. 

Hasılı bir zamanlar İslam’ın şartı beş. Hac, zekât zenginin. Geriye kaldı üç farz. Fakirin kelimeyi şehadeti, namazı ve orucu var denirdi. Hastalık veya başka sebeplerle oruç tutanlarda hiç olmadığı kadar azalma var. İndi İslam’ın şartı ikiye. Namaz kılanlar da aynı şekilde azaldı. Adeta camiler boşaldı. Geriye kaldı bir tek kelimeyi şehadet.

Nerede nereye...